CHP, Baykal ve Din

 

 

            Gazetelerdeki, Deniz Baykal’ın Mescid-i Aksâ’da namaz kılarken çekilen fotoğrafına bayıldım. Deniz Bey, ellerini usûlüne göre bağlamış, gözleri secdede, huşû içinde namaz kılıyor; arkasındaki safta da selvi boylu Onur Öymen... “Şimdi yanımda olsaydı, boynuna sarılıp o domates yanaklarından öperdim” diye geçirdim içimden... Bu fotoğrafları gören, Türküyle Kürdüyle, sünnîsi alevîsiyle bütün Türk halkının, Baykal’ı sevgi ve sempatiyle andığına eminim.

            Belki birkaç müfrit din düşmanı burun kıvırmış olabilir. Birileri de, Baykal’ın, gösteriş yapmak ve halka hoş görünmek için fotoğraf çektirdiğini söyleyeceklerdir. Ancak, o anasının gözü foto muhabirlerini bir de bana sorun; politikacıyken ne zaman camiye gitsem, ardımdan gelip fotoğraf çekmeye çalışırlardı.

            Deniz Baykal, İslâmın, Mekke ve Medine’den sonra en mukaddes camiinde, bir Osmanlı torunu, bir Müslüman Türk olarak heyecanlanmış ve namazını edâ etmiştir.

X X X

            Kısa bir müddet önce Başbakan Erdoğan da Mescid-i Aksâ’da namaz kılmıştı ama bu durum tabiî karşılandığı için kimse bahsetmemişti. Aslında, Türkiye’den, bir zamanlar Osmanlı toprağı olan Kudüs’e giden herhangi bir Müslüman Türk vatandaşının Mescid-i Aksâ’da namaz kılmasından daha tabiî bir şey olamaz. Gelgelelim, lâikliğin dinsizlik, lâikçiliğin  din düşmanlığı, ibadetin irtica, müminin mürteci kabul edildiği sapkın cumhuriyetçi/jakoben anlayışına göre, bir devlet adamının camide namaz kılması, lâikliğin çiğnenmesi demektir.

            Ne yazık ki CHP, bu “çarpık lâikçilik” ekolünün daimî temsilcisi olarak bilinmiş; dinî konulardaki aleyhtarlığı lâiklik çizgisinin çok ötesine geçmiştir.

            CHP, milletin temel dinî değerleriyle hiç bir zaman barışık olmamıştır. Böyle olunca da, millet CHP’yi iktidara getirmemiştir. CHP, bu konudaki hatâsını görüp kendisini yenileme yerine, milletin seçtiği iktidarları “gerici” ve “irticacı” olarak itham etmiş; “imam hatipliler” ve “başörtülüler” ile uğraşmış; kendi doğrularını millete dayatmaya çalışmıştır.

            Ecevit’in “tarihsel yanılgı” adını verdiği bu tutum, bir ara değiştirilmeye çalışılmışsa da, özellikle 28 Şubat Dönemi’nde ve sonrasında CHP, milletin çoğunluğunu “mürteci” ve “Atatürk düşmanı” ilân ederek tarihsel yanılgısını sürdürmüştür.

X X X

            CHP’nin bu tutumu, Türkiye için telâfisi mümkün olmayan zararlara sebep olmaktadır.

            Şöyle ki:

            1. Türk toplumu, bu jakoben baskı altında ezilmekte, inancını tam olarak yaşayamamanın ıstırabını çekmekte ve huzursuz bir toplum hâline gelmektedir. Din ve vicdan hürriyeti üzerindeki sınırlamalar, öğrenim özgürlüğündeki yasaklarla desteklenince, Türk toplumunun huzursuzluğu artmaktadır.

            2. CHP’nin ve diğer jakoben mahfillerin tahrikiyle, lâiklik konusunda duyarlı olan Silâhlı Kuvvetler, antidemokratik müdahalelerde ve çıkışlarda bulunabilmektedir. Diğer taraftan, müzmin muhalif CHP azınlığı, milletin iradesiyle iktidara gelemeyince, arkasına militer güçleri ve bürokratik mercileri (yüksek yargı organları ve YÖK gibi) alarak iktidara ortak olmaya çalışmaktadır. Sûreta demokrasiden söz eden CHP otokrasisi, Türkiye’deki demokratik sistemin en büyük engeli olmuştur.

            3. Gelişmiş demokratik rejimlerde din tartışmaları ön plânda yer almazken; Türkiye’de bir asra yakın bir zamandan beri siyasetin ve siyasîlerin gündeminde din ve dinî meseleler başlıca tartışma konusu olarak devam etmektedir. Bu da, ülkenin meşgûl olunması gereken asıl meseleleri ikinci plâna itmiş ve Türkiye’nin ileri hamleler yapmasını engellemiştir.

            4. CHP’nin bu “tarihsel yanılgısı”, hem kendisine zarar vererek iktidar yolunu tıkamış; hem de sağ partilerin “dinî ve millî değerleri” vurgulayarak kolaylıkla iktidara gelmesine imkân vermiştir. Böylece, CHP karşıtı siyasî iktidarlar da gereken üretkenlikten uzak kalmışlardır.

X X X

            Yeni bin yılın başlangıcında, hâlâ din ve vicdan hürriyetini engellemeye çalışmanın mânâsı var mıdır? Gelecekte Türk siyasî tarihi 2005 yılında cereyan eden olayları naklederken, Türk Hükûmeti’nin tezatlar içerisinde AİHM’deki türban kararıyla meşgul olmasından, öğrenim hürriyeti ellerinden alınan başörtülü kızların sokaklarda yürüyüş yapmasından, devletin bürokratik kuruluşlarının Meclis’i ve Hükûmet’i tehdit etmesinden bahsedecek. Bunları okuyan çocuklarımıza, torunlarımıza rezil olacağız.

            Bu hafta TBMM’de yeni TCK’nın son hâli görüşülüyor. Din ve vicdan hürriyeti ile din eğitimini sınırlayan 219. ve 263. maddeler görüşülürken, CHP gene sınırlamadan ve cezadan yana olacak. Din görevlilerini susturmak, Kur’an kurslarını sindirmek için uğraşıp duracak... Yani, “tarihsel yanılgı”sına devam edecek.

X X X

            Halbuki, artık din, iman, ezan, bayrak, vatan, millet, Atatürk, cumhuriyet, demokrasi gibi konularda çekişmeyi ve istismarı bir yana bırakarak, Türkiye’yi ileriye götürmenin zamanı çoktan gelmiş de geçmektedir. Bunlar bizim ortak değerlerimizdir. Bu değerleri, artık siyasî tartışma alanının dışına çıkarmalıyız.

                Türkiye’nin gerçekten demokratik ve gelişmiş bir ülke olmasının yolu budur
 
 
ANA SAYFA YAZILAR GENEL LİSTESİ 2005 YILI YAZI LİSTESİ