Aydın İhaneti

 

 

            Türk Milleti’nin en büyük derdi “aydın ihaneti”dir. Biliyorum, bu girizgâhı okuyacak olan bazı “akıldâneler”, beni hemen “aydın düşmanlığı”yla itham edecekler. Çünkü onlara göre, halkın değerlerine önem veren ve halkın inançlarını savunanlar “avam”dan “popülistler”, kendileri ise “havas”tan “entelektüeller”dir. Milleti, halkı, Türk’ü, Türkiye’yi daima küçümsemişler; tedavisi mümkün olmayan bir “enferiyorite” (aşağılık kompleksi) ile körü körüne “Batı hayranlığı”na kapılmışlardır.

            Bu “aydın mâkulesi”ni yakından incelediğinizde, tıngırtısı bol, içi boş tenekelerle karşılaşırsınız. Kelime haznesi ikibini geçmeyen kısır bir Türkçe ile konuşup yazarlar. Birçoğunun doğru dürüst bir tahsili yoktur; ağızdan dolma bilgilerle malûmatfuruşluk eder, bilmedikleri konularda pervâsızca ahkâm keserler. Bazıları da, halk deyimiyle “kitap yüklü merkeplere” benzerler; ilimleri vardır ama irfanları yoktur; karmakarışık kafalarının içi peşin hükümlerle doludur. Sağlam bir tarih, kültür ve medeniyet şuuruna aslâ sahip olamamışlardır.

            Bu “gayrı millî aydın tâifesi”, karşımıza bazen “solcu”, bazen de “sağcı” olarak çıkarlar. Kimi zaman “jakoben” ve devletçi, kimi zaman da “liberal” ve özgürlükçü hüviyetleri ile arz-ı endâm ederler. Hattâ içlerinde “muhafazakâr” ve “millîci” geçinenler bile vardır. Lâkin onları, hücrelerine kadar sinmiş “aşağılık kompleksi” ile kolayca teşhis edebilirsiniz.

X X X

            Türkiye, 19. asırdan itibaren yoğun bir “aydın ihaneti”ne mâruz kalmıştır. Fransa’ya kaçarak kendi vatanları ve milletleri aleyhinde faaliyet gösteren “jöntürkler” de, Bedri Rahmi’nin, “Herifçioğlu Sen Mişel’de koyuvermiş sakalı” dediği daha sonraki nesiller de, aynı zincirin halkalarıdır. Batılı mânâda ilk Osmanlı üniversitesinin rektörü Hoca Tahsin Efendi’ye “Âleme gelmiş sayılmaz, gitmeyenler Paris’e” diye şiir yazdıran zihniyet de, bugünkü YÖK’ün ve üniversitelerin yasakçı yöneticileri de, aynı aydın ihanetinin mahsulleridir.

            Kendi devletinin başkanına suikast teşebbüsünde bulunan Ermeni komitacısına “Ey şanlı avcı” diye hitap ederek “Attın, fakat yazık ki, yazıklar ki vurmadın!...” diye şiir düzen “aydın” ile bugün televizyonlarda, gazetelerde Taşnak ağzıyla kendi milletini “soykırım” ve “etnik temizlik” yapmakla itham eden “sözde aydınlar”, aynı “aydın ihaneti”nin temsilcileridir.

            Türkiye’nin modernleşebilmesi için Batı’dan damızlık erkek getirilmesini teklif eden Abdullah Cevdet’in iğrenç zihniyeti ile Şeflik döneminde câmilere sıra konulmasını isteyerek Hristiyanlığa özenen sözde aydınlar, aynı aşağılık duygusunun tezahürleridir.

X X X

            Bu “kompleksli aydın gürûhu”, hiç bir zaman kendi milletlerine, kültürlerine ve medeniyetlerine değer vermemişler ve kendi toplumlarını daima hor görmüşlerdir. Derme çatma öğrendikleri yabancı dillerini bir fâikiyet (üstünlük) sebebi olarak telâkki edip, Türkiye’ye ve Türk Milleti’ne İngilizce, Fransızca gözlüklerden bakmışlar; mühtedîlere ve uşaklara mahsus bir aşırılıkla, Türkiye üzerindeki yabancı tezlerini şiddetle savunmuşlardır. Bir zamanlar “Sovyetler Birliği’nin çocuğu” olmakla övünmüşler, silâhlı kuvvetleri “devrim”e zorlamışlar; devran dönünce de demokrat kesilerek kendilerini ABD’nin âguşuna bırakmışlardır.

            Bunlara göre, Anadolu bir mozaiktir. “Anadolu Uygarlıkları” görüşüyle, bu evliyâ şühedâ vatanını elen-iyon diyarı olarak tanımışlardır. Türkiye’nin, Arnold Toynbee’nin “barbar nomad” olarak tarif ettiği bir avuç göçebe Türk’ün vatanı olamayacağı saplantısını, enferiyorite illetiyle muzdarip beyinlerinde muhafaza etmişlerdir. Aydın ihanetinin bilinç altında hep Türkleri ve Türk Kültürü’nü küçümseme yatar. “Alaturka” diye horladıkları Türk Musikîsi, bunların indinde Bizans’tan ya da Arap’tan, Acem’den alınmış; muhteşem Osmanlı Mîmarisi, Bizans’tan kopyalanmış; câmiler Ayasofya’dan çalınmış; Türk sanatı, Ermeni, Rum, Musevî azınlıklar tarafından ortaya konulmuştur.

X X X

            Bu tâife, emperyalist Batı’nın gözlüğünü o kadar benimsemiştir ki, kraldan çok kralcı kesilerek kendi milletini ve atalarını eli kanlı “soykırımcı”, “etnik temizlikçi” ve “kâtil” ilân etmekten geri durmamıştır. 20. asrın başlarındaki on yılda sadece Balkanlar’da 7 milyon Türk’ün katledilmesini; 1924’e kadar olan dönemde, doğuda ve Ermenistan’da 1 milyon Türk’ün şehit edilmesini hiç bir zaman telâffuz etmemiş; mazoşist duygularla hiç sıkılmadan Türklerin Ermeniler üzerinde jenosit uyguladıklarını söylemişlerdir.

            Bu tâife, Irak’taki Türkmenlere yapılan mezalimden bir kerecik dahi söz etmeden, daima peşmergelerin yanında olmuştur.

            Bütün bu yapılanlara “aydın ihaneti” demez de, ne dersiniz?...

X X X

            Ne yazık ki, kendisini aydın kabul eden zümre, bu “ihaneti”, aydın olmanın bir göstergesi sayıyor. Bu mağdur ve mazlum millete ne kadar saldırırsa, o derece “aydın” kabul edileceğini düşünüyor. Yabancıların bol keseden ikram ettiği “âferinler”, kordiplomatik kokteyllerindeki “iltifatlar”, bazen de ABD’den ve Avrupa’dan verilen projeler, burslar ve masrafları karşılanmış eğlenceli dâvetler, bu kompleksli aydınların kendi milletlerine sövmeleri için yeterli oluyor.

            Eğer bunlar “aydın” ise, ben “aydın” değilim... Fukara halkımla beraber, milletimin ve medeniyetimin değerlerini ve haklarını savunmaya sonuna kadar devam edeceğim.

 
 
ANA SAYFA YAZILAR GENEL LİSTESİ 2005 YILI YAZI LİSTESİ