“Aşkınla Sürünsem Yine Aşkınla Delirsem”

  

 

            Sevgili okuyucularım, bu pazar sizinle, gündemden bir türlü düşmeyen “Amerika ile aşkımız(!)” konusunda sohbet edelim mi, ne dersiniz?

            Bu, öylesine marazî bir aşk ki, bana üstâd Selâhattin Pınar’ın, güftesi Mustafa Nafiz Irmak tarafından yazılan, Hüzzam makamında ve Curcuna usûlündeki şarkısını hatırlatıyor:

            “Aşkınla sürünsem yine aşkınla delirsem

              Bilmem ki ne yapsam da senin kalbine girsem

              Bir gölge gibi ruhunun altında belirsem

              Bilmem ki ne yapsam da senin kalbine girsem”

            Bu hârika fakat icrâsı zor besteye bayılırım. Ne zaman işitsem, gözümün önüne Üstâd’ın, elinde tanburu, âdeta ağlar, yalvarır gibi sevgilisi Afife Jale’ye aşkını terennüm etmesi gelir.

            Son günlerde TV ekranlarında Amerika’ya bir türlü beğendiremediğimiz “aşkımız” sözkonusu edildiğinde, bizim Amerikan bülbüllerinin çâresizlik içinde çırpınarak Amerika’nın esmer gülü Candoleezza Rice’a şöyle seslendiğini işitir gibi oluyorum: “Bilmem ki ne yapsam da senin kalbine girsem...?”

X X X

            Amma ve lâkin, ABD Dışişleri Bakanı Bayan Rice’ın da, bizim “Gülümüz”e makam otomobilinde gerçekleştirdikleri 20 dakikalık görüşme sonunda, Ella Fitzgerald edâsıyla Zeki Müren’i çağrıştırarak, “Gel bana nazlı Gülüm/Çektirme artık çile” diye rica ettiği rivayet edilir. Gene de Bayan Rice’ın “gül” yerine, peşmergelerin dağdan topladığı “sümbül”e âşık olduğu anlaşılmaktadır.

            Sevgili Abdullah Gül’ün hemşehrisi Nurettin Bey, geçen gün Kayseri’den telefon etti: “Duydunuz mu? Amerika Türkiye’ye pembe renkli ‘muhabbet gazı’ atacakmış; gazı bir koklayan, Amerikalılara öylesine âşık olacakmış ki, Wall Street Journal yazarı Robert Pollock denilen herifi bile sevecekmiş...” dedi. “Ama bir sorunu çözemiyorlarmış” diye devam etti. “Neymiş?” dedim. “Efendim bu gaz, sadece plâtonik aşkı değil cinsî arzuyu da tahrik ediyormuş; bu yüzden başımıza yeni dertler açılır diye çekiniyorlarmış...” cevabını verdi.

X X X

            Efendim, bu Amerikalılara duyulan “sevgisizlik” bendenize dert oldu. Acaba ne yapsak da bu sevimli Coni’lere karşı olan aşkımızı tekrar ateşlendirsek diye düşünür oldum. Sütun komşum Sevgili Emin Pazarcı’nın, “Dikkat: ABD sevilecek!” şeklindeki ironisi çok şeker ama AB kriterlerine uyar mı, doğrusu pek emin değilim. Benim de bu konuda naçizâne bazı tekliflerim var:

            ·          ABD, filmlerde ve TV dizilerinde “bilinç kurgu”larını arttırabilir. Filmlerin her sahnesinde sevimli görüntüler kurgulanabilir.

            ·          Sam Amca, tıpkı ABD’deki askere alma afişlerinde olduğu gibi, üzerinde “Big Brother (ya da Bush Brother) Loves You”, yani “Ağabey” veya “Buş Kardeş” seni seviyor yazılı milyonlarca afiş hazırlatıp gönderebilir.

            ·          Aynı Berstein’ın “Batı Yakasının Hikâyesi” (West Side Story)’ne benzeyen bir müzikal hazırlanabilir. Bu müzikalde, Bush’u ve Neo-Con’ları sempatik gösteren sahneler de olabilir. Lâkin, aslâ şu çeşit bir sahne bulunmamalıdır: “Hey George versene borç/olmaz Tayyip bende de yok”.

            ·          Erkan Bebek bulunarak Bush’un burnunu sıkması sağlanabilir. Bu pozun işlendiği, üzerinde “Love me” (Sev beni) yazılı milyonlarca bebek önlüğü hediye çocuk mamalarıyla birlikte dağıtılabilir (Mamaların bayat olmamasına dikkat edilmelidir).

X X X

            Bu kadar sululuk yetti ise, biraz da ciddîleşelim. Bush yönetiminin ABD’yi antipatik hâle getiren malûm uygulamalarının dışına çıkmaya çalışırsak, aslında Amerika’nın ve Amerikalıların pek de kötü olmadığını görebiliriz. “Amerikan aleyhtarlığı” yapan bir çok mahfiller, bilâkis Amerikan kültürünün, Amerikan hayat tarzının en fazla tesiri altında kalanlardır.

            “Amerikan Rüyası”, dünyanın hemen her ülkesinde erişilmek istenen bir hayaldir. Amerika’da yerleşmeyi mümkün kılan “Yeşil Kart” (Green Card), milyonlarca kişinin elde etmeye çalıştığı bir kimlik durumundadır. Leonard Berstein’in “West Side Story”sindeki ünlü “Amerika” oyununda, “I like to be in America!” (Amerika’da olmaktan memnunum) nakaratı, sadece Puerto Rico’lu kızların değil, Amerika’da yaşayan herkesin müşterek hissiyatıdır. Keşke Sam Amca, demokrasi götürmeyi vaad ettiği yerlerde de aynı memnuniyeti kazanacak şekilde hareket edebilseydi.

X X X

            Amerikan kültürü, kısa sürede bütün dünyayı tesiri altına alabilen âdeta “bulaşıcı” bir kültürdür. Sadelik, basitlik ve kolaylık üzerine inşa edilmiştir. Kola, hamburger, pizza ve biftekten ibaret bir mutfak; blucin (jeans)’lerden ve montlardan meydana gelen giyim; basit melodilerin sıralanmasıyla ortaya çıkan müzik; tahta ve plâstikten yapılmış rahat evler...

            Bu basit kültürün nasıl olup da bütün dünyayı etkisi altına aldığı, ayrı bir tartışma konusu. Amerika’da, isteyen herkes iş bulabiliyor ve çalışan kazanıyor. Ülkedeki iyi işleyen “tüketim ekonomisi”, herkese harcama imkânı tanıyor.

X X X

            ABD’nin son iki yıllık dış politikasını, Türkiye ile olan münasebetlerinde yaptığı haksızlıkları ve Irak’taki mezalimini hoşgörmek aslâ mümkün değildir. Lâkin, Bush yönetiminin hatâlarının faturasını, koca bir kıta-ülkede yaşayan 300 milyon Amerikalı’ya çıkarmak haksızlık olur.

            Bush’un, “pembe sevgi gazı”ndan mı etkilendim nedir bilmiyorum ama ben, kültürlerini basit bulsam da, bu sade, saf, komplekssiz ve çalışkan insanları seviyorum.
 
 
ANA SAYFA YAZILAR GENEL LİSTESİ 2005 YILI YAZI LİSTESİ