“Dolaştım Mülk-ü İslâmı” 

 

Ziya Paşa, “terkib-i bent”inde şu beyiti yaklaşık birbuçuk asra yakın bir zaman önce söylemişti:

“Diyâr-ı küfrü gezdim, beldeler kâşâneler gördüm

  Dolaştım mülk-ü İslâmı, bütün vîraneler gördüm”

Ziya Paşa’dan tam 135 yıl sonra T.C Başbakanı R. Tayyip Erdoğan da İstanbul’da düzenlenen İSEDAK toplantısında, Ziya Paşa ile aynı tesbitleri yaptıktan sonra, İslâm ülkelerini özeleştiriye çağırıyor: “Geç olmadan uyanmalıyız. Artık yan gelip yatma zihniyetinden kurtulmalıyız. Zaman gelmiştir ve geçiyor. Niçin biz buradayız; çok daha ileride olmamız gerekmez mi? Bunları kendimize sormamız gerekiyor...”

X X X

            Şüphesiz her ikisi de, “Mülk-ü İslâm”ın içinde bulunduğu geri kalmışlığı, hiç bir şekilde İslâma bağlamıyor. Lâkin, ortaya çıkan neticeyi de artık görmeli ve kabullenmeliyiz. Daha da ileriye giderek Başbakan Erdoğan’ın çağrıda bulunduğu “özeleştiri”yi artık yapabilmeliyiz.

            Sadece inanan bir Müslüman olarak değil, dünya medeniyet tarihini yakından incelemiş bir uzman sıfatıyla; İslâm’ın doğuşundan bu yana geçen çeşitli devirlerde, İslâm medeniyetinin çok yüksek seviyelerde olduğunu ifade etmem rahatlıkla mümkündür. Hiç uzağa gitmeye lüzum yok; sadece Osmanlı’nın medeniyet tarihinde katettiği mesafe incelenecek olursa; İslâm’ın medeniyet seviyesine müsbet tesiri anlaşılacaktır. Uzun asırlar boyunca yüksek seviyedeki medeniyetlere kaynaklık etmiş İslâm’ın, bugün “vîrâne”ye dönüşmüş İslâm ülkelerindeki gerilikle hiçbir ilgisi kurulamaz.

X X X

            Bir köşe yazısının hacmi içinde, geçen yüzyıldan beri sorulan bir sualin cevabını vermek mümkün olmasa da, ilk akla gelen bazı unsurları sıralamak istiyoruz:

            · Batı emperyalizmi, İslâm ülkelerinin kaynaklarının sömürülmesinde çok zâlimane davranmış; başta petrol olmak üzere, kıymetli madenlerin ve tabiî zenginliklerin istismarını gerçekleştirmiştir. Karlofça’dan sonra Osmanlı’nın içine kapanması ve toprak kaybetmeye başlaması da, bu ülkeleri sahipsiz bırakmıştır. Esasen, Orta Doğu, Afrika ve bazı Asya ülkelerinin geri kalmış ve ezilmiş Müslüman halkları, fakirliğin fâsit dairesini (kısır döngüsünü) kıramamışlardır.

            · İslâm ülkelerinde demokratik mücadele geleneğinin bulunmayışı ve “ulül-emr”e itaatin bu ülkelerdeki diktatörler tarafından kullanılması, gelişmeyi engelleyen bir antidemokratik sürece sebep olmuştur. Bu yüzden, militer ambargolu da olsa Türkiye Cumhuriyeti dışında “demokratik İslâm ülkesi” ortaya çıkmamıştır.

            · İslâm ülkelerinde “eğitim seviyesi”nin geriliği de, bu geri kalıştaki önemli sebeplerden biridir. Bir zamanlar dünyanın en gelişmiş üniversitelerine sahip olan, Endülüs’te, Nizamiye Medresesi’nde, Fatih ve Süleymaniye medreselerinde bilim adamları yetiştiren İslâm Dünyası’nın bugünkü durumunu anlatabilmek için sadece Türkiye’deki YÖK’ü misâl olarak göstermek yeterlidir.

            Bu eğitim geriliğinde, son asırlarda İslâm’ın dogmatik yorumlanmasının da rolü vardır.

            · Yüzyıllar boyunca Osmanlı İmparatorluğu’nun himayesinde bulunan İslâm ülkeleri, İmparatorluk yıkılınca başsız kalmış ve bir takım mâceraperest ve fanatik kişilerin kaprislerine terkedilmiştir.

X X X

            Geçtiğimiz yıl, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ile Başbakan Erdoğan’ın, İslâm ülkelerinin iştirak ettikleri çeşitli toplantılarda, bu ülke yöneticilerine “değişim”, “demokrasi” ve “birlik” mesajları vermesi fevkalâde isabetli olmuştur.

            Bu defa, Başbakan Erdoğan’ın İSEDAK toplantısında somut çözüm ve işbirliği teklifleri getirdiğini görüyoruz:

            - İslâm’ın en önemli mesajlarından “adalet”in mülkün temeline oturtulması. Bu, aynı zamanda bir “demokrasi” mesajını da ihtiva etmektedir.

            - İslâm ülkelerinin, “idarî ve hukukî” reformlarını yapması. Merkeziyetçi kamu hizmet anlayışının değiştirilmesi.

            - İslâm ülkelerinde “piyasa ekonomisi” sisteminin oturtulması.

            - İslâm medeniyetinin kendine mahsus “sosyal dayanışma” özelliğini kullanarak yeni modellerin geliştirilmesi. İslâm medeniyetinin üstünlüklerinin bir “sosyal sermaye” olarak kullanılması.

X X X

            Erdoğan, İslâm ülkelerine “değişim” çağrısında bulunuyor.

            Bu değişimin, Türkiye’nin koordinasyonunda gerçekleşmesi uygun olacaktır.

            “Büyük Orta Doğu Projesi”, ABD’nin zorlamalarıyla ve siyonizm kokan senaryolarıyla değil, ancak bu şekilde gerçekleştirilebilir.

 
 
ANA SAYFA YAZILAR GENEL LİSTESİ 2004 YILI YAZI LİSTESİ