Bu Kafa ile Demokrasi Olmaz

  

 

Argoda, “Na to kafa, na to mermer” diye, halkın sık kullandığı bir lâf vardır. Bizim pek allâme(!) medya mensupları bu ifadeyi “Nato” diye kullanıp Kuzey Atlantik Paktı’nın ABD yedek gücü haline dönüşmüş mensuplarının kulaklarını çınlatırlar. Halbuki, İstanbul Rumları’dan alınmış “taş kafalı” mânâsına gelen bu sözün aslı “Na to kefari, na to mermari”dir. Yani, “İşte kafa, işte mermer!”...

Sizleri, bu etimolojik ukalâlıkla meşgul ettiğim için kusura bakmayınız sevgili okuyucularım. Lâkin, yeni bin yılın başlangıcında, Türkiye’nin hâl⠓başörtüsü”, “imam-hatip”, “meslek lisesi” tartışmalarının girdabında yuvarlanmasını bir türlü hazmedemiyorum. Koskoca Türk Milleti’ni bu saçma sapan tartışmalarla meşgul eden “taş kafalılara” ne söylesek bilmem ki?...

X X X

Defalarca yazdık, çizdik, konuştuk. Türkiye’de “türban” diye bir mesele yoktur. Ne şekilde giyinirlerse giyinsinler, Türk toplumu birbirine kaynaşmış bir toplumdur. Bir takım “mermer kafalılar”, bağlama şeklini esas alarak “türban” ile “başörtüsü”nü birbirinden ayırmaya çalışırken, halkımız bu gülünç tabloyu şaşkınlıkla seyretmektedir. Düşünebiliyor musunuz? Eğer bir kadın başörtüsünü çenesinin altında bağlarsa mesele yoktur ama başının üzerinden iğneleyerek başını örterse buna “türban” denir ve “siyasî simge” olur. Böylesine iptidaî bir anlayışa sahip olabilmek için ya kötü niyetli ya da taşkafalı olmak lâzımdır

Başını örten kız öğrenci sayısının artmasında, “irticanın hortlaması”nı değil, bilâkis modernleşmenin tesiriyle daha önce okutulmayan kızların okula gönderilmesini aramak gerektiğini bu granit kafalılara bir türlü anlatamadık gitti... Ancak, bu kin ve husûmetle muâllel câhil kafalar, başörtüsünü sadece ninelerine ve kırsal kesimdeki kızlarımıza yakıştırırlar. Liseye, üniversiteye gitmek isteyen kızlarımıza, güyâ lâiklik nâmına engel olmaya çalışırlar. Hani, “Haydi kızlar okula!” idi. Bunun yerine, “Haydi kızlar, çıkarın başörtünüzü, girin okula!” demek daha doğru olurdu.

Türban siyasî sembol ise, bu şekilde siyasî görüşlere sahip olan kızlara üniversite kapılarını kaparken, aynı düşüncedeki erkek öğrencileri alıyorsunuz. Bu cins ayrımı sizi hiç rahatsız etmiyor mu? Yoksa siz “kadın düşmanı” mısınız? “Canım, erkeklerin siyasî görüşünü nasıl anlayabiliriz?” diye sıkıntınız varsa, size bir tavsiyede bulunayım: “Batı Çalışma Grubu”ndan emekli eski darbecilerle işbirliği yaparak “Öğrenci Fişleme Sistemi” kurabilirsiniz. Böylece, Cuma’ya giden, kafa çekmeyen, “Selamünaleyküm” diyen erkek öğrencileri tesbit edebilirsiniz.

Dünyanın 500 önemli üniversitesi arasında, Türkiye’den hiç üniversite yokmuş. Ne gam!... Siz, “Cumhuriyet’in lâikçi devrim muhafızları”nı yetiştirmeye devam ediniz.

X X X

“İmam-Hatip Liseleri”ne olan düşmanlık da, tam bir taşkafalılık örneğidir. İmam-Hatip Liseleri, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin “resmî” öğretim kurumlarıdır ve Millî Eğitim Bakanlığı Din Öğretimi Genel Müdürlüğü’ne bağlı olarak eğitim ve öğretim hizmetlerini sürdürürler. Öğretmenlerini devlet tayin eder; harcamaları devlet bütçesinden karşılanır. Bunları, Suudî Rabıta Teşkilâtı kurmadı ki; biz kurduk. Şeflik diktatoryası döneminde, cenazeleri kaldıracak imam bulamayınca, bizzat CHP’liler bu okulları açmak zorunda kaldılar.

28 Şubat Darbe Dönemi’nde, bu okulların ve Kur’an kurslarının köreltilmesi için olmadık engeller çıkarıldı. Benim anlamadığım şu: Devlet, hiç kendi kurumlarına düşmanhk edip onları baltalar mı? Eğer bu okullar millete, memlekete ve devlete zararlıysa kapatırsınız. Bu düşmanlık niye?... Lâkin, bu ard niyetli taşkafalıların temel öğretimi 8 yıla çıkarmasının arkasında bile, toplumun eğitim seviyesini arttırmak değil, Kur’an Kursu ve İmam Hatip düşmanlığı vardır.

X X X

            Bu husûmet, mermer kafalı jakoben zorbaların gözlerini öylesine karartmıştır ki, İmam-Hatiplileri engellemeye çalışırken, ülke ekonomisinin en çok ihtiyaç duyduğu işgücünü yetiştiren diğer Meslekî ve Teknik Liseleri de, bu kîne kurban etmişlerdir. Bundan on yıl önce, genel orta öğretim ile meslekî-teknik orta öğretimi, büyük emekler sarfederek neredeyse başabaş duruma getirmişken; 2004-2005 Öğretim Yılında, ne yazık ki, genel orta öğretimdeki okullaşma oranı yüzde 45,1, meslekî teknik orta öğretimde bu oran yüzde 25,7 olmuş; yani meslekî-teknik öğretim oranı yarıya düşmüştür.

            Lâkin, bol maaşlı YÖK üyelerinin bu tablo umurunda mı?!... Varsa da, yoksa da ille de “türban” ve “imam-hatip” düşmanlığı... Bir de koltuklarını muhafaza etmek...

X X X

            Geçen gün bir TV programında, değerli dostum Kezban Hatemi Hanımefendi, Cihat Baban’ın 1948 yılında yapılan CHP Kurultayı’ndaki konuşmasında, “Biz lâiklikten aslâ tâviz verecek değiliz ama biz lâikliği İslâm’dan vazgeçmek için almadık” dediğini söyledi.  Şimdiki Deniz Baykal CHP’sinin 57 yıl önceki şeflik diktası dönemindeki CHP’den daha geride olduğuun görüyoruz.

            Bu kafa ile demokrasi olmaz!

 
 
ANA SAYFA YAZILAR GENEL LİSTESİ 2005 YILI YAZI LİSTESİ