Kırmızı Kitap Değişirken

 

            Millî Güvenlik Kurulu, Anayasa’ya göre, “Devletin millî güvenlik siyasetinin tayini, tesbiti ve uygulanması” ile görevlendirilmiştir. Esasında bu nevî teknik kurullar, bir çok ülkede bulunmaktadır. Ancak, demokratik ülkelerin hiçbirisinde, bizim 1982 Anayasası’nda olduğu gibi, MGK’lar anayasalarda yer almaz ve hükûmetin üstünde bir siyasî statüde bulunmazlar.

            Anayasa’nın 118. maddesine göre, aslında bizim MGK da, “tavsiye kararları” alan “istişarî” mahiyette bir kuruldur. Lâkin, maddenin yorumlanmasında ve MGK Genel Sekreterliği Kanunu’nun Anayasayı çok aşan görev ve yetki maddelerindeki zorlamalarla; Anayasa’daki hükûmete “bildirme” ile hükûmetin “değerlendirmesi” süreci, hep genişletici şekilde yorumlanarak “durumdan vazife çıkarılması”na yol açmıştır. Öyle ki, 28 Şubat Darbesi, MGK’nın, yetkisini aşarak aldığı kararları Hükûmet’e dayatması şeklinde ortaya çıkmıştır.

X X X

            AB Uyum Paketleri çerçevesinde, geçtiğimiz dönemde MGK Kanunu değiştirilmiş. MGK Genel Sekreterliği’nin hükûmet icraatına müdahale niteliğindeki görev ve yetkileri sınırlandırılmış; MGK Genel Sekreterliği’nin sivilleştirilmesine adım atılmıştır. MGK da, tamamen militer hâkimiyetli bir kurul olmaktan çıkarılmaya başlanmıştır. Ancak, hemen ifade edelim ki, MGK hâlen devlet yönetiminde askerin ağırlığını ve eğilimlerini aksettiren bir yapıdadır.

            Hep söylüyoruz: Bir devletin “millî güvenliği”, gerçekten de varlığının en önemli unsuru ve teminatıdır. Bu itibarla, MGK ve MGK Sekreterliği elbette gereklidir. Ancak bu kurumların siyasî iktidara ortak konumdan çıkarılması ve Türkiye’nin millî güvenliği ile ilgili faaliyetlerine, millî iradenin yetki verdiği sınırlar içinde devam etmesi lâzımdır.

X X X

            Millî Güvenlik Siyaset Belgesi (MGSB) de, Anayasa’nın ve kanunların üzerindeki fiilî (de facto)  statüsünden çıkarılarak, demokratik teamüllere ve hukuka uygun bir zemine oturtulmalıdır.

            MGK Genel Sekreterliği uzmanlarının istihbarat değerlendirmeleri sonucunda hazırladığı MGSB, tabiî olarak siyasî iradenin kabulüne bağlı olmalı; “gizli anayasa” olarak adlandırılmasına sebep olan bürokratik formasyonundan kurtarılmalıdır. Artık, TSK’nın ve sivil bürokrasideki müsteşarların kasalarında saklanan “kırmızı kitap”ın, milletin önceliklerine göre devletin millî güvenliğini değerlendiren bir hüviyete kavuşturulmasının zamanı gelmiştir. AK Parti Hükûmeti, kendisine sunulan bu Belge karşısında, daha önce özellikle Demirel ve Ecevit hükûmetlerinin yaptığı gibi seyirci kalmamalıdır.

            Altını çizerek belirtelim ki, bu bir “Siyaset Belgesi”dir ve siyaset belgeleri konusunda kararları teknisyenler/bürokratlar değil, politikacılar verir.

X X X

            Son günlerde, MGSB’nin değişiklik taslağının hazırlandığı hakkındaki haberler dikkati çekiyor. Dün CNN Türk’de, yeni belgenin ana hatları anlatılıyordu.

            Habere göre, Türkiye’de “dinî radikalizm” azalıyor. Yapılan kamuoyu araştırmaları, ülkemizde dindarların arttığını, buna karşılık dinin radikal yorumlarına duyulan sempatide gerileme olduğunu göstermektedir, deniyor.

            Bu ifadeler, yıllardır savunduğumuz gibi, “hayalî irtica” halüsinasyonunun sonu ve 28 Şubat’ın bütün iddialarının iflâsıdır.

            Şöyle ki:

            1. Türkiye’de dinî irtica potansiyelinin ve tehlikesinin hiç bir zaman olmadığı, bir defa daha ortaya çıkmaktadır. Belge’nin ifadesine göre, “mütedeyyin (dindar) halk kitlesi, güvenlik güçlerinin çalışmaları dışındadır.”

            2. Dinî radikalizm, artık “demokratik hakların kazanılması noktasında” kendisini ifade etmektedir. Yani, demokratik atmosfer geliştikçe ve demokratik haklar verilmeye başladıkça, radikalizm zayıflamaktadır. Diğer bir deyişle, demokratikleşmenin sağlanması, dinî radikalizmin artmasına değil, azalmasına sebep olmaktadır.

            3. İktidardaki siyasî partinin dindar halk kitlelerine yakın olması, yıllarca ileri sürüldüğü gibi, dinî radikalizmi tırmandırmamış, yani irticaya prim vermemiş; aksine, mütedil ve huzurlu bir ortamın sağlanmasında etkili olmuştur.

X X X

            Bu durumda, artık “başörtüsü meselesi”nin de bu sosyal gerçekler karşısında yeniden değerlendirilmesi lâzımdır. Başörtüsü konusundaki antidemokratik yasakların kaldırılması, hem bu sorun çerçevesindeki radikal kutuplaşmayı kaldıracak; hem de sosyal huzurun sağlanmasına yardımcı olacaktır.

 
 
ANA SAYFA YAZILAR GENEL LİSTESİ 2004 YILI YAZI LİSTESİ