Dogmadan Uzak Atatürkçü Düşünce Sistemi

 

 

            1988 Sonbaharı’nda, Millî Eğitim Bakanı olarak “Kemalizm” konusunda küçük çapta bir tartışma başlatmış; televizyonda gençlere ve öğrencilere, Atatürk’ün, “Kemalizm” diye adlandırılan bir doktrine karşı çıktığını anlatmıştım. Atatürk, Falih Rıfkı’ya, bu takdirde görüşlerinin dogmatik hâle geleceğini ve gelişimi engelleyeceğini söyler.

            Nitekim, Atatürk’ün vefatından sonra, kendi hâkimiyetlerini ve menfaatlerini gözeten sınırlı bir “tek parti” ekibi, “Atatürk İlke ve Devrimleri” ile CHP’yi özdeşleştirerek, Atatürk’ün düşüncelerini dogmatik ve dar kalıplarda dondurmuşlardır. CHP’nin “altı oku”nu “Atatürk İlkeleri”, Cumhuriyet’in ilk döneminde çıkarılan bazı kanunları da “Atatürk İnkılâpları” olarak dayatarak, değişmez bir tabu halinde “Atatürkçülük/Kemalizm” ideolojisi şeklinde formülleştiren “Sözde Atatürkçüler”, aslında Atatürk’e ve düşüncelerine en büyük kötülüğü yapmışlardır.

X X X

            “Atatürkçülük”, bundan sonra bir siyasî istismar vasıtası, bir imtiyaz, hattâ bazen de ticarî bir meta gibi kullanılmış; kendisini yegâne “Atatürkçü Parti” kabul eden CHP’nin her yenilgisinde, karşısındaki büyük halk kitleleri “Atatürk düşmanı” olarak ilân edilmiştir. Atatürk aleyhtarlığını asıl körükleyenler de, bu siyasî menfaat grupları olmuştur. Yoksa, Millî Mücadele’nin kahramanı ve Devlet’in kurucusu olan Atatürk’e, hiç kendi milleti düşman olabilir mi?...

            Atatürk’ü milletin değerlerine karşı gösterenler de, bu dayatmacı jakoben gruptur. Kendi aykırılıklarını Atatürk’e mal etmeye çalışan bu grup, gün olmuş câmilere kiliselerdeki gibi sıra koydurmaya kalkmış; gün olmuş ünlü Osman Nuri Çerman’ın “Dinde Reform Dergisi”nde yapmaya çalıştığı gibi, “Kemalizm” adı altında yeni bir din icad etmeye kalkmıştır.

            1960 sonrası dönemde ise eski tüfek komünistlerle yeni yetme sosyalistler, Mustafa Suphi’den bu yana aslında hiç hoşlanmadıkları Atatürk’ü istismar ederek, Kemalizmi, sosyalizm/solculuk olarak yutturmaya kalkmışlardır. Avcıoğlu’nun 1971’de TSK üzerindeki faaliyetlerinde bunun etkisi vardır. Bugün Doğu Perinçek de, aynı yöntemi kullanmaya çalışmaktadır.

X X X

            Sami Selçuk, “Atatürk bir ideokrat ve ideolog, Atatürkçülük de bir ideokrasi ve ideoloji değildir” diyor ve devam ediyor: “Kimi içten Atatürkseverler, çoğu sığ ve yanlış Atatürkçüler, ‘Atatürkçülük, laiklik’ diye diye ‘Atatürk’ün saatini durdurmak’, hattâ geriye ayarlamak üzereler. Üstüne üstlük bilinçsizce...”

            Selçuk’un şu tesbitine katılmamak mümkün mü? “Atatürk’ün ‘öğreti istemem, donar kalırız’ sözü, iki şeye; zihinsel patinaja ve şimdiki zamanın elimizden kaçırılmasına açık ve kesin bir rettir(...) Atatürkçülük katı ve gerçeküstü (sürrealist) bir ideoloji değil, bilime dayalı bir çağcıllaşma yöntemidir.”

            Yani, “muasır medeniyet seviyesi”ne erişmeyi hedef olarak göstermiş Atatürk’ün karşısına, ne yazık ki, dogmatik hâle getirilen, bir ideolojinin dar kalıplarında dondurulan ve bol bol istismar edilen Atatürkçülük/Kemalizm çıkarılmıştır.

X X X

            Genelkurmay Başkanı Özkök Paşa’nın “değişim” ihtiyacından bahseden konuşmasından sonra, Kara Kuvvetleri Komutanı Yaşar Büyükanıt Paşa’nın, son derece dikkatle hazırlandığı anlaşılan Kara Harp Okulu Öğretim Yılını Açış Konuşması, TSK’nın Atatürkçülüğe bakış açısındaki değişimi aksettirmesi bakımından fevkalâde önemli olmuştur. Bu konuşma, Özkök’ün tâbiriyle “değişimin sapma” olduğu şeklinde anlaşılmamalıdır. Ancak, Atatürk’ü yorumlamada, eski, alışılmış dogmalar yerine, “çağdaş uygarlık düzeyi”ne erişmenin ön plânda tutulduğu görülmektedir.

            Büyükanıt Paşa, genç Harbiyelilere şöyle sesleniyor: “Ulu Önder Atatürk, bize, sizlere hiç bir dogmatik, kalıplaşmış miras bırakmamıştır. Onun manevî mirası bilim ve akıldır. Bilim ve akıl; Atatürk ilkelerinin iç dinamik gücüdür ve ilkelerinin her dönemde iç dinamiğini oluşturur ve çağa uyumunu sağlar. Bu anlayışla, bilim ve aklın rehberliğinde kendini sürekli yenileyen Atatürk ilkeleri, sonsuza dek kendilerini yenilemek, geliştirmek gücüne sahip bir düşünce sistemi olarak ortaya çıkar.

            Tekrar ediyorum, Atatürk bize dar  bir ideolojik kalıp bırakmamıştır. Her türlü dogmadan uzak, bilim ve aklı hedef gösteren bir düşünce sistemi, hümanist ve çağdaş, gelişmeye ve değişime uygun bir dünya görüşünü miras olarak bırakmıştır”.

X X X

            “Dogmatik”, “dar kalıplı ideoloji” olarak ele alınan “Kemalizm”den, “gelişmeye ve değişmeye” uygun bir “Atatürkçü Düşünce Sistemi”ne geçiş; en az Türkiye’nin AB yolunda son iki yılda gerçekleştirdiği reformlar kadar önemlidir.

            “Sessiz devrim”, asıl budur.

            Artık “Atatürk’ün saati” durmayacak...

X X X

            Yaşar Büyükanıt Paşa’yı kutluyorum.

 
 
ANA SAYFA YAZILAR GENEL LİSTESİ 2004 YILI YAZI LİSTESİ