AK Parti ve Koordinasyon 

 

            AK PARTİ Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın üç temel vazifesi var:

1.      Ülkeyi yönetmek.

2.      Grubu yönetmek.

3.      Partiyi yönetmek.

Bu üç vazifeyi yürütürken de tek bir sihirli değneği kullanmak zorunda: Koordinasyon...

X X X

            Türkiye, büyük bir ülke. Muhteşem bir mâziye, o ölçüde büyük sorunlara sahip. Böylesine büyük bir ülkeyi yönetmek kolay değil. Türkiye’nin rejimi, kangrenleşmiş meselelerle dolu. Yöneticilerin önü mayın tarlası gibi. Üstelik, 2000’li yıllar, Türkiye için çok önemli değişimlere gebe.

            Parlamenter demokratik sistemle yönetilen ülkede, Başbakan, ülke yönetiminin bütün yükünü ve sorumluluğunu taşıyor. Ancak, onun boynunda asılı duran davulun bir çok tokmağı var. Türkiye’de egemenlik “kayıtsız şartsız” millete ait değil...

            Bu şartlar altında Başbakan, çok çeşitli dengeleri gözetmek zorunda. Başbakan’ın bir taraftan Hükûmet içinde “siyasî koordinasyonu”, diğer taraftan devlet teşkilâtında “idarî koordinasyonu” sağlaması lazım.

X X X

            AK Parti Grubu, parlamento tarihimizde Meclis’teki temsil oranı -DP’den sonra- en fazla olan grup. 368 milletvekilinden meydana gelen ve TBMM’de % 66,8’lik bir temsil nisbetine sahip bulunan AK Parti Grubu’nu yönetmek de kolay değil. Bir de Bakan sayısını azaltmış, TBMM’deki postları da arttırmamışsanız; hele grup üyelerinin sıkıntılarıyla pek de meşgul değilseniz, “grup tesanüdü”nü kolayca sağlayamazsınız.

            Muhalefet partilerinde Genel Başkan’ın işi, partinin Meclis grubunu ve partiyi yönetmektir. Lâkin, Genel Başkan, Başbakanlık yapıyorsa, artık onun için ilk iş, ülke yönetimi olmuştur; grup ve parti yönetimi ile pek de meşgul değildir. Böyle olunca da, iktidar grubu, grup başkan vekillerinin; iktidar partisi de genel başkan yardımcılarının, genel sekreterlerin elinde kalır. AK Parti’de olduğu gibi, lider güçlü ve karizmatik ise diğer yöneticiler kendilerini yetkili saymazlar; neticede, ortaya otorite boşluğu ve koordinasyon eksikliği çıkar.

X X X

            AK Parti, kuruluşundan bu yana henüz üç yıl geçmiş olan, Türkiye’nin en yeni partisidir. Buna mukabil, girdiği ilk seçimde üçte iki çoğunlukla iktidara gelmiş; diğer bir deyişle daha “partileşemeden” iktidar olmuştur.

            Türkiye’de, Duverger’nin ayırımıyla “şube tipi” parti teşkilâtlanması vardır. Yani, parti teşkilâtları en küçük mahallî ünitelere kadar uzanmıştır. ABD’deki “kongre tipi” partilerin, sadece genel merkezleri önemli olduğu halde, Türkiye’de siyasî sistem parti teşkilâtlarına dayanır. Böyle olunca da, partilerin il, ilçe ve belde yönetimleri ile diğer birimleri önem kazanır.

            Halbuki, AK Parti Teşkilâtı, Genel Merkez’den en küçük birimlerine kadar, “güçsüzlük” ve “tesirsizlik” şikâyeti içerisindedir. Geçmişteki güçlü parti yöneticilerinin yerini, sözünü kimseye geçiremeyen “müştekî ve dertli” taşra siyasetçileri almıştır. Parti yönetimi ve teşkilâtı ile hükûmet, grup ve bürokrasi arasında büyük bir koordinasyon sorunu vardır.

X X X

            Hükûmet ve idarenin kendi içinde koordinasyon problemi devam ederken, grup ve parti arasındaki âhenk kurulamamakta; milletvekilleri ve parti yöneticileri, bakanlara ve bürokratlara ulaşamamaktan şikâyetçi olmaktadır.

            Böyle olunca da, milletvekillerinin parti teşkilâtına, parti teşkilâtının da tabana çıkacak yüzü kalmamaktadır.

            Başbakan’a, ulaşabilmek zâten mümkün değildir. Başbakan’ın özel kalem müdürüne ulaşmak için bile bir hayli uğraşmak gerekli olmaktadır.

            Kısaca, AK Parti İktidarı’nın en önemli meselesi koordinasyon eksikliğidir. Hükûmetin, Grubun ve Partinin kendi içindeki ve aralarındaki koordinasyonu sağlamadan siyasî sistemi yerine oturtmak mümkün değildir.

X X X

            AK Parti’nin, Kızılcahamam’daki “3. İstişare Toplantısı”nda, öncelikle “koordinasyon sorunu”nun nasıl çözümlenebileceği ele alınmalıdır.

 
 
ANA SAYFA YAZILAR GENEL LİSTESİ 2004 YILI YAZI LİSTESİ