POPÜLİZME DİKKAT!

 

            6 Kasım 1983 tarihinde ANAP, Genel Seçimlerde yüzde 45,1 oranında oy alarak tek başına iktidara geldi. Genel Seçimlerden hemen beş ay sonra Mahallî İdareler Seçimleri vardı ve ANAP’ın bu seçimlerde, daha önce aldığı oy oranını muhafaza etmesi gerekiyordu. Aralık 1983’ten itibaren Hükûmet olarak yoğun bir tempo içerisinde “reform programı”mızı gerçekleştirmeye çalışıyorduk. Ekonomide ne yapılması icap ediyorsa yapacağımız konusunda millete söz vermiştik. Rahmetli Özal, bu ilk dönemde gerçekten sözünü tuttu ve popülizme kapılmadan ekonominin gereğini yerine getirmekten vazgeçmedi. 1984’ün ilkbaharında Mahallî Seçimler’den önce gübreye ve bazı temel mallara zam yapılması gerekiyordu. ANAP Teşkilât Başkanı olan Mehmet Keçeciler ve Parti kanadı, haklı olarak bu zamların seçimden sonraya bırakılmasını istiyorlar; aksi takdirde kırsal kesimde oy kaybına uğranılacağını söylüyorlardı. Benim ve merhum Adnan Kahveci’nin içinde bulunduğumuz taraf da, halka vaadimizi tutarak gereken zamları yapmamızı, halkın bizi anlayacağını ve oy kaybına uğramayacağımızı savunuyordu. Özal, bizim görüşlerimize uyarak gerekli fiyat artışlarını yaptı. Sonuç olarak 24 Mart 1984 Mahallî Seçimlerinden ANAP, oy kaybına uğramadan çıkmayı başardı.

X X X

            AK Parti’nin, iktidara gelişinin akabinde işçi ve esnaf emeklilerine seyyânen 75-100 milyon liralık artış vermesi, çeşitli tartışmalara ve IMF’nin itirazlarına sebep olmuştu. Ekonominin henüz kritik bir dönemden geçtiği ve bu nevî âni artışlara tahammülü olmadığı ileri sürülmüştü. Aradan geçen bir yıllık icraat döneminde, özellikle Başbakan Erdoğan’ın inisiyatifi ile, ilgili bakanların ve teknisyenlerin karşı koymalarına rağmen sosyal adaleti sağlayıcı bu tip uygulamalara devam edildi. Son olarak, Erdoğan’ın sürpriz bir çıkışla, “Asgarî Ücret Komisyonu”nun sonuna yaklaşılan çalışmalarına işçi lehine müdahalesi, bu uygulamaların son misâlini teşkil ediyor. Erdoğan, mevcut 226 milyonluk net asgarî ücretin, en az 350 milyona çıkarılması gerektiğini söyleyerek, yüzde 50’den fazla bir artışı telâffuz etmiş ve Komisyon’daki eğilimin üstüne çıkmıştır. Diğer taraftan, Maliye Bakanı’nın hazırladığı Motorlu Taşıtlar Vergisi’ne (ki, bir müddet önce Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmişti) Ek Kanun Tasarısı’nda, lüks taşıtlarda büyük vergi artışları öngörülmüştür. Bütün bu icraatlarda, AK Parti İktidarı’nın, şuurlu bir şekilde “gelir dağılımını düzeltici” ve “sosyal adaleti sağlayıcı” politikaları hedef aldığı görülmektedir.

X X X

            Son çeyrek yüzyılı krizler ve fırtınalar içinde geçiren, yüzde 50’nin üzerindeki enflâsyon oranlarıyla çırpınıp duran Türk ekonomisinde ve toplumunda, gelir dağılımı adaletsizliği süratle artmış ve sosyal gruplar arasındaki gelir farklılıkları uçurumlara dönüşmüştür. Uygulanan ekonomik programda stratejik tâvizler vermemek şartıyla, Hükûmetin sosyal adaleti gerçekleştirme yolundaki uygulamalarını destekliyoruz.

            Lâkin bunu yaparken iki konuya dikkati çekmemiz lâzımdır:

            - Birincisi; bazı kesimlerin mağduriyetini önlemek için toplumun tamamını cezalandırmamak gerekir. Bunun en tipik örneği, bankacılık tarihinde görülmemiş bir uygulama olan İmarbank Soygunu’ndaki Hükûmetin tutumudur. Devlet, elbette “Dicle’nin kenarındaki kuzuyu kapan kurttan sorumlu olacaktır” ama kuzunun parasını millete yüklerken dikkatli olmak zorundadır. Açık söylemek gerekirse, ben, biraz daha fazla faiz kazanabilmek için riske giren ve hakkındaki her türlü söylentiye rağmen parasını İmarbank soyguncularına kaptıran “İmarbankzedeler”in de sorumlu olduğunu düşünüyorum. Hükûmetin, çıkarılan kuru gürültülere pabuç bırakarak bunların alacaklarına öncelikle ağırlık vermesi, aslında bu rezaletle hiç ilgisi olmayan milletin tümüne soyulan parayı yüklemesi demektir. Ne yazık ki, AK Parti’den önce de içi boşaltılan bankalar konusunda yıllardır uygulanan bu tutarsız politika, milletin haksız yere mağdûriyetine sebep olmuştur.

            - İkincisi; ekonomik maliyeti büyük olan sosyal politikaların uygulanışı esnâsında, “popülizmin câzibesi”nden uzak durmak lâzımdır. Asgarî ücretin ne kadar düşük olduğunu ve bir kişinin geçimi için yeterli olmadığını, Türkiye’yi senelerdir idare edenler elbette bal gibi biliyorlar. Ricardo’nun “Tunç Kanunu”nu savunacak değilim ama Türkiye gibi gelişmekte olan ve fert başına düşen millî geliri 3 bin dolar civarında bulunan ülkelerde, üretim ve ihracatta maalesef tek câzip faktör, işgücünün ucuzluğudur. Bugün işadamlarımız, Çin’e gidip fabrika kuruyorlarsa bunun sebebini düşünmek lâzımdır. Merhum Özal için Zonguldak işçi yürüyüşü sırasında, “Çankaya’nın şişmanı, işçilerin düşmanı” diye basbas bağırdılar. Lâkin Özal, bu tesislerimizin artık çoktan kârlı ve verimli olmaktan çıktığını görmüştü. Demirel’in, Başbakanlığı sırasında emeklilik yaşını düşürerek uyguladığı popülist politikanın faturasını, Türkiye henüz ödeyemedi.

X X X

            Sözün özü; bir “halk çocuğu” olan Erdoğan’dan halkın yanında olmasını bekliyoruz ve böyle olduğu için de çok memnunuz. Ancak, bu icraatlar yapılırken popülizme dikkat edilmelidir. Halk sizleri biliyor ve güzel icraatlarınız için sabırla bekliyor. Sosyal ve ekonomik dengeleri bir arada kurarak yapılan icraat, uzun vâdede popülist icraattan daha tesirli olacaktır.

 
 
ANA SAYFA YAZILAR GENEL LİSTESİ 2003 YILI YAZI LİSTESİ