PKK Terörünü İyi Teşhis Etmeliyiz

 

 

            Türkiye’de Irkçı Kürtçü hareket, tâ geçen asrın başlangıcında “Kürt Teâli Cemiyeti”nin kuruluşuna kadar uzanır. Ancak, bu bölücü hareket bizzat Kürt tebaa tarafından reddedilmiş; devletin ülkesi ve milletiyle birlikte bölünmez bütünlüğüne sadakatle bağlı kalınmıştır. Bazı aşiret isyanlarının ve dinî temele dayanan hareketlerin Kürt tebaanın tamamını temsil ettiği söylenemez. Şurasını altını çizerek belirtmek isteriz ki, Osmanlı da, Cumhuriyet de, vatandaşlar arasında Türk-Kürt ayrımı yapmamıştır. Osmanlı Millet Sistemi’ndeki Müslim-Gayrımüslim ayrımı, Cumhuriyet’in kurucu anlaşması Lozan’a aynen intikal etmiş; Müslüman tebaa arasındaki, alt etnik kimlik ve mezhep farkı kabul edilmemiş ve Kürt asıllı vatandaşlarımız hiç bir zaman azınlık sayılmamıştır.

            20. yüzyılın başında, Ermeni çetelerini ve Balkan komitacılarını teşkilâtlandırarak üzerimize gönderen Batılı emperyalist güçler, aynı oyunu Kürt kardeşlerimiz üzerinde de oynamış fakat maksatlarına ulaşamamışlardır.

X X X

            Orta Doğu’nun sınırlarını ellerindeki cetvellerle çizen emperyalist Sykos-Picot’un torunları, bir türlü “Bible Land” (İncil Ülkesi) olarak görmekten vazgeçmedikleri Anadolu coğrafyasına tekrar göz dikmişler; bu konudaki projelerinin başına da, Türkiye’yi parçalayarak topraklarının bir kısmını kurulacak “Kürdistan”a verilmesini koymuşlardır.

            “Sevr Paranoyası”nın tesirinde kalarak “otarşik” ve kapalı bir modeli aslâ tasvip etmedik. Lâkin, PKK Terörü’nü iyi anlayabilmek ve teşhis edebilmek için bu asırlık projeleri de bilmek lâzımdır.

            Türkiye’de, Irkçı Kürtçü hareket, tek parti döneminde susturulduktan sonra, özellikle 1961 Anayasası’nın verdiği düşünce özgürlüğü imkânlarıyla Soğuk Savaş döneminin Marksist eğilimlerini istismar ederek yoğun bir propaganda ve örgütlenme faaliyetine girişmiştir.

X X X

            Irkçı Kürtçü hareketin üçüncü dönemi olarak değerlendirebileceğimiz 1980 sonrası devrede, Ermeni Asala Terör Örgütü ile bağlantılı olarak Irkçı Kürtçü PKK Terör Örgütü’nün eylemleri gündeme gelmiştir. Önceleri Marksist-Leninist çizgideki PKK hareketi, daha sonra bu özü muhafaza ederek Irkçı Nasyonalist bir seyir takip etmiştir. PKK Terör Örgütü, son yirmi yıllık dönemde -zaman zaman yoğunluğu artıp azalan- insanlık dışı eylemlerde bulunmuş ve 30 bin civarındaki kişinin hayatlarını kaybetmelerine sebep olmuştur.

            PKK’nın bu vahşî cinayetlerini, dış ve iç kamuoyunun bazı kötü niyetli mihrakları, “bağımsızlık savaşı” olarak göstermeye gayret etmiş; sanki bir milis kuvvetle Türk Ordusu arasındaki “savaş”(!) olarak takdime çalışmışlardır. Halbuki bu eylemler, uluslararası alanda tarif edilen “terör unsurları” ile aynı özellikleri taşımaktadır.

X X X

            Sadece siyasî arenada kalan ve terör eylemlerine dönüşmeyen Irkçı Kürtçü görüşlerin, teröre ve şiddete teşvik etmemek şartıyla serbestçe dile getirilebilmesi, demokratik rejimlerdeki “düşünceyi ifade hürriyeti” çerçevesinde mümkün olabilir. Ancak, bu görüş sahiplerinin PKK terör örgütü ile ilişkileri, bu örgütten talimat almaları ve bu örgütü desteklemeleri, dünyanın bütün demokratik ülkelerinde hukuka ve kanunlara aykırıdır ve “terör suçu” olarak kabul edilir.

            Bu çerçeveden bakıldığında, kendilerini siyasî ve hukukî alanda meşrûlaştırmaya çalışanların suçu, sadece “teröre yardım ve yataklık” değil, bizzat “terörist faaliyetlere iştirak”tir.

X X X

            Çalışmalarına meşrû zeminde yer bulma gayretiyle, geçtiğimiz Pazartesi DTH olarak bir araya gelen eski DEP milletvekilleri, Leyla Zana ve hempaları, güy⠓barış”(!) için siyasete tekrar girişirken, her halleriyle “bölücü” olduklarını bir defa daha gösterdiler.

            Başka türlü olması da mümkün değildir. Çünkü, birazcık kafası çalışan ve kötü niyetli olmayan herkes, Zana ve arkadaşlarının PKK’lı olduklarını ve teröristbaşı Apo’dan talimat aldıklarını bilecektir.

            Geçenlerde, eski DEP milletvekilleri Leyla Zana, Orhan Doğan, Hatip Dicle ve Selim Sadak’ın yeniden yargılandıkları dâvâda tanıklık yapan eski milletvekili Sedat Edip Bucak, Leyla Zana’nın kendisine PKK adına geldiğini ve “terör eylemlerine izin vermesi için” iknaya çalıştığını söyledi. DEP’lilerin, kendisini “PKK gerillası” olarak tanıtan kişiyi getirdiklerini ileri süren Bucak, Apo’nun talimatı üzerine Zana’nın Bucak’la görüştürdüğü terörist ve Zana’nın konuşmalarını ihtiva eden bir bant kaydını Mahkeme’ye sundu. Bant çözümü okunduğunda, Zana’nın Apo için “Genel Sekreterimiz” dediği ve bir PKK mensubu olarak bulunduğu açıkça anlaşılıyor.

X X X

            Türkiye’de “terörü” ve “terörist”i teşhis etmeden terörle mücadelede neticeye ulaşmak mümkün değildir. Başbakanlar “Kürt realitesi”, “Kürt sorunu” diyerek kendi ağızlarıyla “etnik farklılığı siyaset yapma hatâları” işlerlerse; AB’den ve PKK taraftarı odaklardan korkarak PKK’lı olduğu çok iyi bilinen belediye başkanlarını makamlarında tutarak teröriste hizmet vermelerine göz yumulursa; HADEP, HEP, DEP, DEHAP, şimdi de DTH gibi aslında hep PKK’nın ve Apo’nun emrinde olmuş ve bir terör örgütü gibi faaliyet göstermiş örgütçü siyasîler meşrûlaşmış sayılırsa ve Türkiye’nin terörle mücadele gücü dost-düşman bütün dünyaya gösterilemezse; albayraklara sarılmış tâbutlar şehit Mehmetçiklerle memleketlerine gönderilmeye devam eder.

            Evvelâ, PKK terörünü ve teröristleri iyi teşhis etmek zorundayız.  

 
 
ANA SAYFA YAZILAR GENEL LİSTESİ 2005 YILI YAZI LİSTESİ