Kimlik Tartışması

  

 

            Geçtiğimiz günlerde Türkiye, yeniden bir kimlik tartışması girdâbına sokuldu. Şemdinli olayları dolayısıyla Başbakan Erdoğan’ın, “Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı”nı birleştirici “üst kimlik” olarak gösteren konuşmasına, Ana Muhalefet Partisi Başkanı Baykal, asıl üst kimliğin “Türk Milleti” kimliği olduğunu söyleyerek cevap verdi.

            Aslına bakarsanız, Erdoğan “Türk Milleti” kavramını reddetmediği gibi, Baykal da “T.C. Vatandaşlığı” kimliğini inkâr etmiyor. Başbakan’ın daha dün denilebilecek kadar yakın bir zamanda “Tek millet, tek devlet” sloganını kullanması ve CHP Programı’nda T.C. Vatandaşlığı’nın vurgulanması, bu paralelliği gösteriyor.

            Bizim neslimizin sıkça kullandığı, Muhibbî (Kanunî)’nin bir mısraından alınmış hoş bir söz vardır: “Cümlenin maksûdu bir ammâ rivayet muhtelif”. Siyasî liderlerimiz de, “Türkiye’nin birlik ve bütünlüğü” konusunda elbette hemfikirdirler; ancak ifade tarzlarındaki farklılıklar ve popülist yaklaşımlar lüzumsuz tartışmalara yol açmaktadır.

X X X

            Dünyanın her yerinde devletleri yönetenler, siyaset bilimi, hukuk, sosyoloji ve tarih konusunda asgarî bilgi sahibi olmak zorundadırlar. Hele Türkiye gibi, çok köklü bir tarih ve kültür mirasına sahip bir ülkenin yönetimi sözkonusu ise, devleti idare edenlerin temel kavramları kullanırken dikkatli ve şuurlu olmaları gerekir. “Millet”, “vatan”, “kimlik”, “vatandaşlık” gibi ana mefhumları, tarihî gelişimi ve etrafında cereyan eden tartışmaları ile birlikte değerlendirmek lâzımdır. Sorumlu mevkilerde bulunanların yanlış ifadeleri, bazen yılların, hattâ asırların siyasî birikimini bir anda tahrip edebilir.

            Cumhuriyet’in kuruluşundan bu yana 82 yıl geçmiş olmasına rağmen, milleti ve devleti meydana getiren temel kavramlar konusunda hâlâ mutabakata varılmamış olması, gerçekten esef vericidir.

X X X

            “Kimlik” sorununu, siyasî, kültürel, sosyolojik ve tarihî yönlerden ayrıntılı şekilde anlatacak değiliz. Ancak, meseleyi iyi niyetle ele alan herkesin kabul edebileceği bir nihaî gerçek vardır. Bu gerçek, üniter (tekçi) yapıdaki bütün millî devletlerin anayasalarında temel hükümler arasında yerini almıştır. Buna göre, siyasî ve hukukî bakımdan önce “T.C. Vatandaşlığı” esastır. Bu siyasî ve hukukî kimlik, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nde herkese eşit şekilde tanınmış ve uygulanmıştır. T.C. vatandaşları arasında hiç bir hukukî farklılığın bulunduğu söylenemez.

            Lâkin, sadece siyasî ve hukukî üst kimliği ifade eden “T.C. Vatandaşlığı” ve coğrafî bir kavramdan ibaret olan “Türkiyelilik”, toplumdaki birlik ve bütünlüğü sağlamada yeterli değildir. Bu çerçevede bütün vatandaşları kapsayan üst kimliğimiz “Türk Kimliği”dir. T.C. vatandaşları, etnik menşeleri ne olursa olsun, bu kimlik çerçevesinde “Türk” kabul edilirler. “Türk Milleti”, “Türk Devleti” derken kullandığımız “Türk” sıfatı, bir etnik nitelendirmeyi değil, daha üst bir kimlik ile vatandaşlık sınırlarını ifade etmektedir.

            Aksi takdirde, sadece “coğrafya”dan ibaret bir vatan anlayışı ve nüfus cüzdanı ile sınırlı bir kimlik anlayışıyla kitleleri bir arada tutmanız mümkün değildir. Üst kimlikteki “Türklüğün” yerine “Türkiyeliliği” geçirirseniz, içi boşaltılmış kuru bir pasaport ve etnisite peşindeki milyonlarla karşı karşıya kalırsınız. “Türkiyelilik” iddiası, sosyal barışı bozar; toplumdaki bölünmeleri hızlandırır ve kaynaşmayı azaltır; çeşitli “alt kimlik grupları”nı ırkçı ayırımlara yönlendirir.

X X X

            “Etnik Alt Kimlik”, hiç bir şekilde bir milletin fertlerini ve bir devletin vatandaşlarını ifade etmez. Bundan, sadece sosyal ve kültürel mensubiyet anlaşılır. Kaldı ki, Türkiye’de etnik alt kimlikler arasındaki sosyal ve kültürel farklar da yok denecek kadar önemsizdir.

            Kısaca Türkiye, birbirinden kopuk kültürlerin oluşturduğu bir “mozaik” değil, birbirini tamamlayan renklerden meydana gelen ve bütünlüğü olan bir tablodur.

 
 
ANA SAYFA YAZILAR GENEL LİSTESİ 2005 YILI YAZI LİSTESİ