Fetih ve “Resmî Tarîh”

 

 

            Bugün İstanbul’un Fethi’nin 552. Yıldönümü. “Feth-i Mübîn”i gerçekleştiren Fatih Sultan Mehmed’i, Fetih’ten yaklaşık sekizbuçuk asır önce Hz. Peygamber, hadîsinde; “Konstantiniyye (İstanbul) fethedilecektir; onu fetheden kumandan ne güzel kumandan, onu fetheden ordu ne güzel ordudur” buyurarak medhetmiştir.

            İstanbul’un fethi, Türk ve dünya tarihinin en önemli dönüm noktalarından biridir. Fetih’le birlikte Orta Çağ’ın karanlık devri kapanmış ve yeni bir çağ açılmıştır. Biz, işte bu Feth-i Mübîn’in mimarı ve Yüce Peygamberimizin övgüsüne mazhar olan Fatih’in torunları olmakla iftihar ediyoruz.

X X X

            Sevgili okuyucalarım, bu Pazar sohbetimizde sizlere İstanbul’un Fethi’ni ve Fâtih’i anlatacak değilim. Çok şükür ki sizler, şimdilerde “resmî tarih” denilerek küçümsenen yetersiz tarih derslerinde, hiç değilse Fetih ve Fâtih hakkında bir çok bilgiye sahipsiniz.

            Geliniz, bugün sizlerle şu “resmî tarih” tartışmasını ele alalım. Cumhuriyet’in kuruluşundan sonra, Türkiye’yi bir “ebedî vatan” hâline getirmek isteyen, başta Atatürk olmak üzere Cumhuriyet’in ilk kadrosu, Anadolu’nun ilk çağlardan beri “Türk yurdu” olduğunu ispat gayretiyle yeni bir “resmî tarih tezi” oluşturmaya çalıştılar. İyi niyetle ileri sürülen bu tez, ilmî verilerle desteklenmeye çalışılsa da, ideolojik bir temele dayandığı inkâr edilemez. Bu teze göre, Hitit (Eti) ve Sümer medeniyetlerini Türklerin kurduğu iddia edildi. Sonradan, Sümer dilinin önemli bir kısmının Türkçe köklü kelimelerden meydana geldiği görülmüşse de, özellikle Hititler konusundaki tezler ispatlanamamıştır.

            Diğer taraftan, totaliter yapıdaki siyasî sistem, 50’li yıllara gelinceye kadar yaşanan yakın tarihimizdeki olayların, “resmî ideoloji”nin çizdiği sınırlar dahilinde değerlendirilebilmesine izin vermiştir. Sonraki dönemde de, meydana gelen askerî müdahaleler ve “zinde güçler”in dayattığı tabular, yakın tarihimizin bir esrar perdesi arkasında kalmasına sebep olmuştur.

            İşte, “resmî tarih” derken kastettiğimiz bunlardır.

X X X

            Son yıllarda, dış bağlantılı “aydın ihaneti” içindeki bazı çevreler, “resmî tarih” tâbirini istismar ederek Türkiye ve Türk Tarihi üzerindeki husûmete dayanan yabancı tezlerin sözcülüğüne soyunmuşlardır. Bu çevrelerin “resmî tarihi” çürütme iddialarını incelediğimizde şu özellikleri taşıdığını görüyoruz:

            1. Bu “aykırı tezler”, tümüyle “gayrı ilmî”, tarihî gerçeklerle bağdaşmayan ve tarih ilminin bilimsel bulgularına, belgelerine dayanmayan iddialardır.

            2. Bu tezler, tamamen yabancı kaynaklıdır; Türkiye ve Türkler hakkında subjektif ve peşin hükümlü iddialardan ibarettir.

            3. Bu tezler, “resmî tarih”i yalanlayarak, Türkiye ve Türkler aleyhinde “siyasî şekilde” sonuçlar çıkarmaya çalışmaktadır.

            4. Bu tezlerin tamamında, Türkiye’nin Türk vatanı olmadığı ve Türklere ait olamayacağının ispatı çabası görülmektedir.

            5. Bu tezleri Türkiye’de savunanlar, dış kuruluşlar ve siyasî mihraklar tarafından desteklenmektedir.

X X X

            Son olarak, Tarih Vakfı ile Boğaziçi Üniversitesi’nin işbirliğiyle hazırlanan; Soros Vakfı ve Bilderbeg Grubu tarafından finanse edildiği söylenen ve Türklerin Ermenileri soykırıma tâbi tuttuğu iddiasını ispat etmek için düzenlenen Konferans, bu tezlerin tipik bir örneğidir.

            Gene, Türkiye’de “Türk geni yok” şeklindeki iddialarla hazırlanan ırkçı projeler, bu tezlerle nereye varılmak istendiğini göstermektedir.

            İstanbul’un Fethi’ni altı asırdır hazmedemeyen bu peşin hükümlü, art niyetli ve dış odaklı çevreler, Fatih’in İstanbul’u kılıç gücüyle aldığını, Hrıstiyanlara ait mabetleri yok ettiğini, şehirde katliâm yaptığını ve İstanbul’u yakıp yıktığını ileri sürmüşler; böylece Türk tarihinin bu en parlak zaferini karalamaya çalışmışlardır. Geçtiğimiz yıllarda, adamın biri ortaya çıkıp Fatih’in gemileri karadan yürütmesinin doğru olmadığını iddia etmiştir. Halbuki, tam aksine Fâtih, bütün dinlere engin bir hoşgörü içinde yaklaşmış; kimsenin kılına dokunmamış ve yakıp yıkmak bir yana, İstanbul’u alıp “gülzar” (gül bahçesi) yapmıştır.

            Şimdi ister misiniz, Tarih Vakfı ve benzeri çevreler, İstanbul’un fethinin “resmî tarih”ini çürütmek için de bir Konferans düzenlesinler?!...

X X X

            Haçlı zihniyetinden kurtulamamış Batı âlemi, aslında İstanbul’un fethini hâlâ kabullenememiş ve başta İstanbul olmak üzere bu güzel vatanı bize lâyık görmemiştir. Bütün bu sözümona “resmî tarih”e karşı çıkışların temelinde bu peşin hükümlü varsayım bulunmaktadır. Türkleri, “Ermeni katili” olarak ilân edenlerin de, bin yıllık kardeşimiz Kürtleri ayrımcılığa kışkırtanların da, Türkiye’yi bir mozaik olarak görenlerin de art niyetlerini anlayabilmek için bu temel faraziyeyi bilmek gerekir.

X X X

            Lâkin boşuna gayret!... Biz, evliyâ, şühedâ yatağı bu mübarek vatanımızı, düşmanlarımıza ve onların uşaklarına karşı kanımızın son damlasına kadar savunmayı çok iyi biliriz.

            Kimse boşuna heveslenmesin!...

 
 
ANA SAYFA YAZILAR GENEL LİSTESİ 2005 YILI YAZI LİSTESİ