Hangi Demokrasi?!

  

 

            “Ermeni resmî ideolojisi”nin sözcüleri tarafından Boğaziçi Üniversitesi’nde düzenlenen sempozyum iptal edildi ya; bütün aydın geçinen “sözde demokratlar” öfke krizleri geçirmeye başladılar. Kalemine sarılan, Cemil Çiçek ve Şükrü Elekdağ’a demokratlık adına sövüp saymaya başladı. Bu “demagoji gösterisi” karşısında, insanın ağzı bir karış açık kalıyor.

            Daha dün denilebilecek kadar yakın bir zamanda, 28 Şubat Darbecileri ortalığı kasıp kavururken, hapishaneler düşünce suçlularıyla dolup taşarken, darbeci odaklar ikide bir muhtıralar verirken; bu demokratik geçinen “Ermeni muhibleri”nin aklı neredeydi?

            Cemil Çiçek, “Başkalarının konuşma özgürlüğü var da benim yok mu?” diye soruyor. Ya, 80 yıllık ömrünü Türkiye’ye hizmet için geçirmiş, hâlâ Türkiye’nin menfaatleri için çırpınan Şükrü Elekdağ da konuşmasın mı? Türkiye’ye saldırmak, Türk Milleti’ni soykırımcı kâtiller olarak suçlamak özgürlüğü var da, bu iftiralara karşı Türkiye’yi savunmak demokrasiye aykırı mı?

X X X

            Şu tabloyu görmemek için insanın ya kör, ya da hain olması gerekir:

            Bir tarafta, 90 yıl önce savaş sırasında meydana gelen bir tehcir olayını, Türk Milleti’ne ve Türkiye’ye saldırmak amacıyla saptıran bir Ermeni diyasporası, Ermenistan ve Batılı destekçileri var. Bunlar, her türlü tarihî hakikate ve arşiv belgelerine aykırı olarak, Türklerin Ermenilere karşı soykırım yaptıkları iftirasını “resmî tarih” görüşü olarak kabul etmişler. Niyetleri, Türkiye’den tazminat ve toprak koparmak. Yani bu mesnetsiz ve gayri ilmî iftiralarını, Türkiye’nin bölünmesi ve parçalanması için siyasî ideoloji haline getirmişler. “Ermeni soykırımı” yok diyenleri tehdit edip evlerini yakıyorlar. Ermeni soykırımı olmadığını söyleyenleri tutuklamaya ve hapsetmeye kalkıyorlar. Türkiye aleyhinde kararlar alıyorlar. Bu konuda demokrasi ve düşünce hürriyetine zerre kadar saygıları yok.

            Diğer tarafta, bu haksız ve gerçek dışı iddialara karşı bilimsel deliller ve arşiv belgeleriyle kendisini korumaya çalışan Türkiye var. Türkiye, bilim adamlarıyla, tarihçileriyle, diplomatlarıyla meşrû şekilde kendisini savunuyor. Haklılığından emin olarak bütün dünyaya çağrıda bulunup bu meseleyi bilimsel, hukukî ve siyasî plâtformlarda tartışmaya açıyor. Arşivlerini sonuna kadar sınırsız şekilde herkesin incelemesine hazır hâle getiriyor. Ermeni temsilcilerinin bulunduğu uluslararası toplantılara katılıyor. Ermeni soykırımı iddiasında bulunanlar, her gün serbestçe görüşlerini gazetelerde yazıyor, televizyonlarda ifade ediyorlar. Bunu hiç kimse engellemiyor. Sonra, Boğaziçi Üniversitesi’nde tümüyle tek taraflı, Ermeni resmî ideolojisinin sözcülerinin konuşacağı bir sempozyum düzenleniyor. Bu sempozyumun düzenleniş tarzını iktidar ve muhalefet milletvekilleri olan Çiçek ve Elekdağ eleştirerek Türkiye’nin menfaatlerine aykırı olduğunu söylüyorlar.

 

X X X

            Şimdi bu tabloyu değerlendirdiğimizde, sizce Ermeni diyasporası ve destekçileri mi daha demokrat ve düşünce özgürlüğüne saygılı; yoksa kendi ülkesinin millî menfaatlerine aykırı da olsa, sözde Ermeni soykırımı konusunda her türlü görüşün serbestçe ifade edilebildiği Türkiye mi?... Çiçek ve Elekdağ’ın, eleştirilerinde bazı tâbirleri kullanmaması gerektiği savunulabilir. Ancak, her iki milletvekili de kendi görüşlerini belirtmişlerdir. Teşbihte hatâ olmaz, Nasreddin Hoca’nın dediği gibi, bu köyde taşları bağlayıp köpekleri salıvermek mi gerekiyor?!...

            Üniversitedeki toplantı, Çiçek, Elekdağ veya Hükûmet ve yargının müdahalesiyle iptal edilmemiştir ki... Bu konuda YÖK ve Üniversite yönetimi karar almıştır. Çiçek’e saldıracağınıza, “demokratik öfke”nizi niçin YÖK’e yöneltmiyorsunuz? Gerçekten bilimsel ve akademik özelliğe sahip olan bir üniversite bu iptal kararını almazdı.

X X X

            Bu konuda Uluç Gürkan çok haklıdır. “Aslında bu konferans iptal edilebileceği bilinerek hazırlanmıştı” diyor. Böylece, Türkiye’de düşünce özgürlüğünün ve demokrasinin olmadığı, Ermeni destekçisi Batılılara jurnallenmiş olacak. Türkiye’nin Ermeni iddiaları konusundaki demokratik ve siyasî atağı bu şekilde baltalanmaya çalışılacak. Yani, Konferans yapılmış olsa da, iptal edilmiş olsa da, “Ermeni resmî tarihi sözcüleri”nin yararına, Türkiye’nin zararına bir durum ortaya çıkacak.

            Sempozyumun oturum ve tebliğ konularına bakıyorsunuz; baştan aşağıya peşin hükümlü ve Türkiye aleyhine başlıklarla dolu olduğunu görüyorsunuz. Bir takım tanınmış bilim adamlarının ardına sığınıp sözümona tebliğ sunarak kin kusacak kişiler ise, ya malûm diyaspora yandaşları ya da kimsenin tanımadığı isimler: Halil Berktay, Murat Belge, Selim Deringil, Fatma Müce Göçek, Nazan Maksutyan, Stefanos Yerasimos, Rober Koptaz, Taner Akçam, Ethem Eldem, Serkis Seropyan, Gündüz Vassaf ve diğerleri... Aralarında değişik görüş sahibi tek bir kişi bile yok.

X X X

            Beni asıl üzen de, böylesine antidemokratik, karşı düşünceye kapalı bir sempozyumu, demokrasi adına savunan tatlısu liberalleri ve çifte standartlı sözde aydınlar oldu.

İşte “aydın ihaneti” budur.

 
 
ANA SAYFA YAZILAR GENEL LİSTESİ 2005 YILI YAZI LİSTESİ