Benmerkezci Politika ve Devlet Sistemi  

 

            Merhum Özal, ilk başbakanlığı esnâsında, 12 Eylül’den tevarüs edilen Cumhurbaşkanı Evren’in, 1982 Anayasası’nın verdiği yetkilere darbe dönemindeki alışkanlıklarını da katarak yaptığı yersiz müdahalelerden bunaldığı zamanlarda, parlamenter sistemdeki Cumhurbaşkanı’nın yetkilerinin azaltılması gerektiğini savunurdu. O’nun talimatıyla, önce bir Anayasa tâdil taslağı, daha sonra da buna cesaret edemeyince, 2451 sayılı ‘Bakanlıklar ve Bağlı Kuruluşlarda Atama Usulüne İlişkin Kanun’da bir değişiklik tasarısı hazırlayarak Cumhurbaşkanı’nın yetkilerini azaltmaya çalışmıştık. O günlerde Özal, ‘Başkanlık Sistemi’ni ağzına dahi almıyordu.

            1989’da Cumhurbaşkanı seçildikten sonra Özal, vefatına kadar Cumhurbaşkanı’nın yetkilerinin azlığından şikâyet etti ve ‘Başkanlık Sistemi’nin yılmaz bir müdâfii hâline geldi. Özal’ın savunduğu Başkanlık Sistemi’nin en büyük muârızı o zamanki Başbakan Demirel’di. Demirel Cumhurbaşkanı olunca, o her zamanki şirinliği ve ‘Dün dündür, bugün bugündür’ zihniyetiyle bir anda söylemini değiştiriverdi. Artık o da Cumhurbaşkanı’nın yetkilerini yeterli bulmuyor ve ‘Başkanlık Sistemi’nin faydalarını anlatıyordu.

            Cumhurbaşkanı Sezer ise, Anayasa Mahkemesi Başkanıyken attığı demokrasi ve insan hakları nutuklarının aksine, Cumhurbaşkanı olunca bu dediklerini unutmuş; şikâyet ettiği Anayasa maddelerinin değiştirilmesi konusunda hiç bir çaba sarfetmemiş; ‘kamusal alanlar’ icat ederek kişi hakları aleyhine çalıştırmış; en önemlisi de daha önce parlamenter sistemde Cumhurbaşkanı’nın yetkilerinin genişliğini eleştirirken, o makama geldikten sonra âdeta bir ‘veto makinası’ hâlinde bu yetkilerini keyifle kullanmıştır.

X X X

            Türkiye’de devlet sistemi, ne yazık ki daima ‘benmerkezci’ (egosantrik) değer yargılarıyla teşekkül etmiştir. Tanzimat bürokrasisinin Batı kaynaklı merkeziyetçi kalıpları da, İttihatçı Meşrutiyeti’nin partizanca tasarrufları da beniçinciliğin somut örnekleridir. Millî Mücadele’nin kuvvetlerin birliğine dayanan ‘Meclis Hükûmeti’ modeli, olağanüstü şartların bir neticesi olarak kabul edilse de, tek parti döneminin ‘Millî Şefi’nin, Meclisi kuklaya döndüren uygulamasının benmerkezcilikten başka gerekçesi olabilir mi? Darbeler Dönemi’nin sistem düşüncesinin temelinde de, ‘gerici’ sağ iktidarların muktedir olamaması için millî iradeyi sınırlandırıcı fren mekanizmalarının kurulması yer almıştır.

            Türkiye’de ‘parlamenter sistemi’n de, ‘başkanlık sistemi’nin de iyi işletilebilmesi ve tam demokratik ölçüler içinde uygulanabilmesi mümkündür. Lâkin, yeni bir Anayasa yapılırken veya mevcut anayasanın devlet sistemi değiştirilirken, günlük siyasî hesaplara ve şahıslara göre yapılan indî değerlendirmelere değil, vatandaşların, milletin ve devletin geleceğiyle ilgili tarafsız ve bilimsel incelemelere dayanılır. Bu incelemeler yapılırken de özellikle halkın talepleri nazarı itibare alınır. Unutulmamalıdır ki, ne kadar değerli olursa olsun, politikacılar gelip geçicidir; lâkin millet ve devlet kalıcıdır.

X X X

            Yaklaşan Cumhurbaşkanlığı seçimleri münasebetiyle, son zamanlarda siyasî ortam kızıştırılmaya başlandı. Muhalefetin ‘erken seçim’ varsayımıyla meydanlara koşturmasının arkasında, aleyhindeki kampanyaya dayanamayacağı düşünülen iktidarın, ‘abdest tazelemek’ için erken seçime gideceği hesapları yatmaktadır.

            Ancak bu hesapların da gerisinde, AK Parti İktidarı’nın üçte ikisine yakın çoğunluğa sahip bulunduğu mevcut meclisin, 2007 yılı başında yeni Cumhurbaşkanı’nı seçmesine mâni olma düşüncesi vardır. Bu zihniyete göre, AK Partili ya da AK Parti’ye yakın bir ismin Cumhurbaşkanlığına gelmesi engellenmeli; böylece Cumhurbaşkanlığı’ndaki halka kapalı kamusal alan jakobenizmi devam ettirilmelidir.

            Demirel’in ‘çöplükte kalan’ gözüyle, Cumhurbaşkanı eşinin başörtüsüyle ilgili siyaset bilimi literatürüne geçecek değerdeki(!) mütalâaları da, Sezer’in durup dururken TÜSİAD toplantısına katılıp zehir zemberek beyanatlara iştirakı da bu zihniyetin tezahürleridir.

X X X

            Türkiye’de yeni bir ‘Anayasa’ya ihtiyaç vardır. Demokrasiye geçildiğinden bu yana, ne yazık ki anayasalar, darbecilerin hazırlattığı, halk iradesini yansıtmayan gayrı meşrû metinler olmuştur. Artık, milletin geniş şekilde görüşünü aksettiren, üzerinde mutabakata varılmış, demokratik ve modern bir anayasa hazırlamanın zamanı gelmiştir. Bu görev, en fazla AK Parti Grubu’na aittir.

            Yoksa, gene politik kişilerin hâkimiyetine dayanan kısır sistem arayışları girdabında yuvarlanıp durmaya devam ederiz.

 
 
ANA SAYFA YAZILAR GENEL LİSTESİ 2005 YILI YAZI LİSTESİ