Cumhuriyet Üzerine Düşünceler

 

            Dünyanın her yerinde milletler, devletlerinin kuruluş yıldönümünü kutlarlar ve kurucularını anarlar. Biz de, elbette devletimizin, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kuruluş yıldönümünü kutlamalı; başta Atatürk olmak üzere kurucularını anmalı, onlar hakkında şükranımızı ifade eden sözler söylemeli; mücadelelerini yeni nesillere aktarmalı ve hâtıralarını yâd etmeliyiz.

            Sadece onları değil, “İstiklâl Mücadelemizi” gerçekleştiren herkesi; isimsiz kahramanları, şehitlerimizi, gazilerimizi, vatanı, dini, imanı ve istiklâli uğruna her türlü fedakârlıkta bulunan Aziz Milletimizi ve bu “altın nesil”e mücadele ruhu veren millî, manevî değerlerimizi ve mukaddesâtımızı da unutmamalıyız.

X X X

            Türkiye Cumhuriyeti Devleti, 81 yıl önce Anadolu ve Trakya topraklarına gökten düşmüş, “nesebi gayri sahih”, nevzuhur bir devlet değildir. Tarih sahnesinde binlerce yıldır var olan, çok zengin bir kültür ve medeniyete sahip bulunan, çok sayıda devlet kurmuş bir aziz milletin en son ve en değerli eseridir. O, bir “Cihan Devleti”nin vârisi; enbiyâlar, evliyâlar, şehitler yatağı mübarek vatanımızda kurduğumuz ve üzerine titrediğimiz bir “Devlet-i Ebed Müddet”tir.

            Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve Türk Milleti en az, sadece ikiyüz yıllık mâziye sahip kozmopolit Amerikan Devleti ve Milleti kadar, hattâ -lüzumsuz hamâset kabul edilmesin- ondan çok daha fazla oranda “büyük” olmaya lâyıktır ve esasen de öyledir. Lâkin ne çâre; bu vakur, asil, mağdur ve mazlum millet de; bu bin senelik ulular ulusu devlet de, “kaht-ı ricâl”e dûçar olmuş; yıllar yılı mes’elesiz, çilesiz, ilkesiz, korkak ve ahlâksız politikacılar ile oligarşik bir devlet yapısının zebûnu hâline gelmiştir.

X X X

            Cumhuriyet’in 75. Yıldönümünü kutlarken, 28 Şubat’ın en civcivli zamanında şöyle yazmışım: “Milletin trilyonlarca lirasını harcayıp bol nutuklu, bayraklı, flamalı, borazanlı kutlamalar yapma yerine; ‘tek tip eğitim’den, sloganlardan, marşlardan, resmî ideoloji tekerlemelerinden dumûra uğramış, zekâ kıvrımları doktrinle düzleştirilerek yıkanmış ve en kötüsü de nefret dolu kalplerimizin gerisinde kalmış beyinlerimizi taşıyan zavallı başlarımızı, ‘devletlûları’ alkışlamaktan ‘robocop’ kıskaçlarına dönüşmüş iki elimizin arasına alıp düşünmemizi gerektiriyor. Demokratikleştirmemiz gerekirken dogmatikleştirdiğimiz ‘cumhur’suz Cumhuriyeti, ‘millet’siz Devleti, kendimize mahsus ‘üniformalı demokrasi’mizi, ‘millî irade’ye ikâme ettiğimiz Millî Güvenlik Kurulu’muzu, siyasallaştırıp ‘vicdan ile cüzdan’ arasına sıkıştırdığımız ‘hukuk’suz ve ‘bağımlı’ yargımızı düşünmek mecbûriyetindeyiz.” (Yeni Türkiye, Cumhuriyet, 5 cilt, 1998).

            Ve, yazımı şöyle bitirmişim: “Türkiye Cumhuriyeti Devleti, bizim devletimizdir. Cumhuriyet, milletin cumhuriyetidir; bizim cumhuriyetimizdir. Hiç kimse ‘saltanat’a dönülmesini istemiyor. Hiç kimse cumhuriyetin niteliklerini değiştirmeye kalkışmıyor. Hiç kimse devletine, devletinin kurumlarına, özellikle de ordusuna karşı değil. Bırakalım bu ‘kökten kinciliği’!... Biz de milletimizi, halkımızı sevelim. Onlara güvenelim. Devletimizin kuruluşunu sevinerek, eğlenerek, ‘bayram ederek’ kutlayalım.

X X X

            Sekiz yıl öncesinden bu yana köprülerin altından çok sular geçti. Özellikle 3 Kasım 2002 seçimlerinden sonra Türkiye’de çok büyük bir “değişim” meydana geldi. Türkiye, iki senede demokratikleşme yolunda büyük mesafeler kaydetti. AB’ye giriş hedefi, Türkiye’deki değişimde “itici güç” olarak rol oynadı. Bazı hatâ ve noksanlıklara rağmen AK Parti İktidarı, Başbakan Erdoğan’ın liderliğinde yepyeni ufuklara açılmayı başarabildi.

            Çankaya Köşkü’ndeki Cumhuriyet Bayramı Resepsiyonları için çeşit çeşit dâvetiye gönderip her bayram huzursuzluk çıkarmayı marifet sayan, cumhuru ile ihtilâflı Cumhurbaşkanı dışında, artık hemen hiç kimse “değişim aleyhtarı” değil. Bu konuda en fazla istismar edilen TSK üst yönetimi de, artık değişimden ve demokrasiden yana tavrını açıkladı.

            Türkiye’yi, devlet ile milletin el ele vereceği daha güzel günler bekliyor.

X X X

            Bu arada, AB denetçilerinin arkasına sığınarak, insan haklarını ve azınlık tartışmasını bahane edip, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin temeline dinamit koyanların faaliyetlerine de dikkati çekmek istiyorum. Bu liberal maskeli “eski tüfekler”, Türkiye’nin 17 Aralık sürecindeki kritik dengelerini hoyratça sûistimal ederek “Devletin ve Milletin bölünmez bütünlüğü” üzerinde cambazlık yapıp birilerine hoş görünmeye çalışıyorlar.

            “Zorba Devlet” anlayışıyla yıllarca mücadele ettikten sonra, bu liberalizm ile anarşizmi karıştıran “zihin mastürbatörleri”ne karşı devletin “varlığını” ve “bütünlüğünü” savunacağım hiç aklıma gelmezdi doğrusu...

X X X

            Lâkin, sepetinde pamuğu kalmamış, fikir fukarası, saati durmuş, cumhur düşmanı “jakobenlere” de; yabancılara ve ayrılıkçılara hoş görünmek için aslını inkâr eden “haramzâdelere” de çok acıyorum.

            Ve, milletin tamamıyla beraber Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin, bizim devletimizin kuruluşunu kutluyorum.

 
 
ANA SAYFA YAZILAR GENEL LİSTESİ 2004 YILI YAZI LİSTESİ