Avrupa Anayasası

 

           

             Devletimizin kuruluşunun 81. yıldönümünü kutladığımız 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’nda, “Avrupa Anayasası Nihaî Senedi”ni imzaladık. Bu, millî devletimizin değerini ve işlevini kaybetmesi; AB’ye girildiği anda siyasî varlığının sona ererek yerine “Avrupa Devleti”nin geçmesi demek değildir.

X X X

            AB Anayasası’na imza konulmasının en önemli tarafı, bu Anayasa’nın öngördüğü yüksek insanî değerlerin paylaşılmasıdır. Böyle olunca, Avrupa Anayasası, genişletilmiş AB coğrafyası sınırları içerisinde, Birleşmiş Milletler Antlaşması’nın, İnsan Hakları Evrensel Beyannâmesi’nin ve diğer uluslararası metinlerdeki anlayışın geliştirilerek devam ettirilmesi çerçevesinde ele alınabilir. Nitekim, Anayasa’nın 2. maddesinde AB’nin değerleri, “Birlik, üye ülkelerin ortak değerleri olan insan haklarına saygı, özgürlük, demokrasi ve hukuk düzeni üzerinde kurulmuştur” ibaresiyle belirtilmiştir.

            Türkiye’nin böyle bir metne imza atması, Atatürk’ün “muasır medeniyet seviyesi”ne ulaşma hedefinin gerçekleştirilebilmesi için ciddî bir adımdır.

X X X

            AB Anayasası, elbette siyasî bir teşkilâtlanmayı da ifade eder. Anayasa’nın öngördüğü yapı, siyaset bilimi ölçüleri çerçevesinde, en fazla bir “Gevşek Konfederasyon” olarak nitelendirilebilir. Anayasa’nın ilk maddesindeki, “Bu Anayasa, Avrupa devlet ve halklarının ortak gelecek kurma iradesini yansıtan, üye ülke politikalarında eşgüdümün sağlanacağı, belli yetkilerin federal temelde yönetileceği bir birlik kurar” ifadesi, müstakbel siyasî teşkilâtlanma hakkında fikir vermektedir.

            AB Anayasası’nın 3. maddesindeki “Bir üye ülkenin her yurttaşı Birlik vatandaşıdır. Birlik vatandaşlığı ulusal vatandaşlığa ilâvedir. Onun yerini alamaz” hükmü ile AB’nin siyasî ve hukukî teşkilâtlanmasına ışık tutulmuştur.

X X X

            Görüldüğü gibi, Türkiye AB üyesi olduğu zaman, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin siyasî varlığı ortadan kalkacak değildir; Türkiye Cumhuriyeti, bir “millî devlet” (ulus devlet) olarak devam edecektir. Esasen, diğer AB üyesi ülkeler de siyasî ve hukukî teşkilâtlanma bakımından “millî devlet” statüsündedir. Gene, AB vatandaşlık kimliği dışında “millî kimlik” esas olarak alınmıştır.

            Bu durumda, “T.C. Vatandaşlığı” ve “Türk Kimliği”, AB’ye tam üyelik hâlinde de aynen devam edecektir.

X X X

            Yukarıdaki tesbitleri yaptıktan sonra, çok önemli bir noktada Türkiye’yi idare edenleri ve bütün ilgilileri ikaz etmek istiyorum:

            Türkiye’nin “Tekil (Üniter) Millî Devlet” yapısına ve T.C. vatandaşlarının “Üst Türk Kimliği”ne, asıl bu henüz kaç sene süreceği belli olmayan “Müzakere Dönemi”nde ihtiyaç vardır. Sonunda “federatif” ve “ayrılıkçı” dalgalanmalara yol açacak belirsizlikler, bu süreçte üzerimizde baskı unsuru olarak kullanılacak ve elimizi zayıflatacaktır.

            “Canım, isteyen ‘Türkiyeli’, isteyen ‘Türk’ desin, ne farkeder” şeklindeki yaklaşımlar, karşı tarafa fırsat vermekten başka bir fayda getirmez. “Türkiyelilik” iddiası, sosyal barışı bozar; toplumda bölünmeleri hızlandırır ve kaynaşmayı azaltır. Başta “Türkler” olmak üzere çeşitli “alt kimlik grupları”nı ırkçı ayırımlara yönlendirir.

X X X

            Bizim “Sevr Kompleksi”miz yok... Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni bölmeye, parçalamaya ve yıkmaya hiç kimse muvaffak olamaz. “Aman bölünüp parçalanmayalım!” diyerek insan hak ve hürriyetlerinin rafa kaldırılmasına da râzı değiliz. Lâkin, devletin siyasî ve hukukî varlığını zedeleyecek; daha da önemlisi, toplumun huzurunu bozacak siyasî tâvizlerin verilmemesi lâzımdır.

            Milletin müşterek değerlerini, birlikte yaşama heyecanını, sevincini ve sevgisini güçlendirmek yerine; bir avuç kötü niyetli bölücünün emellerine hizmet etmenin bu millete, vatana ve devlete hiç bir faydası yoktur.

            Gelgelelim, bütün ömrünü, millî, manevî ve mukaddes değerleri küçümsemekle, horlamakla ve karalamakla geçirmiş; tarihimizle, örf ve âdetlerimizle, kültürümüzle ve medeniyetimizle kavgalı “haramzâdelerin” bu gerçekleri görebilmesi mümkün değildir.

X X X

            Türkiye, AB’ye, Türk kimliğiyle, resmî dili Türkçe’yle, ayyıldızlı Türk Bayrağı’yla bir “Millî Devlet” olarak girecek; Avrupa Anayasası’nın cihanşumûl ilkeleri çerçevesinde, insan haklarına ve hukuka saygılı, hür ve demokrat bir üye olarak faaliyette bulunacaktır.

            Bu böyle biline!...

 
 
ANA SAYFA YAZILAR GENEL LİSTESİ 2004 YILI YAZI LİSTESİ