Hedefteki Yeni Tip: Türk-İslâm Sentezcisi

 

            Sevgili okuyucularım, Danıştay saldırısından sonra ortalık durulmaya başladı. Saldırıdan hemen sonra Hükûmeti ‘katil’ ilan edenler, ortaya klasik bir ‘irtica vakası’ atmışlardı. Jakoben çevrelerin ve medyanın yeni hedefini artık değişik bir tip oluşturuyor. Buna ‘Türk-İslâm Sentezcisi’ diyorlar.

            Çember Sakallı Mürteci Tipi

            Efendim, bizim Cumhuriyet nesillerinin zihninde yer etmiş klasik bir ‘irticacı’ tiplemesi vardır. Çember sakallı, cübbeli, şalvarlı, yeşil bayraklı bir tiptir. Devrimlere ve özellikle laikliğe karşıdırlar; Humeynî taraftarıdırlar; Türkiye’deki düzenin değişmesini isterler.

            Bu tipleme 31 Mart (1909) Vakası’ndaki Derviş Vahdetî ile başlar; Kubilay Olayı’ndaki Derviş Mehmet ile devam eder. Her ne kadar bu olayların ardındaki gerçek durum belgelerle ortaya çıkarılmış ve farklı sonuçlara ulaşılmışsa da, klasik irticacı tiplemesi hep devam etmiştir.

            28 Şubat öncesinde medyadaki kampanyayı hatırlayınız: Cübbeli, eli sopalı, Neandertal adamlarına benzeyen garip görüntülü Aczmendîler; televizyonlarda saat başı yayınlanan Ali Kalkancı ve adamlarının kafalarını sallayarak zikretmeleri; Fadime Şahin’in maceraları...

            Sonra, Uğur Mumcu, Muammer Aksoy, Bahriye Üçok gibi laik düşünceli aydınlara yapılan suikastlar ve bunların failleri olarak takdim edilen yüz senelik klasik irticacılar...

            ‘Allahın Askerleri!?’

            Danıştay saldırısından sonra ilk akla gelen işte bu bilinen ‘irticacı tipi’ olmuş; başta Cumhurbaşkanı ve Ana Muhalefet Lideri olmak üzere bir çok kişiler, saldırının Cumhuriyete ve laikliğe karşı yapıldığını söylemişler ve Hükûmeti suçlamışlardır.

            Eylemin ardında bir klasik irtica olayı arayanlar o derece peşin hükümlü olmuşlardır ki, sonradan bizzat saldırıya maruz kalanların ifadesiyle uydurma olduğu ortaya çıkan, saldırganın kendisini ‘Allahın askeri’ olarak tanıttığını ve tekbir getirdiğini söylemişlerdir. Bereket versin ki, teröristin yakalanmasıyla Türkiye yeni bir Menemen Olayı’nın eşiğinden döndürülmüştür.

            Bir TV kanalında spikerin teröristin babasıyla yaptığı röportajı seyrediyorum. Spiker ısrarla saldırganın mezun olduğu ortaokulu ve liseyi soruyor. İmam-Hatip okulu yerine genel lise cevabını alınca ne kadar sükutu hayale uğradığını hissedebiliyorsunuz. Ya, maazallah bir de İmam-Hatip mezunu olsaydı, seyreylerdiniz gümbürtüyü... Diğer bir gazete de, saldırganın devamlı namaz kıldığını yazıp kendisine göre ‘irticacı’ imajı vermeye çalışıyor. Bu arada kızkardeşlerinin ‘türbanlı’ olduğu işaret edilerek cinayetle irtibat kurulmaya çalışılıyor.

            ‘Türk-İslâm Sentezcisi’

            Efendim, polisin saldırganı yakalaması, bütün bu klasik irtica senaryosunu altüst etti. Ortaya garip bir örgüt bağlantısı çıkarıldı. Emekli askerler, eski ülkücüler, solcu ulusalcılar, istihbaratçılar ve kökü Susurluk’a kadar uzanan bir takım ilişkiler yumağı, en katı laikçilerin bile kafalarını karıştırdı. Saldırının, aslında Cumhuriyeti ve laik düzeni değil de, tam aksine mevcut iktidarı hedef alan bir ‘komplo’ olduğu anlaşılmaya başlandı.

            ‘İrtica avcıları’nın sırtlarında yumurta küfesi yok ki... Bu defa da ‘Türk-İslâm Sentezcileri’ diye ortaya çıktılar ve büyük bir pişkinlikle yeni failler icat etmeye giriştiler.

            ‘Türk-İslâm Sentezi’ tâbiri, ilk olarak 1978’de yapılan ‘Milliyetçiler İlmî Kurultayı’nda kullanılmıştır. Merhum Prof. Dr. Muharrem Ergin Hocamız, Türklükle İslâmiyetin içiçe olduğunu gösteren bu deyimi, birleştirici bir zemini sağlamak için geliştirmişti. ‘Türk-İslâm Sentezi’, Aydınlar Ocağı’nın, siyasî yelpazenin sağındaki büyük çoğunluğun üzerinde birleşebileceği bir fikrî zemin oluşturma gayretiyle siyasî gündemi etkiledi. MC Koalisyonları’nın temelinde bu muhafazakârlık çizgisinin rolü vardır.

            Lâkin, daha sonra bu deyim, sunî terminolojilerin âkibetine uğrayarak siyasî gündemden silindi.

            Şimdi, ‘klasik irticacı’ tipinin yanına ‘Türk-İslâm Sentezcisi’ tipi ilave edilerek yeni heyûlalar icat edilmeye çalışılıyor.

            Türklük de, Müslümanlık da Gururumuzdur

            Terör örgütlerinin sloganları ve istismar edilen itibarlı mefhumlar, toplumun temelini oluşturan kurumları tahrip için kullanılamaz. Nasıl ki, sosyalist iddialarla terör eylemi yapanlar, bütün solcuların terörist olduğunu göstermezse; PKK terör cinayetlerini işleyenlerden Kürtler sorumlu tutulamazsa; Türklük ve İslâmiyet adına terör faaliyetinde bulunup cinayet işleyenlerden dolayı da Türklüğe ve Müslümanlığa değer verenler sorumlu tutulamaz.

            Kaldı ki, bu nevi olayların gerisinde antidemokratik, darbeci, gladyo tipi bir örgütlenmenin de varlığı açıkça görülmektedir.

            Eylemle ilgili odakların Büyük Atatürk’ü ve devrimlerini istismar etmeleri, nasıl Atatürk’ü sevenleri töhmet altında bırakmazsa; ‘Ergenekon’ ismini kullanmaları ve ‘ulusalcı/milliyetçi’ olmaları da, Türklüğüyle iftihar edenleri ve vatansever insanları suçlamak için fırsat bilinemez.

            Bu kavramları değerlendirirken, sokaktaki insanımızı rencide etmemeliyiz.

ANA SAYFA YAZILAR GENEL LİSTESİ 2005 YILI YAZI LİSTESİ