Baş Müzakereci

  

            Bir 24 Nisan daha gelip geçti. Kin ve nefreti millî politikaları hâline getiren Ermeni militanları, gene ellerinden geleni ardlarına koymadılar. Lâkin, bu defa Türkiye, önceki senelere göre daha fazla hazırlıklıydı. Chirac’ın riyakâr jesti, Kaliforniya Valisi “kas yığını”nın çirkin bildirisi ve birkaç bilinen gösteri dışında bir netice elde edemediler. Asıl hedefleri, ABD Başkanı Bush’un yayınladığı bildiride “soykırım”dan bahsetmesini sağlamaktı. Ancak Bush, son derece dikkatle hazırlanmış olan konuşmasında “soykırım”dan söz etmedi ve Türk düşmanı Ermeni Lobisi’ni hayal kırıklığına uğrattı.

            Başkan Bush’un, Türkiye lehinde yorumlanabilecek olan bu tavrında, İncirlik Üssü konusundaki Amerikan taleplerinin bir ölçüde kabul edilmesinin ve İsrail ile ilişkilerin yumuşatılmasının da rolü vardır. Fakat bu tutum, ABD’nin ve Bush yönetiminin, Türkiye ile olan dostluk bağlarının sürdürülmek istendiğinin de bir göstergesidir. Türkiye ve AK Parti yönetimi aleyhinde Amerikan kamuoyunda estirilen rüzgârlara rağmen, bu olumlu neticenin alınmasını, Türk dış politikasını yürütenlerin değerlendirmesi ve Türkiye-ABD münasebetlerinin düzeltilmesi yolunda gayret göstermesi gereklidir.

            Artık, AB’ye giden yolun Diyarbakır’dan değil, Vaşington’dan geçtiği gerçeğinin anlaşılması lâzımdır.

X X X

            Türkiye’nin AB ile münasebetlerinin 17 Aralık’tan sonra zayıfladığı şeklindeki tartışmalara girmek istemiyoruz. Ancak, daha fazla vakit geçirmeden, artık “baş müzakereci”nin ve “müzakere heyeti”nin tesbit edilmesi gerektiği kanaatindeyiz.

            Baş müzakerecinin kim olacağı konusunda, elbette en isabetli kararı Hükûmet ve Başbakan Erdoğan verecektir. Lâkin bu konuda, “hariçten gazel okumak” sayılmazsa, nâçizane görüşlerimizi belirtmek istiyoruz:

            “Baş müzakereci” olma vasıflarını en fazla haiz olan kişi, hiç şüphesiz Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Doç. Dr. Abdullah Gül’dür. Abdullah Gül, 2,5 yıldan beri Dışişleri Bakanlığını, Türkiye’nin dış politika bakımından en yoğun ve çetrefilli döneminde, büyük bir ehliyet ve vukufla ifa etmektedir. Milletin ve Meclis’in desteğine de sahip bulunan Gül, Başbakan Erdoğan ile uyum içinde çalışmalarını yürütmektedir. Gül, millî hassasiyetler konusunda dikkatli ve sabırlı tavrıyla da temayüz etmiştir.

            Dışişleri Bakanı Gül, dünya kamuoyunda tanınan ve sözüne güvenilen bir şahsiyete sahiptir. Mütebessim, sempatik ve vakur hâliyle dikkati çekmekte; uzlaşmacı kişiliğiyle takdir edilmektedir. Kelimeleri itinayla seçtiğini, ketumiyetini, tâvizle telifi ayırt edebildiğini ve böylesine önemli müzakereleri bîhakkın yürütebileceğini düşünüyoruz. Ayrıca, Gül’ün iktisatçı bir temele sahip olması da, genellikle ekonomik tarafı ağır basacak olan müzakereler için faydalı olacaktır.

X X X

            Eğer bütün bu vasıflarına rağmen, Gül’ün Dışişleri Bakanı olmasının, baş müzakereci sıfatıyla atanması hâlinde, AB dışındaki dış politikamızın ihmal edileceği kanaatine varılırsa, bu takdirde alternatifinin fazla olmadığını düşünüyoruz.

            Gerçi, analar daha nice aslanlar doğurmuştur, diyebilirsiniz. Lâkin bu “aslanlar”ın kısa sürede AB câmiasına tanıtılması kolay olmayacaktır. Bu arada akla gelen iki alternatif, Başbakan Yardımcısı ve Devlet Bakanı Doç. Dr. Abdüllâtif Şener ile Devlet Bakanı Ali Babacan’dır. Her ikisi de, kendi sahasında başarılı olmuş isimlerdir. Ancak, AB câmiasında gerektiği ölçüde tanındıkları söylenemez. Ali Babacan, ekonomi yönetiminde fevkalâde başarılı olmuştur; fakat henüz çok genç ve tecrübesizdir. Bu isimlerin ekonomiden çekilerek AB müzakerelerine verilmeleri, Türkiye’nin ekonomi yönetiminde telâfisi zor boşluklar oluşturabilecektir.

X X X

            Abdullah Gül, baş müzakereci olmadığı takdirde, bir çok kimseye garip gelecek fakat Türkiye’nin lehine olacağını düşündüğümüz bir isim teklif etmek istiyoruz: Kemal Derviş...

            Derviş, Ana Muhalefet Partisi CHP’nin milletvekilidir. Ancak, Baykal ile anlaşamadıkları ve partisinden ayrılmayı düşündüğü bilinmektedir. Siyasetten aradığını bulamamış ve teknisyen vasfı daima ağır basmıştır. Kemal Derviş, hâlen Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) Teşkilâtı Başkanlığı için en kuvvetli aday durumundadır. Büyük ihtimalle, kısa bir süre zarfında BM’nin milyarlarca dolarlık yardım fonunun yönetimine gelecektir.

            Zaman zaman bu sütunlarda Derviş’i biz de tenkit ettik. Ancak kim ne derse desin Derviş, Başbakan Yardımcılığı görevinde -bazı hatâları mahfuz kalmak şartıyla- başarılı olmuş ve Türkiye’nin 2001 Ekonomik Krizi’nden çıkmasında önemli rol oynamıştır.

            Batı Dünyası’nda yakından tanınan, ABD yönetimiyle iyi ilişkiler içinde bulunan ve Batılı normlara sahip olan Derviş’in, baş müzakerecilik görevini lâyıkıyle yerine getirebileceğini düşünüyoruz.

            Derviş’in UNDP Başkanı olması, kendi kariyeri için de, Türkiye bakımından da elbette önemli bir gelişmedir. Ancak, bizce Türkiye’nin “AB Baş Müzakerecisi” olmak, memleketsever bir aydın için her makamdan daha değerlidir.

X X X

            Dediğimiz gibi, eğer Abdullah Gül, Dışişleri Bakanı olmanın yoğunluğu sebebiyle baş müzakereci olarak atanmayacaksa, Kemal Derviş UNDP Başkanı seçilmeden bu görev için düşünülmelidir.

 
 
ANA SAYFA YAZILAR GENEL LİSTESİ 2005 YILI YAZI LİSTESİ