Özkök Paşa’nın Konuşması

 

 

            Genelkurmay Başkanı Org. Hilmi Özkök’ün, TSK Şeref Madalyası ve Üstün Hizmet Madalyası Tevcih Töreni’nde yaptığı konuşmayı, önce televizyonlardan dinledim, sonra da internetten dökerek dikkatle okudum. Köşem müsait olsaydı, bugünkü yazım yerine, bu her kelimesi dolu konuşmayı aynen sizinle paylaşmayı arzu ederdim. Ancak, hiç değilse çok önemli gördüğüm birkaç cümleden bahsetmek istiyorum.

            Özkök Paşa, konuşmasının başında, “TSK... Türk ulusunun yaşadığı toplumsal gelişim ve değişimde de çok önemli bir rol oynamıştır” diyerek, bir bakıma Türk Milleti’nin “Ordu-Millet” olduğu sözünün modern bir açıklamasını yapıyor. TSK’nın “yıllardır en güvenilir kurumlar sıralamasında daima ilk sırada yer aldığını” kaydeden Özkök Paşa, TSK’yı güçlü kılan iki önemli özelliği şu şekilde sıralıyor:

            1. “Bunlardan birincisi, Büyük Atatürk’ün deyimiyle TSK’ne has olan ‘HALİS MİLLİLİK” vasfıdır. Bu vasıf, TSK’ni ulusun ayrılmaz bir parçası haline getirmektedir” diyor ve ilâve ediyor: “Nitekim toplumla ordu arasındaki bağı koparmanın, uluslara nelere mal olabileceğini son yıllarda çevremizde yaşanan acı olaylar sonucunda açıkça gördük”. Sözün burasında, ordunun siyasete müdahale etmesinin ve “başörtüsü” gibi konulardaki sert tutumunun bu bağı zayıflatma hususunda tesirli olabileceğini işaret edelim.

            2. “İkinci özellik ise, TSK’nde liyakati esas alan meritokratik yönetim anlayışının varlığıdır. Bunun anlamı şudur: TSK’nde görev yapan personel, ancak kendi çabası ve mesleğinde göstereceği başarılarla yükselebilir(...) Son derece gelişmiş bu kurumsal anlayış sayesindedir ki, TSK’nde kimse için kültürel ve coğrafî ayrımcılık yapılmaz.” Gerçekten de TSK, terfide liyakat ve ehliyete en fazla itina edilen örnek bir bürokratik yapıya sahiptir. TSK’nın bu özelliğiyle övünmekle beraber, Yüksek Askerî Şûrâlardaki sübjektif değerlendirmelerin, bu iyi işleyen meritokratik yönetimi zedelediğini de belirtmemiz gerekir.

            Bu arada, gerçekten hiç bir “kültürel ve coğrafî ayrımcılık yapmayan” TSK teşkilâtı, ayrılıkçı Kürtçü siyasî hareketin, aksine iddialarına karşı en önemli örnektir.

X X X

            Özkök Paşa’nın bu değerli tahlîlinde, TSK’nın toplum üzerindeki etkisi tarihî bir perspektiften değerlendirildikten sonra, “kurtarıcı” ve “değişimci” özelliği üzerinde durularak Türkiye’deki “toplum-ordu ilişkisi”nin farklılığı belirtiliyor. Özkök, “Bu durum doğal olarak, bazı çevrelerin iddia ettiği gibi her ülke için ‘standart’ bir ulus-ordu ilişkisini bizde farklı kılmaktadır. Bunun sonucu olarak, bu ilişkinin şekli, yöntemi ve derecesi de toplumun kendi özel şartlarına göre değişmektedir” diyor. Özkök, bu söylediklerinin nasıl anlaşılabileceğini bildiği için, hemen ardından da, bu durumun günümüzde evrensel bir değer olarak kabul edilen “ordu üzerinde sivil kontrol” ilkesiyle çelişmediği belirtilerek, TSK’nın görev ve işlevlerinin yasalarla belirtildiğini ve bütün yasaların da halkın seçtiği temsilciler tarafından yapıldığını delil olarak gösteriyor.

            İşin “püf noktası” da burasıdır:

            1. Evvelâ, “bize mahsus bir demokrasi” olamayacağı gibi, “bize mahsus bir ulus-ordu ilişkisi” de olamaz. Rejimin adı demokrasi ise, devletin siyasî işleyişinde ulus-ordu-devlet ilişkisi elbette “standart” olacaktır. Türk milleti, ordusunu her milletten daha çok sever; Türk ordusu da milletini her ordudan daha çok sever. Lâkin bu muhabbet ve bağlılık, orduya millet üzerinde farklı siyasî tasarruf hakkı doğurmaz.

            2. Türkiye’de bütün yasaların halkın seçtiği temsilciler tarafından yapıldığı, ne yazık ki doğru değildir. En başta Anayasa, gayrı meşrû 12 Eylül İktidarı’nın bürokratları tarafından yapılmış ve silâh tehdidi altında halka zorla kabul ettirilmiştir. TSK’ya, “Cumhuriyeti koruma ve kollama görevi” veren “TSK İç Hizmet Kanunu” da 27 Mayıs Darbecilerinin kendilerine hukukî meşrûiyet aramaları neticesinde ortaya çıkmış bir hilkat garîbesidir.

X X X

            Özkök Paşa’nın konuşmasındaki en can alıcı ve güncel ifade ise şöyledir: “Ancak günümüzde ülkemizin karşısındaki en önemli sorun, yanlış ve gerçekleşmesi olanaksız politik hedefini gerçekleştirmek için terörü vasıta olarak kullanan bölücü cereyandır. Bu sorunun çözümünde toplumun her kesimi sorumluluğunu idrak etmeli ve elini taşın altına sokmalıdır. Yirmi yıldır bölücü terörle mücadele, TSK ağırlıklı yapılmaktadır(...) Oysa ki bölücü terörle mücadele, topyekûn bir anlayışla hareket edilmesini gerekli kılmaktadır. Terörün sonunu getirecek başarının, bu mücadelenin devletin tam kadro sorumluluğunda ve karşılıklı güven ve eşgüdüm içerisinde ulusal bir görev olarak yapılmasıyla mümkün olacağı âşikârdır”.

            Özkök’ün demokratik ölçü içerisinde yaptığı bu terörle mücadele değerlendirmesine aynen iştirak ediyor ve çözümün, aydın geçinenlerin teorik formüllerinde değil, yirmi senedir bu mücadaleyi verenlerin tavsiyelerinde olduğunun altını çizmek istiyoruz.

X X X

            Özkök Paşa’nın konuşması, irtica feverânıyla dolu basmakalıp bir Ağustos konuşması değil, üzerinde durulması gereken dopdolu bir tefekkürün mahsulüdür.

 
 
ANA SAYFA YAZILAR GENEL LİSTESİ 2005 YILI YAZI LİSTESİ