TCK, Yargı ve Bürokrasi

  

 

            Yeni TCK, nihayet yarın yürürlüğe giriyor. Hayırlı ve uğurlu olsun diyoruz. Lâkin içimiz titriyor; çünkü bu temel kanunun, 1. maddesinde vaz edilen amacının aksine, kişi hak ve hürriyetlerini sınırlayıcı “baskıcı devlet anlayışı”nın bir ürünü olduğunu biliyoruz.

            Millî iradenin tezahürü ve milletin tercihlerinin yansıtılması, özellikle Anayasa, Medenî Kanun, Ceza Kanunu gibi temel kanunların hazırlanması sırasında önem kazanır. Türkiye’de, üçte ikiye yakın bir çoğunlukla iktidara gelenler, ne yazık ki, AB’nin dayatmasıyla yapılan Anayasa değişiklikleri dışında, 12 Eylül Darbecilerinin dayattığı gayrı meşrû 1982 Anayasası yerine, milletin isteği doğrultusunda demokratik bir “Yeni Anayasa”nın hazırlıklarını hâlâ başlatamamışlardır.

            Yeni Ceza Kanunu ise, ara rejim bürokrasisinin damgasını vurduğu, “devleti halktan koruyan” zihniyetin mahsûlü; düşünce, düşünceyi ifade, din ve vicdan hürriyetini sınırlayan bir hukukî metin olarak yürürlüğe girmiştir.

X X X

            Bu antidemokratik hükümler karşısında AK Partili TBMM üyelerinin, “CHP ile birlikte hareket edebilmek” gerekçesiyle kendilerini savunmaları, tatmin edici olmaktan çok uzaktır. Yeni TCK’nın yürürlüğe girmesi, AB’nin 3 Ekim’de müzakerelerin başlaması için ileri sürdüğü bir şart olmamıştır. “Zorba devlet anlayışı”nın baş temsilcisi CHP ile anlaşarak perde arkasındaki “zinde güçler”e selâm çakıp vaziyeti idare etmekle millî irade gerçekleştirilemez. Yeni Anayasa’da ve Yeni Ceza Kanunu’nda tezahür edemeyen millet iradesi, yeni kavşakların açılışında ve enflâsyon oranının düşürülmesinde ortaya çıkan mutlulukla telâfi edilemez.

            Üstelik, milletin değerlerine şaşı bakan CHP’yi memnun etmek de mümkün değildir. Nitekim, ağlayan basına “meme verilip” isteklerinin bir çoğu yerine getirilmişken, düşünce, din ve vicdan özgürlüğünü sınırlayan çok sayıda hüküm muhafaza edilmiş; buna mukabil “Kanuna aykırı eğitim kurumu” başlıklı 263. maddedeki ceza nisbeti düşürülünce kıyamet koparılmıştır. Halbuki, yapılan değişiklik, öğretmenlik yapanların madde metninden çıkarılmasından ve hapis cezasının altı aydan üç yıla kadar olması yerine, üç aydan bir yıla kadar olmasından ibarettir. Maddenin yürürlüğe giren son hâliyle, camide veya evde Kur’an eğitimi yapanlar, eskiden olduğu gibi, “kanunsuz Kuran kursu açmak” iddiasıyla cezalandırılabileceklerdir.

            Buna göre, meselâ Başbakan Erdoğan’ın torunu, ileride, bitişik camideki hocadan Kur’an öğrenmeye kalksa veya Erdoğan’ın evinde mahalle arkadaşlarıyla beraber din eğitimi alsa, güvenlik kuvvetleri tarafından derdest edilip götürülebilecekler ve Hoca Efendi, hattâ bizzat ülkenin Başbakanı hakkında 263. maddeden takibata geçilebilecektir. “Haydi canım sen de, hiç öyle şey olur muymuş?” diyenlere, son 80 yılı gözden geçirmelerini tavsiye ediyoruz. Bir araya gelerek, Kur’an tefsirinden ibaret olan “Risale-i Nûr” okuyanların “âyin yapma” iddiasıyla basılarak gözaltına alınmaları, hâfızalarımızda bütün tazeliğiyle yaşıyor.

X X X

            Damdan düşenin hâlinden ancak damdan düşenler anlar. Eski 312., yeni 216. maddedeki “halkı kin ve husumete teşvik” iddiasıyla, İtalyan ceza tatbikatında bir asırda açılan dâvâ sayısından çok daha fazlası hakkımızda iki senede açılmışsa; eski 159., yeni 301. maddedeki “devlet organlarını tahkir ve tezyif (şimdi de aşağılama)” ithamıyla, bütün Avrupa’da son yüzyılda açılan toplam dâvâ sayısının iki misli aleyhimizde sadece üç yılda açılmışsa; bu durumu oturup iyice düşünmeniz gerekir. Her fırsatta “derin devlet” terânesiyle “fâili meçhûl” senaryolar yazacağınıza; peşin hükümlü siyasallaşmış yargının, derin devletin ta kendisi olduğunu bilerek, bu şekildeki takdirî hükümleri TCK’dan çıkarmanız ya da takdir yetkisini daraltacak şekilde tedbir almanız gerekmez miydi?

            Bu millete, bu devlete hizmet yolunda saçını ağartmış, naçizâne benim gibi bir devlet ve siyaset adamını, “Halkı kin ve husûmete teşvik ediyor”, “devlet organlarına hakaret ediyor” diye yıllarca mahkeme mahkeme dolaştıranlar ve sonunda bir “İnsan hakları mitingi”nde konuştuğum için 4 ay 26 gün hapiste yatıranlar; fırsat bulunca, milletin size verdiği yetkiyle hazırladığınız bu Ceza Kanunu’ndaki hükümleri yorumlayarak aynı muâmeleyi sizlere de yapmaz mı sanıyorsunuz?

X X X

            Hiç bir şekilde temenni etmem ama ortalık karışır da, CHP’nin de tahrikiyle meşrûiyetiniz tartışılmaya başlarsa, “zorba devlet”in meydanına daha ne “Molla Kasım”lar çıkar ki, o zaman herkes gibi sizler de şaşırırsınız.

            Bir TV programında da söylediğim gibi, eğer Başbakan Erdoğan’ın dokunulmazlığı olmasa ve Belediye Başkanlığı sırasında okuduğu şiiri şimdi okusa; YDP Genel Başkanı iken beni gözaltına alan savcı Nuh Mete Yüksel ve benzeri “vazifeşinas” hukuk adamları, O’nu da Başbakanlık koltuğundan gözaltına alarak Ankara Emniyet Müdürlüğü’ne götürebilirler...

X X X

            Artık olan oldu. Şimdi yapılacak iş, özellikle düşünce, din ve vicdan hürriyetini sınırlayan hükümlerin nasıl uygulanacağı konusunda, yargı mercilerinin bilgilendirilmesine çalışmaktır. Özellikle “ilmî içtihat” sayılabilecek bilimsel çalışmaların, Adalet Bakanlığı ve üniversitelerin hukuk bölümlerinde başlatılması yararlı olabilecektir.

            Lâkin en önemlisi, “iktidarın atına” binmeyi bir an evvel öğrenebilmektir.

 
 
ANA SAYFA YAZILAR GENEL LİSTESİ 2005 YILI YAZI LİSTESİ