Millî İradeye Karşı Ortak Cephe

 

 

            Son günlerde, millî iradeyi bir türlü içlerine sindiremeyenler, ortak bir cephe hâlinde bu mübarek Ramazan ayında halkın huzurunu bozmak için ellerinden geleni yapıyorlar. Durup dururken, YÖK mihraklı, millî iradeye husûmet cephesi gene hücuma geçti.

            Daha önce siyasî iktidarın, TBMM’nin, Hükûmet’in herhangi bir icraatı karşısında sokağa dökülen Yökçüler, bu defa Mahkeme kararını protesto etmek ve mahkemeyi etkilemek için sokaktaydılar. Ancak, yargıya karşı açıkça tavır koymaktan kaçınmak için, işi gene siyasî ve ideolojik kalıplara dökmeye çalıştılar.

X X X

            Olaya bakıyorsunuz; bir üniversite rektörü, ihaleye fesat karıştırmak ve eski eser kaçakçılığı iddiasıyla tutuklanıyor. Tutuklama gerekçesinin hiçbir siyasî veya ideolojik tarafı yok. Hükûmetin ve idarenin tutuklama kararı veren mahkeme üzerinde müdahale yetkisi yok. Mahkeme üzerinde tutuklanması için baskı yapıldığı hakkında herhangi bir bilgi bulunmuyor.

            Buna mukabil, YÖK’ün öncülüğünde toplanan Rektörler Komitesi, tümüyle siyasî mahiyette bir basın açıklaması yapıyor. Bu açıklamada, siyasî iktidar kastedilerek “yargıyı siyasallaştırma”, “yargı ile üniversiteleri karşı karşıya getirme çabaları”ndan söz ediliyor. Bununla da yetinilmeyip, Rektör Yücel Aşkın’ın mahkeme tarafından suçu olmadığı halde, “Cumhuriyet’in lâik, çağdaş yapısını korumak için bedel ödediği” ve bu yüzden tutuklandığı iddia ediliyor.

            Şimdi, en basit mantıkla bu söylenenleri tahlil edelim:

            1. Rektör Yücel Aşkın, hiçbir suç işlemediği halde Mahkeme tarafından tutuklanmıştır.

            2. Rektörün tutuklanma sebebi, Cumhuriyet’in laik, çağdaş yapısını bozmaktır.

            3. Bu durumda Cumhuriyet’in mahkemesi, Cumhuriyet’e ve onun laik ve çağdaş yapısına karşıdır.

            4. Bağımsız mahkeme, Cumhuriyet, laiklik ve çağdaşlık düşmanı siyasî iktidarın emir ve talimatlarına göre hareket etmektedir.

X X X

            Rektörler Komitesi’nin Basın Açıklaması’ndan bunlar anlaşılmaz mı? Kelimeleri eğip bükerek bir takım kavramların arkasına sığınarak, onların deyimleriyle bu “çok vahim” iddiaları gizleyebilir misiniz?

            Bu sütunlardan açıkça ilân ediyoruz: YÖK Başkanı ve rektörler suç işlemişlerdir.

            Çünkü:

            1. Van 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nin, bağımsız olmadığını ve siyasî iktidardan talimat aldığını iddia etmişler ve Mahkeme’ye karşı suç işlemişlerdir.

            2. Hükûmete karşı siyasî ve ideolojik şekilde saldırıda bulunmuş; Mahkemeye baskı yapıldığını iddia etmişlerdir. Bu baskıyı ispat edemezlerse, idareye karşı suç işlemiş olurlar.

            3. TCK’nın 288. maddesini çiğnemişler ve “mahkemeyi etkilemek amacıyla” ellerinden geleni yaparak alenen suç işlemişlerdir.

            4. Ayrıca, Millî Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik’i olaya karıştırabilmek için, ağabeyi Ramazan Çelik hakkında tamamen gerçek dışı beyanlarda bulunarak suç işlemişlerdir.

            5. Nihayet, bir hazımsızlık ve subjektiflik örneği vererek, Başbakanlık Müsteşarı Ömer Dinçer hakkında intihal iddiasıyla iftira atmışlardır.

X X X

            Türkiye’deki en büyük huzursuzluk kaynağı hâline gelen YÖK ve Yökçü Rektörler milletin gözü önünde bütün bu suçları işlerken ve yaptıkları haksızlık ve hukuksuzluklar halk tarafından nefretle karşılanırken, ya Cumhurbaşkanı’nın yaptığına ne demeli?

            Cumhurbaşkanı, daha önce protokolde olmadıkları hâlde, 77 üniversitenin (Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi dahil) rektörünü eşleriyle beraber Cumhurbaşkanlığı’nın 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı Resepsiyonu’na dâvet etmiştir. Sezer, bu jestiyle YÖK’ü ve rektörleri desteklediğini ortaya koymuştur.

            Türkiye’nin en büyük sorunu, millet iradesinin hazmedilemeyişidir. Jakoben bürokrasi, her zaman milleti ve millî iradeyi küçümsemiş, halka hor bakmıştır. Türkiye’deki bürokratik oligarşi, kendisini daima milletin üzerinde görmüştür.

            Van Rektörü olayının temelinde, işte bu gerçek yatmaktadır.

 
 
ANA SAYFA YAZILAR GENEL LİSTESİ 2005 YILI YAZI LİSTESİ