Hukuk Nasıl Siyasallaştırılır?

  

            Efendim, yanılmıyorsam ‘hukukun siyasallaşması’ tâbirini, 28 Şubat Dönemi’nde ilk defa bendeniz kullanmıştım. Çünkü bu ara rejim yıllarında, siyasallaştırılmış hukukun baş mağdurlarından biriydim. Her konferansımda, ‘Batı Çalışma Grubu’nun kameraları yanımdan eksik olmaz ve düşüncelerimi ifade ettiğim için hakkımda ‘komutla’ dâvâlar açılırdı.

            Şimdi, AK Parti İktidarı’nın hukuku, yargıyı siyasallaştırdığı iddialarını ve bu iddialarda bulunanları görünce hayretler içinde kalıyorum. Ömrü boyunca siyasî ve ideolojik saplantılarıyla hareket etmiş hukuk adamlarını işitince, içimden “Bak şu konuşana!” diyesim geliyor.

X X X

            Türkiye’de hukuku siyasallaştıran olgu, sadece siyasî iktidarların müdahalesiyle ortaya çıkmıyor. Siyasî iktidarların müdahalesi, adalet bakanlarının savcılar üzerindeki yetkileri, teftiş mekanizması ve Hakimler Savcılar Yüksek Kurulu’na başkanlık etmeleriyle sınırlıdır. Bir de, CHP’li Adalet Bakanı Mehmet Moğultay’ın, partisinin kongresinde şecaat arzederken itiraf ettiği gibi, personel kadrolaşması şeklinde olabilir.

            Lâkin, yargıyı asıl siyasallaştıran olgu, seçilmiş siyasî iktidarların müdahalesiyle değil, darbe dönemlerinin dayatmasıyla ortaya çıkmıştır. Ara rejimlerde darbeciler, bazı hukuk adamlarını (bilim adamları, savcılar, hâkimler) siyasî menfaatleri istikametinde, âdeta tank, top, silah gibi kullanmışlardır. 27 Mayıs Dönemi’ndeki Salim Başol-Ömer Altay Egesel nesli, siyasallaştırılmış yargıya emsal olmuş ve günümüze kadar da devam etmiştir.

            28 Şubat’ta Anayasa’nın 138. maddesini hiçe sayan Genelkurmay’da yargı mensuplarına verilen brifingler, dönemin cunta liderlerinden Çevik Bir’in talimatıyla açılan dâvâlar ve TBMM’de en fazla temsilcisi bulunan iktidar partisinin kapatılması, hep bu ‘Yassıada çizgisi’ndeki siyasallaşmış yargının devamıdır.

X X X

            Lâkin, hukukun siyasallaşmasında en tehlikeli olgu, hâkim ve savcının kendi siyasî ve ideolojik görüşleriyle hüküm vermesidir. Devlet ve Cumhuriyet hakkındaki idolleşmiş peşin kanaatlerini, bir halaskâr edasıyla hukuka karıştıran yargı mensupları, Türkiye’de hukuku asıl siyasallaştıranlardır. Sami Selçuk diyor ki: “Yargıç, kendi ideolojisini, inancını yargıya karıştırdığı anda, salt hukukçu kimliğin yerini ideolojik kimlik almış; kendi ideolojisinin, kısaca kendisinin yargıcı olmuş demektir... Yargının işi yurdu ve ulusu kurtarmak değil, hukuku kurtarmaktır”.

            Oysa Türkiye’de, ne yazık ki bu temel kuralın hep aksi sözkonusu olmuştur. Vural Savaş’lar, Sabih Kanadoğlu’lar, tarafsız hukuk adamları gibi değil, ‘Militan Demokrasi’nin yılmaz savaşçıları gibi davranmış ve halkın oylarıyla iktidara gelen siyasî partileri kapatmak için yarışmışlardır.

            Anayasa Mahkemesi ve Danıştay, Anayasa ve kanunlara aykırı olarak siyasî görüşlerle ‘yerindelik’ kararları almışlar; Yargıtay ise siyasî nitelikli bildiriler yayınlayabilmiştir.

            Şimdi, Şemdinli Olayı’nda Savcı’nın iddianamesinde siyasetin gölgesini arayanlar, kendi ektiklerini biçtiklerinin niçin farkında olmazlar?

            AK Parti’nin üçbuçuk yıla yaklaşan iktidar döneminde, bir takım hayalî ve mesnetsiz iddialar dışında, yargının siyasallaştırılması konusunda tek örnek gösterebilir misiniz? Van Rektörü ve Şemdinli İddianamesi olaylarında, Başbakan’ın, Adalet Bakanı’nın, Van’lı Millî Eğitim Bakanı’nın ya da Başbakanlık Müsteşarı’nın müdahalesiyle ilgili bir tek deliliniz var mıdır? Adalet Bakanı’nın da söylediği gibi, dâvâ sonuçlanmadan çalışmalarına başlaması doğru olmayan TBMM Araştırma Komisyonu’nun kurulması için en çok uğraşanlar muhalefet mensupları değil miydi?!...

X X X

            Yazımı, hukukun siyasallaştırılmasında büyük emeği geçen Sabih Kanadoğlu’nun, geçen gün Basın Konseyi’nde yaptığı konuşmadan aktardığım ve doğru bulduğum şu sözlerle bitirmek istiyorum: “(...)Tarihte şimdiye kadar kendine göre bir yargı yaratmaya çaba sarfedenler, yarattıkları yargının bir bumerang gibi gelip kendilerini vuracağını bilmelidirler. Çünkü o yarattıkları yargının artık yargıyla bir ilgisi olmaz. Nerede kimi vuracağı belli olmayan ilkel bir silah haline gelir. Yargının siyasallaşmadan uzak, bağımsız olmasında sayılamayacak kadar büyük yarar vardır”.

            Doğru da, burada Dr. Frankeştayn rolünde, demokratik siyasal iktidarlar değil, bizzat hukuk bürokrasisinin kendisi ve oligarşik jakoben güçler bulunmuyor mu?...

ANA SAYFA YAZILAR GENEL LİSTESİ 2005 YILI YAZI LİSTESİ