Kuşatma

 

            CNN Türk’deki ‘Ankara Kulisi’ Programında CHP Lideri Deniz Baykal’ı seyrediyorum. Evvel⠑partizanlık’ vardı; sonra ‘kadrolaşma’ aşamasına gelindi; şimdi artık ‘kuşatma’ var, diyor. Cumhuriyet’in ‘temel kurumları’nın ve ‘kazanımları’nın kuşatıldığını söylüyor. Baykal’ın uzun konuşmasında hiç bir somut ifade yer almıyor. Bırakınız cevaplarını, iddiaları bile eski deyimiyle kavli mücerrette kalıyor.

            Erdoğan ve iktidarı, Cumhuriyet’in hangi temel kurumlarını ve kazanımlarını kuşatma altına alıp değiştirmeye çalışıyor, belli değil. CHP’nin asırlık monoloğunu düşününce, herhalde gene ‘laiklik’ten söz ediyor diyoruz. Devlet kadrolarına eşi başörtülü kişiler atanınca, Cumhuriyet’in kazanımları ve temel kurumları kuşatılmış oluyor. Demek ki, Cumhuriyet’in kazanımları bu kadar kolayca ortadan kaldırılabiliyor diye hayret ediyoruz.

            Baykal, hâlâ TSK’ya yapılmak istenen ‘darbe’den bahsedebiliyor ve Van Savcısı’nın kendiliğinden iddianame hazırladığını düşünmek geri zekâlılıktır diyor. Bu arada, yıllar öncesinde makale yazan Başbakanlık Müsteşarı Ömer Dinçer’i zikretmeden geçemiyor (Dinçer’in makalesini ya okumamış ya da anlamamış olacak).

            Baykal, ayrıca Cumhurbaşkanlığının bir ‘kale’ olduğunu işaret ederek, iktidarın kaleyi düşürmeye çalıştığını söylüyor.

            Baykal’ı dinlerken, hiç bir iddiasının somut ve mantıkî bir delile dayanmadığını görüyorsunuz.

X X X

            Baykal’ın iddiaları, Türkiye’de tam aksi istikamette bir ‘kuşatma’ olduğunu ortaya koymaktadır.

            Türkiye’de tek parti diktatoryasından beri devam eden bir kuşatma vardır. Milletin oylarıyla gelen siyasî iktidarlara karşı devlet kuşatma altındadır. Milletin tercihlerine güvenmeyen ve değer yargılarına saygı göstermeyen oligarşik bürokrasi, millet iradesine karşı devleti kuşatmıştır.

            1961 ve 1982 Anayasaları, bu ‘jakoben kuşatma’nın mekanizmasını kurmuş; zorba devlet anlayışını kurumlaştırmıştır. Kayıtsız şartsız millete ait olması gereken egemenlik, milletin elinden alınıp ‘yetkili organlar’a verilmiştir. Anayasaların da ötesinde, yazılı olmayan bir dayatmacı mekanizma geliştirilmiştir.

            Yüksek yargı organları, devlet kuşatma sisteminin bir parçası gibi rol oynamaktadır. Yargıtay Başsavcılığı, özellikle ara dönemlerde parti kapatma konusundaki faaliyetleri ‘devleti koruma görevi’ olarak algılamakta; Anayasa Mahkemesi, siyasî mahiyette ‘yerindelik’ kararları alabilmekte; Danıştay da, yönetimi kuşatma konusunda diğerlerinden geri kalmamaktadır.

            TSK, demokratik ülkelerdeki fonksiyonunun çok ötesinde bir kuşatma unsuru hâlindedir. Seçilmiş iktidarlara karşı on yılda bir yapılan darbeler bir yana, YÖK, meslek liseleri, başörtüsü gibi kendi görev alanıyla hiç ilgisi olmayan konularda yetkisini aşarak siyasete müdahale edebilmekte ve bir askerî vesayet rejimini andıran dayatmalarda bulunabilmektedir.

            Bir darbe kalıntısı olan YÖK ve benzeri lâyüsel kuruluşlar, diğer kuşatmacılarla işbirliği hâlinde siyasî iradeye meydan okuyabilmektedir.

            Baykal’ın ‘kale’ olarak nitelendirdiği Cumhurbaşkanlığı ise 1960’dan bu yana genellikle darbeler sonrasında silah zoruyla getirilmiş generallerle sonradan militarist bir hüviyete sahip olan Demirel ve CHP’li tavrıyla bilinen Sezer ile doldurulmuş; Özal tek istisna olmuştur. Baykal’ın, kendi kalesi olarak gördüğü Çankaya’yı kaybetme telaşında olduğu anlaşılıyor.

X X X

            Türkiye’nin, kuşatma altındaki devleti demokratikleştirerek bürokratik vesayet rejimini çözmesi lâzımdır. Aksi takdirde, halkın oyuyla bir türlü iktidara gelemeyen CHP azınlığının kaleleriyle demokratik sistemin yerine oturtulması mümkün değildir.

            Kuşatma, eşi başörtülü bir uzmanın Merkez Bankası Başkanlığı’na getirilmesi değildir.

            Kuşatma, oligarşik bir avuç elitin orduyu kullanarak devletin ve milletin üzerine oturmasıdır.

ANA SAYFA YAZILAR GENEL LİSTESİ 2005 YILI YAZI LİSTESİ