Yazıklar Olsun Bize!

  

 

            Bayramın birinci günü Çeçen mülteci Melike Hanım beni cep telefonumdan aradı. Telefon numaramı, Çeçenler için çok üzüldüğümü bilen bir okuyucumdan almış. Yarım yamalak Türkçesiyle, “Kaç gündür açız, boğazımızdan bir lokma ekmek geçmedi. Dilenelim mi?” diye sordu. Bayram hepimize zehir oldu; kurban kavurmasının tadı kalmadı. Gözyaşları içerisinde “Yazıklar olsun bize, yazıklar olsun bu devlete, bu millete, bu insanlara!...” diye feverân ettik.

            Bayram günü İstanbul’a nasıl ulaşırsınız? Şimdi adını yazdığım için bana çok kızacak ama herkese örnek olsun diye bunu yapmam lâzım; yardımseverliğinden emin olduğum eski dostum Ahmet Taşçı’yı aradım ve durumu anlattım. Taşçı, hemen gidip aileyi bulmuş; kurban eti götürmüş ve harçlıklarını da vermiş. Allah razı olsun.

X X X

            Bayramdan sonra Melike Hanım, Ankara’ya gelerek beni buldu ve hikâyesini anlattı. Grozni’de bankacılık-muhasebe konusunda yüksek öğretim yapmış ve bankalarda çalışmış. İkinci Rus-Çeçen Savaşı başlayınca eşi kendisini Türkiye’ye mülteci olarak göndermiş. Melike Hanım’ın 8 çocuğu var; büyük kızları damatlarıyla birlikte Çeçenistan’da; ayrıca gözyaşlarıyla andığı 17 yaşındaki büyük oğlu Çeçen mücahidi olarak gene Çeçenistan’da babasıyla beraber bulunuyor. Kendisi de, dört seneden beri 5 küçük çocuğuyla beraber İstanbul’daki mülteci kamplarında sürünüyor.

            Polis, bir müddet önce pasaportunu almış; çalışma izni de yok. “Türkiye’de kalmanıza ses çıkarmıyoruz ya. Daha ne istiyorsunuz?” tavrıyla karşı karşıyalar.

            Daha önce birkaç yerde işçi olarak çalışmış. Bazen tâcize uğrayarak işten ayrılmak zorunda kalmış; bir iş yerinde aylık 50 dolara, diğer bir iş yerinde de 100 milyon liraya çalışmış; her iki yerde de aylarca çalışmasına rağmen parasını vermemişler.

X X X

            Melike Hanım, hâlen Ümraniye’deki Halilürrahman Camii’nin altındaki kapatılan Kuran Kursu odalarından birisinde 5 çocuğu ile birlikte yaşama mücadelesi veriyor. Burada 33 aile ve yarısına yakın kısmı çocuk olan yüzden fazla Çeçen mülteci kalıyormuş.

            Melike Hanım hıçkırarak titreyerek anlatıyor: “Çok özür dilerim. Sizi rahatsız ettiğimi biliyorum ama o gün kaldığımız camiin avlusunda yüzlerce kurban kesildi; bize 30 ton kurban eti dağıtıldığını söylediler. İnanır mısınız? Bizlere 100 gr. et bile vermediler. Biz de Çeçenistan’da kurbanımızı keserdik. Eğer sizin arkadaşınız 10 kg etle gelmeseydi, biz o gün de aç kalacaktık. Eti bütün ailelere paylaştırdık. Bizi asıl üzen, Müslüman Türkiye’de çektiğimiz sefaletin sebebini çocuklarımıza anlatamayışımız...”

            Sevgili okuyucularım, bu sözler karşısında öylesine utandım ve küçüldüm ki, “Yer yarılsa da içine girsem” dedim. Ve, ömrümde ilk defa “Keşke param olsaydı” diye hayıflandım.

X X X

            Bu devlet en zayıf döneminde, 1850’li, 1860’lı yıllarda Sultan Abdülmecid, Sultan Abdülaziz, Sultan Abdülhamid dönemlerinde 1 milyondan fazla Kafkas göçmenini bağrına basmış ve en iyi şartlarda iskânlarını gerçekleştirmiştir. Onlara toprak vermiş, iaşe ve ibatelerini temin etmiş ve iş bulmuştur. Sadece onlara mı? Müslüman ve Türk olmadıkları halde Türkiye’ye iltica eden yahudilere, hattâ İsveçlilere ve Macarlara dahi kucak açmıştır.

            Sen kalk, sayıları en fazla birkaç yüzü bulan bir avuç Çeçen kardeşine sahip çıkma; onları aç, susuz, açıkta bırak... Yazıklar olsun, bin defa, milyon defa yazıklar olsun!...

            Daha birkaç sene önce Saddam’ın zulmünden kaçan 1 milyona yakın Kürt kardeşimize; komünist Bulgaristan’ın soykırımından kaçan 300 bin Türk’e biz sahip çıkmadık mı? Camilerde Bosna’lı kardeşlerimiz için biz yardım toplamadık mı?

X X X

            Hadi diyelim ki, balayı yaşadığımız Çar Putin’i devlet olarak kırmak istemiyoruz. Peki o halde halka, millete ne oldu?... Bu âlicenap, hamiyetperver, gani gönüllü halk, birdenbire nasıl ortadan kayboldu?!...

            Devletin Rus korkusuna da bir mânâ veremiyorum. Çeçenistan ve Kafkasya eski Osmanlı memâlikindendir. Türkiye’nin, tarihî ve kültürel bağlarla bağlı olduğu Çeçen halkına insanî yardımda bulunması kadar tabiî bir şey yoktur. Bu millet, kendisine karşı silâh sıkan terörist PKK’lıların ailelerine bile insanî yardımda bulunmadı mı?

            Aslında bu devletin de, bu milletin de kendisine sığınan Çeçen halkını rahatça yaşatabilmesi lâzımdır.

X X X

            Melike Hanım, Ankara’ya neden gelmiş, biliyor musunuz? Bu sefalete dayanamayan İstanbul’daki Çeçen mültecilerden bir kısmı Avusturya’ya iltica ediyorlarmış. Avusturya’da onlara medenî şartlarda kalacakları yerler veriliyor ve iş buluncaya kadar geçimleri sağlanıyormuş. Melike Hanım da, benden Avusturya’ya iltica edebilmek için yardım istiyordu. Utanarak, “Biz Türkiye’yi ve Müslüman Türk kardeşlerimizi çok seviyoruz ama ne yapalım burada aç kaldık” dedi.

X X X

            Dünden beri sanki boyum kısaldı; omuzlarım çöktü; kahroldum. Gece gözlerimi kapadığımda karşıma Şeyh Şâmil dikildi. Bana sitem dolu bakışlarla bakıyor gibiydi.

            Ey bu ülkeyi idare edenler, size Dicle kıyısındaki kurdun kaptığı koyundan değil, Şeyh Şâmil’in torunlarından bahsediyorum.

            Ey ceplerini parayla dolduranlar, Şeyh Şâmil’in bir avuç torunu açken, siz nasıl tok uyuyabiliyorsunuz?

            Nemçelu (Avusturyalı) kadar bile olamadınız.

            Yazıklar olsun size!...

            Yazıklar olsun bize!...

 
 
ANA SAYFA YAZILAR GENEL LİSTESİ 2005 YILI YAZI LİSTESİ