“GARDAŞ BAYRAMINIZ MÜBAREK OLSUN”

 

 

Bayramınız mübarek olsun sevgili okuyucularım... Bayram sevinci ile terör üzüntüsünün karıştığı bu Ramazan Bayramı gününde, hepinizi gönülden tebrik ediyor; büyüklerin ellerinden, küçüklerin gözlerinden öpüyorum...

X X X

Malatya’da geçen çocukluk ve ilk gençlik yıllarımda, hüzünlü bir uzun havanın sözlerini hatırlıyorum: “Gardaş bayramınız mübarek olsun”. K’lerin yumuşatılarak “G” yapıldığı, ancak muhtevasındaki kardeşlik, mertlik ve azıcık da kabadayılık kokan havanın eksilmediği  “gardaş” hitabını; incelmiş fakat kazandığı nezaket ile beraber sanki içtenliğini kaybetmiş, İstanbul Türkçesi’ndeki “kardeş” kelimesi ile karşılayamazsınız. Birincisi, Anadolu’nun samimiyetini, ikincisi ise kimliksiz hümanizmin evrensel monotonluğunu çağrıştırır. 

 

X X X

 

Tıpkı bunun gibi, bayram tebrikleri de inceldikçe mânâsındaki kutsallığı sanki yitirir. “Bayramınızı  tebrik ederim” deyimi aslında “Bayramınız mübarek olsun” deyiminin bir başka ifadesidir. Fakat bu ikincisi kadar kulağa hoş gelmez; çünkü ikincisi, ilkinden farklı olarak, bir “duâ”dır... “Bayramınız kutlu olsun” deyişi de, daha çok millî bayramlara yakışıyor gibidir; âdet bir resmiyeti, ne bileyim bir silindir şapkayı filan tedâi ettirir insana... Bu hitabı duyunca, hep beraber “Sağol!...” diye bağırasınız gelir. Bir de “İyi Bayramlar” diyenler vardır. İyi günler, iyi akşamlar der gibi söylenen bu iki kelime, bayram tebrikinden çok, pahalı bir mağazadan çıkan nâzenin bir müşteriye, tezgâhtarın vedâ sözcüğünü hatırlatır.

 

X X X

 

Bizim insanımız bayramlarda, gerçekten sarmaş dolaş olur; sosyal farklılıklar azalır ve ortak değerler ön plana çıkar. Dinî ve millî birlik heyecanı, en çok bayramlarda yaşanır. Bayram namazlarındaki birlik ve beraberlik duygusunu, başka hiçbir zaman bu kadar yoğunlaşmış bir şekilde yaşayamazsınız. Toplumun her kesiminden insanlar, yanlarında çocukları ile hiç olmazsa senede iki defa Hakk’ın  huzuruna çıkmanın ve milletiyle aynı duyguları paylaşmanın huzurunu yaşarlar...

 

X X X

 

Bir tarafta “Gelini gelini Türkmen gelini” diye türkü çağıranlar vardır. Diğer tarafta, çocukluk günlerimde Malatya Belediyesi önünde çalınan davul zurna eşliğinde oynayanların türküleri...

 

“Lorke lorke lorke lorke eshartiney lorke

Ayran içmiş, garnı da şişmiş eshartiney lorke”

 

Çok sevdiğim Siirtli bir dostumun, yaşlı annesiyle bayramlaşırken “İyd mübarek!...” diye tatlı tatlı seslenişini de hiç unutmuyorum...

 

İşte, bu ülke bizim Türkiye’miz, herkesin, hepimizin Türkiye’si, cennet vatanımız !...

X X X

 

Biraz da, bizden bir parça olan, azıcık sosyetik ve de medyatik “kardeşlerimize” takılalım... Ramazan Bayramı’na  “Şeker Bayramı” diyenlere, eskiden beri çok kızarım. Şekerin de bayramı mı olurmuş yahu?... Şeker kamışı mahsulünü kaldıran tropikal bir ada ülkesi olsak, şeker bayramı yapmaya hakkımız olur. Lâkin, otuz günlük Ramazan orucundan sonra gelen Ramazan Bayramı’nın adını unutturmak istercesine, gelen misafirlere şeker ikram edildiği için “Şeker Bayramı” diye tutturmayı anlamak mümkün değil... Bir de, bayramda gelen misafirlere çikolatanın yanında “likör” ikram edenlere bozuluyorum. Sabah sabah böyle sosyetik birkaç kapı gezer de, verilenleri yer içerseniz, öğleyin kafayı bulmanız işten bile değildir. Aslında, bayram günleri en mübarek günler arasındadır ve bu bakımdan Ramazan’dan farkları yoktur. Kardeşim, eğer canın likör içmek istiyorsa oturur içersin ama ille de bayram günü gelen misafirlere zorla içirmeye çalışmanın, hele içmeyene mânâlı mânâlı bakıp Bin Ladin muâmelesi yapmanın âlemi var mı?... Ya, Ramazan boyunca orucunu tutup da, Bayram akşamı kendini meyhâneye atanlara ne demeli?... “Bir başkadır benim memleketim...”

 

X X X

 

“Nerede o eski bayramlar ?!...” diye iç geçirdiğinizi duyar gibi oluyorum. Aslında bayramlar ve bayramları kutlayan o eski Anadolu insanı hiç değişmedi. Sadece biz değiştik... Biz, yani toplumundan kopan, sınıf atlayan(!), kendini elit zanneden, yabancılaşmış bir azınlık... Yüksek gelir grubundan olan bu azınlık için, parlak rugan ayakkabıları ile sarılıp yatan çocuklar, karşılıklı alınan bayram hediyeleri bir anlam ifade etmiyor. Zâten markalı giyim eşyaları, yatak odalarında sıralanmış duruyor. Bu zümre için bayramlar, hele bir de tatil uzuyorsa, büyük şehirlerin dışına kaçmanın bir fırsatından ibaret oluyor.

 

Bu kişiler için, bayramlardan çok daha önemli olan bir  “doğum günü”, bir de “yılbaşı gecesi” var. Bir çikolata ve likör ile bayramı geçirenler,  bütün hediye heveslerini doğum günlerinde ve özellikle  “yılbaşı”  günlerinde çıkarıyorlar. Bizim fukara bayramları, Noel çamlarının ışıkları altında sönük kalıyor. Lâkin, şurasını da herkesin kabul etmesi lâzım; bizim bayramlarımızın verdiği huzuru, sevinci, birlik duygusunu hiçbir zaman hissetmeniz mümkün değildir.    

                                                          

X X X

 

Ramazan Bayramı  sabahı, inşaallah erkenden uyanacağım; oğlum ile bayram namazı kılacağız. Namazdan sonra hep beraber anacığımı ziyarete gideceğiz. Babama Yâsin-i Şerif okumayı da ihmal etmeyeceğiz. Annem, kahvaltıda, zengin fakir bütün Gazianteplilerin Ramazan Bayramı sabahında yedikleri, “yuvarlama” isimli yemeği ikram edecek. Yemekten sonra sıraya dizilip, el öpecek ve bayramlaşma yapacağız. Küçüklere bayram harçlıklarını vereceğiz. Sonra herkese bir sürprizim var, bir zamanlar ağlayarak seyrettiğim  “Süleymaniye’de Bayram Sabahı”nı onlara da seyrettireceğim... Bundan sonra da bayram ziyaretlerine gideceğiz.

 

X X X

 

Türkiyemiz’in ve bizim insanlarımızın huzurunu kimseler bozamayacak.

 

Hangi görüşte olurlarsa olsunlar, “bayram sevincimizi” hep beraber yaşamaya ve paylaşmaya devam edeceğiz.

 

 X X X

 

Ramazan Bayramınız mübarek olsun...  

 
 
ANA SAYFA YAZILAR GENEL LİSTESİ 2003 YILI YAZI LİSTESİ