Millî Egemenlik ve Yargının Sefaleti

 

            Bülent Arınç’ı sevmeyebilirsiniz. Eşinin başörtüsünden ve zaman zaman yaptığı çıkışlardan hoşlanmayabilirsiniz. Lâkin, eğer millî egemenlik, millet iradesi, cumhuriyet ve demokrasi hakkında en ufak bir fikre sahipseniz; onun 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nda TBMM’de yaptığı konuşmaya kulak vermek zorundasınız.

            Bence Arınç, TBMM’nin kurucusu ve ilk başkanı, büyük önder Atatürk’ten sonra, ‘millî hâkimiyet’ kavramını en iyi yorumlayan meclis başkanı olmuştur. Her kelimesine imzamı atacağım muhteşem konuşması, Türk demokrasi ve parlamento tarihine bir ‘demokrasi bildirgesi’ olarak geçecektir.

            Özellikle, ‘kurumların mutabakatı’ deyimindeki antidemokratik tahakkümü ortaya koyarken ‘kurumların saltanatı’ diyerek oligarşik bürokratik egemenliği vurgulaması, laiklik ve kamusal alan yorumu ve Anayasa’nın değişmesi gerektiğinin altını çizmesi, millî hâkimiyeti küçümseyenlere verilen tarihî bir ders mahiyetindedir. Arınç, kendisinden önceki meclis başkanları gibi, hamaset nutukları atma yerine ‘demokrasi dersi’ vermeyi tercih etmiştir. Esasen, bir meclis başkanının ‘Ulusal Egemenlik Bayramı’nda milletin egemenliğini savunmasından daha tabiî bir şey olamaz.

            Bir hafta önce Türkiye’nin 1 numaralı makamında oturan zâtın, temel hak ve hürriyetlerin kısıtlanmasından bahsederek millete dayatmada bulunmasına mukabil; 2 numaralı makamında oturanın yaptığı konuşma, kendisini baskı altında gören milletin gönlünü ferahlatmıştır.

X X X

            TBMM Başkanı seçildikten sonra Bülent Arınç’ı tebrik ziyaretimde kendisine, 28 Şubat’ta iyice siyasallaştırılmış yargıya güvenerek dokunulmazlığın kaldırılmaması gerektiğini söylemiştim.

            Aslında ‘kürsü masuniyeti’nin dışında bir dokunulmazlığın daima aleyhinde oldum. Ancak, peşin hükümlü, ideolojik saplantılı ve siyasallaştırılmış bir yargının, millî iradenin tezahürüne mâni olacağı ve milletvekillerinin milleti temsil faaliyetlerini engelleyeceği kanaatindeyim. Eğer dokunulmazlık olmasaydı, Meclis Başkanı’nın 23 Nisan konuşması aleyhine dava açmaya, hatta onu gözaltına almaya kalkışacak gayretkeşler çıkabilirdi. Bu yüzden, yeni bir demokratik anayasa yürürlüğe konulmadan ve yargı reformu yapılmadan dokunulmazlığın kaldırılması doğru değildir.

X X X

            Türkiye’de yargı, darbe dönemleri haricinde en kötü günlerini yaşıyor. Siyasî iktidar yargıya müdahale ettiği için değil, bilakis yargı siyasallaştığı ve peşin ideolojik hükümlerle siyasete müdahale ettiği için...

            Şu Van Savcısı Olayı’na bir bakınız. Önce, Van Rektörü için iddianame hazırladı diye, Türkiye’deki bilcümle YÖK’çüler ayağa kalkıp kanunları hiçe sayarak ve Anayasa’nın 138. maddesini paçavraya çevirerek kıyametler koparmışlardır. Arkasından, Şemdinli tahkikatında hazırladığı iddianame yüzünden başına gelmedik kalmamıştır.

            Hemen belirteyim ki, Savcı’nın iddianamesini usûl, şekil ve muhteva bakımından doğru bulmuyorum. Hele Kara Kuvvetleri Komutanı hakkındaki mesnetsiz ifadeler ve yorumlar hatalıdır. Bu sebeple Savcı’ya, hatasıyla mütenasip bir disiplin cezası verilmesi ve görev yerinin değiştirilmesi gerekirdi. HSYK’nın bir üyesinin yerinde olan görüşü istikametinde bir ‘kınama cezası’ verilebilirdi. Buna mukabil, HSYK Kanunu’nun hukuka aykırı olan 69. maddesine göre, ‘fiil suç teşkil etmese ve hükümlülüğü gerektirmese bile’ meslekten çıkarma cezası verilir hükmüne göre Savcı’nın meslekten ihracı, kelimenin tam anlamıyla bir hukuk ve demokrasi skandalıdır.

            Kısa bir müddet önce Genelkurmay Başkanlığı’nın baştan aşağı tehdit kokan ve âdeta bir muhtıra mahiyetindeki açıklamasında, ‘Anayasal sorumluluğu olanların(...) haklarında işlem yapmaları’ denilerek yargıya âdeta talimat verildiği görülmüştür. Şimdi, HSYK üyeleri, bu haksız ihraç kararıyla yargının siyasallaştırılmasına örnek teşkil etmişlerdir.

            Yargıtay Başsavcısı Ok da, bu konudaki beyanlarıyla, ne yazık ki siyasallaşmış yargının diğer bir örneğini oluşturmuştur.

X X X

            HSYK’nın bu konumu ve kararı Anayasa’ya aykırıdır. Bu nevi disiplin cezaları yargı kararı değil, idarî karar hükmündedir. İdarenin bütün kararlarına karşı yargı yolunun açık olması gerekir. Nitekim, daha önce HSYK kararlarına karşı Danıştay’a gidilebilirken, 12 Mart ara rejiminde Nihat Erim bu hakkı kaldırmış ve yargı yolunu kapatmıştır.

            Mevcut sistemde yapılan itirazlar reddedilmekte; hak sahibine, ‘Dosyadaki bilgi ve belgelere göre itirazınız reddedildi’ şeklinde sudan bir cevapla yetinilmektedir. Sami Selçuk, İtalya’da HSYK’nın görüşmelerinin herkese açık olduğunu ve hakkındaki iddiaların görüşüldüğü savcı ve hâkimlerin de bu toplantıları dinleyebileceğini anlatıyor.

X X X

            Siyasallaşmış yargı sorununun çözümlenebilmesi için, yargının üzerindeki oligarşik tehdidin kaldırılması; daha fazla vakit kaybedilmeden ‘Yargı Reformu’nun ve ‘Yeni Anayasa’nın hazırlanarak yürürlüğe konulması lazımdır.

ANA SAYFA YAZILAR GENEL LİSTESİ 2005 YILI YAZI LİSTESİ