MGK Basın Bildirisi’nden Esintiler

 

 

            “Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefesindeki temel düşünceye uygun olarak Anayasa’da Cumhuriyetin nitelikleri belirtilmiş; ulusun bağımsızlığını ve tümlüğünü, ülkenin bölünmezliğini; demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olan Cumhuriyeti korumak; dil, din, etnik köken, cinsiyet ayrımı gözetmeksizin kişilerin ve toplumun gönenç, huzur ve mutluluğunu sağlamak, devletin temel amaç ve görevleri arasında sayılmıştır.”

            23 Ağustos 2005 günü olağan toplantısını yapan Millî Güvenlik Kurulu (MGK), toplantı sonrasında yayınladığı basın bildirisine böyle başlıyor. Aslında bu metin, Anayasa’nın “Cumhuriyetin nitelikleri”ni düzenleyen 2. maddesi ile “Devletin temel amaç ve görevleri”ni düzenleyen 5. maddesinin tekrarından ibaret. Sadece, bütünlük “tümlük” olmuş; refah da “gönenç” hâline gelmiş. Bundan da, MGK bildirisinin kaleme alınmasında, Kurul Başkanı Sezer ve Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri’nin tesiri olduğu anlaşılıyor.

X X X

            Lâkin, MGK bildirisi bununla yetinmiyor. Bu, herkesin üzerinde anlaşması gereken temel nitelik, amaç ve görevlerden sonra şöyle devam ediyor: “CUMHURİYET HÜKÜMETLERİNİN ÖNCELİKLİ HEDEFİ, ANAYASA’DA ÖNGÖRÜLEN GÖREVLERİ YERİNE GETİREREK BU AMACA ULAŞMAKTIR. Ulusun bağımsızlığı ve tümlüğü ile ülkenin bölünmezliğinin korunarak bu hedefe ulaşılacağı da kuşkusuzdur”. Bu ibareden sonra “terör ile etkin savaşım” kararlılığını tekrarlamaktan söz ediliyor.

            Bu bildiri, MGK’nın Hükûmet’e öncelikli hedefini hatırlatması için yayınlanan, âdeta üstü kapalı bir “muhtıra” mahiyetindedir ve bu hâliyle demokratik bir ülkede aslâ kabul edilebilir değildir.

            Türkiye’nin millî güvenlik konularında ciddî katkıları olabilen bu üst seviyeli kurulun, ne yazık ki geçmişte ve günümüzdeki antidemokratik müdahaleleri, demokratik sistemin işleyişinde aksamalara sebep olmuştur.

            Parlamenter demokratik bir sistemde, Cumhurbaşkanı’nın başkanlığında toplansa da, askerî bürokrasinin iştirakiyle teşekkül eden bir kurulun, siyasî irade ve sorumluluğa sahip Hükûmet’e “öncelikli hedefi”ni hatırlatması mümkün müdür?!... Bu takdirde, “MGK, Hükûmetin ve millî iradenin üstünde midir?” sorusu akla gelmez mi? Üstelik, yeni terekküp tarzıyla üyelerinin çoğunluğunu Başbakan ve bakanların oluşturduğu MGK’nın, Bakanlar Kurulu’na öncelikli hedef göstermesi size de çelişkili ve gülünç gelmiyor mu?...

X X X

            Başbakan’ın “Kürt sorunu” açmazına düşmesi ve bu beyanıyla “vatandaşı kazanmaya” çalışırken, Türkiye’nin bütünlüğü ve güvenliği konusunda vahim gelişmelere yol açacak bir süreci başlattığı hususunda, biz de bir çok MGK üyesi ile aynı endişeleri paylaşıyoruz. MGK bildirisindeki tesbitlere aynen iştirak ediyor ve “Türkiye’nin bölünmez bütünlüğü” konusundaki hassasiyetlerini Türkiye Cumhuriyeti’nin teminatı olarak görüyoruz.

            Ancak, bu hassasiyet dile getirilirken, demokratik rejimi yaralayacak ve Hükûmet’in itibarını sarsacak bir dil kullanmasını, büyük bir talihsizlik olarak telâkki ediyoruz.

X X X

            Başbakan’ın, terörle mücadele konusunda kararlılığından vazgeçtiği ve “Kürt sorunu”ndaki “aydınsal”(?) demokratik açılımlarla oyalandığını söylemek haksızlık olur. Esasında Başbakan, terörle mücadelede demokrasi içerisinde her türlü imkândan faydalanılacağını, kesin ve kararlı bir dille defaatle belirtmiştir. Son MGK toplantısında da “terör sorunu” üzerinde durduğu anlaşılmaktadır.

            Önümüzdeki günlerde dikkat edilmesi gereken iki önemli nokta vardır:

            1. Başta Cumhurbaşkanı olmak üzere, MGK’nın asker üyeleri ve komutanlar, haklı bir ıstırap ve feverân içinde olduklarını düşünseler dahi, devletin işleyişini ve demokratik nizamı zedeleyecek beyanlardan kaçınmalıdırlar. 30 Ağustos’ta emeklilik vesilesiyle törenlerde konuşan komutanların da, demokratik ve bürokratik ölçüyü kaçırmamaya dikkat etmeleri lâzımdır.

            2. Başbakan’ın da, gerçekleri yakından değerlendirerek, Türkiye’nin bütünlüğünü tartışmaya açacak ve terörle mücadele konusunda tereddüt uyandıracak beyanlardan kaçınması gerekir. Kolay çözümlerin ve iyi hesaplanmamış adımların yeni sorunlara sebep olacağı unutulmamalıdır.

X X X

            Son olarak, sorumluluk sahibi, millî duyarlılığı bulunan bir devlet  adamı olarak gördüğümüz Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’ün, Boğaziçi Üniversitesi’nce ertelenen, Ermeni diyasporasının iftiralarıyla dolu toplantısını açmayı kabul ettiğini esefle okuduk. Değerli dostumuza, tamamen Türkiye ve Türkler aleyhindeki bu toplantıyı, demokratik ve hoşgörülü görünmek için de olsa, açmamasını tavsiye ediyoruz. Bizce, Abdullah Gül’ün pırıl pırıl kariyerinde böyle bir kara leke bulunmamalıdır. Daha sonra, bunu bize anlatsa da, Kayseri’li hemşehrilerine izah edemez.

 
 
ANA SAYFA YAZILAR GENEL LİSTESİ 2005 YILI YAZI LİSTESİ