TCK ve CMK’da Son Fırsat

 

 

            “Vur deyince öldürmek” diye bir tâbirimiz vardır. İfrattan tefrite gidişi ifade eder. Yeni CMK’da da böyle yapılmıştır. Bir taraftan, özellikle AB’ye şirin görünmek için insan hak ve hürriyetleri konusunda sınırsız uygulamalar getirilirken; diğer taraftan güvenlik konusunda, AB ülkelerinde bulunmayan boşlukların ortaya çıkmasına yol açılmıştır. Terör olayları sırasında polise verilen olağanüstü yetkilerden; eli kolu bağlı, savcı bekleyen zavallı yetkisiz polise gidilmiştir.

            Bir zamanlar Aziz Nesin’in hikâyelerindeki polis tiplemesini hatırlarsınız. Gözünün önünde suç işlenirken, “Benim bölgem değil” diye müdahale etmeyen mübalağalı polis tiplemesi, yarım yüzyıl geride kaldı diye düşünürken; artık yeni CMK ile suça müdahale etmek için savcının gelmesini veya yazılı emir vermesini bekleyen, gözaltına alma yetkisi bile bulunmayan “iktidarsız polis” devri başlıyor.

            Polisin adlî görevlerinin sıfıra indirildiği bu dönemde, daha önce evrak memurluğundan öteye, doğru dürüst hazırlık tahkikatı yapmamış 3 bin “süper savcı”, 400 bin güvenlik görevlisinin işini yapacak(!)

X X X

            Eğer bu hatâlı kanunlar tehir edilip düzeltilmezlerse;

            1. Ya, cefakâr polisimiz kanuna aykırı hareket etmeyi göze alıp suçu önlemeye ve suçluları yakalamaya devam edecek. Bu takdirde polis, yetkisini aşarak suç işlemiş duruma düşecek;

            2. Ya da, polisler kanuna uygun davranarak suçluları seyretmekle yetinecek ve suçlulara yetişmek için çırpınıp duracak zavallı savcılar helâk olacaklar. Bu takdirde, suçlular ortalıkta cirit atarken polis sinir krizleri geçirerek perişan olacak.

X X X

            Peki, TCK’ya ne demeli? Düşünceyi ifade hürriyetini sınırlayan hükümler, başta 216. madde (eski 312) ve 302. madde (eski 159) olmak üzere yeni TCK’da da aynen devam ediyor.

            Diğer taraftan, yeni TCK’da, eskisinde bulunmayan, basın hürriyetini sınırlayan hükümler var. Kanun yürürlüğe girdikten sonra artık gerisi basın savcısının ve hâkimin insafına kalmış.

            TCK’yı uygulayanların da önlerinde iki tercihleri bulunacak:

            1. Ya, kanuna aykırı hareket etmeyi göze alıp medyadaki yayınları ve siyasîlerin beyanlarını gözardı edecekler. Bu takdirde, Yargıtay, kararları bozabilecek veya kanun fiilen geçerli sayılmayacak;

            2. Ya da, basın savcıları, beyanatları “kamu güvenliği için tehlikeli tarzda”, “kamu güvenliğini bozmaya elverişli” ve “aşağılayıcı” görerek; medya yayınlarını da “iftira”, “suçu övme”, “intihara teşvik”, “devlete karşı savaşa tahrik” ve “müstehcen” bularak failler hakkında davâ açacak; mahkemeler de bunların önemli bir kısmında mahkûmiyet kararı verecek. Bu takdirde Türkiye, düşünce ve basın hürriyetinin bulunmadığı antidemokratik bir ülke durumuna düşecek.

X X X

            Halbuki, kendimize örnek aldığımız AB’nin korumak istediği iki büyük menfaat vardır: Birincisi “hürriyetlerin korunması”, ikincisi ise “iç ve dış güvenliğin korunması”dır. Bu itibarla, AB’yi meydana getiren Sözleşme’de, “Birliğin, haklar ve güvenlik alanı oluşturacağı” vurgulanmıştır.

            Yeni CMK, “haklar” açısından önemli garantiler sağlamıştır. Ancak, “Güvenliğin sağlanması” konusunda yeni kanunla ortaya çıkacak boşluklar giderilemediği takdirde çok önem verdiğimiz “hürriyetler”in korunmasında zayıf kalabiliriz.

            Yeni CMK’nın hazırlanmasında ana kaynağı teşkil eden “Mehaz Alman Kanunu”ndaki hükümler ile bundan ilham alınarak düzenlenen yeni CMK arasında, kolluk kuvvetlerine verilen yetkiler bakımından önemli farklar olduğunu görüyoruz. Şöyle ki;

            1. Mehaz Alman Kanunu’nda polise, şahsî verileri taşıyan bilgi bankaları üzerinde inceleme imkânı verilmiştir. Yeni CMK’ya göre, polisin araştırma ve delile ulaşma imkânı daha fazladır.

            2. Alman Hukuku, delil araştırmasını, aranan kişilerin bulundukları yeri belirlemek açısından da kabul etmiştir.

            3. Mehaz Kanun, “basit şüphe” hâlinde de telefon dinleme yetkisi tanırken, CMK “kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı hâlinde” buna imkân tanımaktadır.

            4. Alman Kanunu, teknik cihazlar kullanılarak kişinin izlenmesini düzenlemiştir. CMK, burada da araştırmaları zorlaştırmıştır.

            5. Gene aynı kanun, adlî polis görevi yapan kolluk görevlilerine “arama emri verme yetkisi” tanımıştır.

            6. Alman Kanunu’na göre, asayişin sağlanması ve delil elde etmek amacıyla yollarda kontrol noktaları kurulması; kontrol noktalarında rastlanan herkesin aranması ve kimliğinin tesbiti yetkisi Alman polisine verilmiştir.

            7. Ayrıca, Alman ve İngiliz kanunlarında alenî yerlerde sürekli video kaydı yapılması yetkisi vardır.

            8. Gene bu kanunlarda, DNA profillerinin arşivlerde saklanması yöntemi ile suç faillerinin geriye yönelik teşhisi mümkün iken, CMK’nın bu verileri yok etme usûlü batıdaki uygulamalarla uyuşmamaktadır.

            9. Türk hukukunda, 2 seneye kadar ağır hapsi gerektiren suçlarda “tutuklama yasağı” getirilmiş olması da, batıda rastlanmayan bir uygulamadır.

            10. Mehaz Kanun’da polisin adlî işlem yapma yetkisi varken, CMK’da her çeşit araştırma savcının emrine bağlanmış ve polisin adlî yetkileri kaldırılmıştır.

X X X

            Bu saydıklarımızın dışında bir çok konuda da, CMK, mehaz aldığı Alman Kanunu’na ve AB ülkelerindeki diğer kanunlara nazaran, polisin yetkisini daraltan ve onu görevini yapamaz duruma getiren bir kanundur.

            Kapkaç olaylarının hızla arttığı, kolluk kuvvetlerinin asayiş ve güvenliği sağlamada zorlandığı bir dönemde yeni CMK’nın olduğu gibi yürürlüğe konulması, Hükûmeti ve İçişleri Bakanlığı’nı zor duruma sokacaktır.

            TBMM’de bugün görüşülecek TCK ve CMK’nın yeterli bir süre tehir edilmesi şarttır. Aksi takdirde, Türkiye’de, bir taraftan demokrasi ve insan hakları bakımından, diğer taraftan asayiş ve güvenliğin sağlanması bakımından problemli bir devir başlayacaktır.  ...

 
 
ANA SAYFA YAZILAR GENEL LİSTESİ 2005 YILI YAZI LİSTESİ