İSLÂM KİMLİĞİ VE PROF. DİNÇER

 

            1988 yılında Millî Eğitim Bakanı iken, bu “irtica avcısı” CHP tâifesi (SHP), İmam-Hatip Okullarını dillerine pelesenk etmişler; lâiklik taciri kalemşorların desteğinde bermûtat atıp tutuyorlar. Her zamanki kokmuş, boş lâflar... Ne Atatürk düşmanlığımız kaldı, ne gericiliğimiz; ağızlarına geleni söylüyorlar... Bakan olarak cevap vermek üzere kürsüye çıktığımda, “Bakın arkadaşlar, gelin sizinle bir anlaşma yapalım; siz yerli yersiz ‘mürteci’, ‘Atatürk düşmanı’, ‘gerici’, filân demekten vazgeçin; biz de size ‘Allahsız’, ‘dinsiz’, ‘komünist’ demeyelim. İnanınız ki bu anlaşmadan siz kârlı çıkarsınız” demiş ve muhalif, muvafık herkes tarafından alkışlanmıştım...

X X X

            Kırk yıllık Yani, olur mu Kâni?!... İşte 80 yıllık CHP zihniyeti budur. Hiçbir zaman yeni bir fikir üretmeden, taş üstüne taş koymadan, on parmağında on kara, önüne gelene pislik atarak muhalefet yaptığını zanneden bu zihniyeti, halkımız elbette benimsememiştir ve bu üslûbu değiştirmez ise aslâ benimsemeyecektir. Önce, R. Tayyip Erdoğan’ın, kimbilir hangi servisin tozlu raflarından temin edilen yıllanmış konuşma kasetleriyle ortalığı bulandıran bu darbeci, jakoben zihniyet, daha sonra Başbakan’ın gençliğinde Hikmetyâr ile fotoğrafını, arkasından uydurma bir iddiayla İBDA-C üyeliğini gündeme getirdi. “Devrim muhafızlığı”na soyunarak politik geçmişini dinamitleyen CHP’li Ali Topuz, şimdi de Başbakanlık Müsteşarı, Prof. Dr. Ömer Dinçer’i, 9 yıl önce verdiği akademik bir tebliğden dolayı yıpratmaya çalışıyor ve lideri Baykal da, Müsteşarın istifasını istiyor.

X X X

            Prof. Dr. Ömer Dinçer’in akademik bir sempozyumda verdiği “21. Yüzyıla Girerken Dünya ve Türkiye Gündeminde İslâm” başlıklı tebliğini, bütün lâikçi endişeleri gözönüne alarak ve kelimelerin altını çizerek dikkatle okudum. Bu bilimsel makalede, “Cumhuriyet ve lâiklik düşmanı” bir görüş bulabilmek için sadece kötü niyetli olmak yetmez; aynı zamanda fevkalâde cahil olmak da gerekir. Siyaset sosyolojisi ve siyasî ilimler konusunda biraz fikir sahibi olan yüksek öğrenimli bir kişinin, Dinçer’in bu makalesinde, iddia edilenin aksine, bırakınız Cumhuriyet’in aleyhinde olmayı, Türkiye’nin dış politikası ve güç olarak ortaya çıkmasının tartışıldığını anlamaması mümkün değildir. Dinçer, “Türkiye’nin değişimi ve dünyada yeni bir güç olarak ortaya çıkabilmesi”nden söz etmektedir. Dinçer, şöyle devam ediyor: “Eğer bugünkü bürokrasi, bu dinamizmin önünü tıkamayıp yönlendirecek olursa, Türkiye çok büyük umutlar vaad ediyor diyebiliriz(...) Bu enerjiyi, iktisadî alanda kısmen kullanabilen T. Özal’ın başarısı burada yatar”. Bu haklı tesbitlere iştirak edersiniz veya etmezsiniz. Lâkin bu bilimsel tartışmalara, cadı avcısı engizisyon papazı edâsıyla, Robespiyer’i imrendirecek bir tavırla “lâiklik ve cumhuriyet düşmanı” diye pislik atamazsınız. CHP’nin zehir hafiyeleri bu defa baltayı taşa vurmuşlardır.

X X X

            Prof. Dr. Ömer Dinçer, Başbakanlık Müsteşarlığına, “Kamu Yönetimi Reformu”nu hazırlayarak gelmiştir. Gelmiş geçmiş en değerli Başbakanlık Müsteşarlarından biridir. Türkiye’nin önünün tıkayan bürokrasinin farkındadır. Merkeziyetten, adem-i merkeziyete (yerinden yönetime), bürokrasiden demokrasiye, bürokratik cumhuriyetten demokratik cumhuriyete geçişin “yol haritası”nı en iyi şekilde bilmektedir. Hedef, iyi yönetilen, millet ile devletin barıştığı, demokratik ve lâik bir yönetimdir. CHP’nin “devrim muhafızları”, 9 yıl geriden tebliğ dedektifliği yapacaklarına, Prof. Dr. Ömer Dinçer ve Dr. Cevdet Yılmaz tarafından iki ay önce yazılan “Değişimin Yönetimi İçin Yönetimde Değişim” adlı eseri okusunlar. Tabiî, belirli manzûmelerden başka bir şey anlamayan dumûra uğramış beyinleri buna müsaitse...

X X X

            Türkiye’de iki önemli “üst kimlik” vardır: Birisi “Türk kimliği”, diğeri “İslâm kimliği”dir. Mahallî ve kültürel “alt kimlikler”, bu ana üst kimliğin temel özelliklerini etkilemez. Türkiye, devlet yönetiminde lâiklik prensibinin uygulandığı bir “İslâm ülkesi”dir. Nüfusunun ancak binde 1-2’si gayrı müslimdir. Alevî mezhebine bağlı olanlar da bu “Müslüman kimliği” içinde yer alırlar. Lozan’da, şiddetli tartışmalardan sonra, “Kürt” ve “Alevî” azınlık olamayacağı, çünkü bunların Müslüman oldukları ve Osmanlı’dan itibaren “gayrı müslim azınlık” kabul edilmediği karara bağlanmıştır. Türk Heyeti’nin direnmesinin sebebi, hem millî bütünlüğün muhafazası konusundaki hassasiyet, hem de İslâm kimliğine sahip unsurlara, azınlık değil “aslî unsur” olarak değer verilmesidir. AB Komisyonu’nun “İlerleme Raporu”nda, “Sünnî olmayan cemaat, Diyanet İşleri Başkanlığı’nda temsil edilememekte ve okullarda Alevî kimliğini tanımayan zorunlu din eğitimi devam etmektedir” şeklindeki eleştiriler, AB çevrelerinde hâlâ eski kazanların kaynatılmakta olduğunu göstermektedir.

X X X

            Türkiye’de yapılması gereken, resmî “TC Kimliği” haricinde üst kimlik olarak “İslâm ve Türk Kimliği”nin iyi yorumlanması ve hazmedilmesidir. İnsan hak ve hürriyetlerinin demokratik ve liberal bir perspektiften ele alınması neticesinde, hem din faktörü toplumda birleştirici ve huzur verici işlevini tam olarak yerine getirebilecek, hem de Türkiye’nin önündeki irrasyonel ve engelleyici paradigma ortadan kalkmış olacaktır.

            Akademik tartışmaları dahi “öcü” mantığıyla ele alarak istismar eden yıkıcı CHP zihniyetine ve dayatmacı bürokrasiye rağmen Türkiye, gelişme ve değişme istikametinde doğru bildiği yolda yürüyecektir.

 
 
ANA SAYFA YAZILAR GENEL LİSTESİ 2003 YILI YAZI LİSTESİ