Yollarımız Ayrılmasın -2-

 

 

            Bu sütunlarda zaman zaman “Sevr kompleksi”ni eleştirdik. Türkiye’nin parçalanarak Sevr’deki sınırlar içine sokulamayacağını; bu bahaneyle millî iradeye müdahale edilemeyeceğini savunduk. Hâlen de bu görüşteyiz ve “komplo teorileri”ne dayanılarak demokratik hak ve hürriyetleri kısıtlayıcı uygulamalara girişilmesinin karşısındayız.

            Lâkin, son aylarda meydana gelen olaylar apaçık ortadadır. 17 Aralık’tan önceki haftada ırkçı, ayrılıkçı Kürtçülerin Avrupa gazetelerine verdikleri ilânda “özerklik” istenmiş ve bölücü temalar işlenmiştir. Nevruz’u fırsat bilerek Türk Bayrağı’nın yakılmak istenmesi de, artık bir “yol ayrımı”na gelindiğinin işaretini vermektedir. Zira bu millet, uğruna binlerce şehit verdiği bayrağının çiğnenmesine aslâ razı olamaz.

X X X

            Yaşar Büyükanıt Paşa’nın, “Devletin Irak konusunda politikası yok” şeklindeki şikâyetini, kendisine aynen iştirak etmekle beraber doğru bulmuyoruz. Gerçi, Hilmi Özkök Paşa, Büyükanıt’ın feverânını PKK’nın, kendi görevi içindeki faaliyetleriyle izah etmiş ve dış politikanın devletin ortak uygulaması olduğunu belirtmiştir. Ancak, bu şekildeki bir eleştirinin yapılmış olması, millet iradesine müdahale edildiği eski döneme dönüş endişesi uyandırmıştır.

            Buna mukabil kamuoyunun büyük kısmı, Büyükanıt Paşa’nın endişesine hak vermiş ve Genelkurmay Başkanlığı’nın bayrak konusunda yayınladığı bildiriyi alkışlamıştır. Bu arada, Başbakan’ın ve Hükûmet’in yeterli tepkiyi göstermediği konusundaki yorumlara katılmıyoruz.

X X X

            Irkçı-bölücü odaklar akıl hocalarıyla birlikte stratejilerini uygularken çok ince hesaplar yapabilmektedir. Meselâ; bayrağın yakılma eyleminin 12-14 yaşındaki çocuklara verilmesi, akla bir tesadüften ziyade bir tertibi getirmektedir. Küçük yaştaki çocukların eline silâh verilmesinde olduğu gibi, bu eylemin de çocuklara yaptırılması, ajitasyon taktiği olarak ilgi çekicidir. Kaldı ki, bir an için bunun plânlı bir hareket olmadığını kabul etsek bile, bu yaştaki çocukların kendi ülkelerinin bayrağını yakacak kadar nefret duygusuna sahip olmaları, Kürtçü militanlar tarafından nasıl yetiştirildiklerinin bir göstergesidir.

            PKK’nın ve siyasî kanadının hesaplarını açıkça tartışmakta fayda vardır. Bu konuda iki senaryoyu tartışmaya açmak istiyorum:

            1. İtilâfçı Senaryo: Bu ılımlı senaryoya göre; ayrılıkçı Kürtçüler, zaman zaman geriye adım atarak “salam politikası”yla yeni tâvizler elde edecekler; “özerk yönetim”, “federasyon” veya benzeri bir sisteme ulaşmaya çalışacaklardır. Hükûmetin mahallî idareleri güçlendirmesi reformunu istismar ederek, Güney Doğu’da önce belediyelerde, daha sonra il özel idarelerinde hâkimiyet kurmak isteyeceklerdir. Nitekim, bunun örnekleri müşahade edilmeye başlanmıştır. Bir de “Başkanlık Sistemi”ne geçilerek “eyâlet yönetimi” kurulabilirse, buna uygun ortam hazırlanmış olacaktır. Bu senaryoda, AB desteğinin rolü önemlidir. Netice olarak, “Türkiye Cumhuriyeti”ni “Türkiye ve Kürdistan Cumhuriyeti” hâline getirmek hedef alınacaktır. Esasen, “Türkiyeli kimliği” ve “aslî unsur” söyleminin arkasında da bu niyet saklıdır.

            2. İhtilâfçı Senaryo: Şiddete dayanan bu senaryoya göre; ayrılıkçı Kürtçüler, PKK’nın silâhlı desteğini arkalarına alarak şiddet kullanıp önce “özerk yönetim” ve “federasyon”u; sonra Türkiye’yi bölerek Irak’taki peşmergelerle birlikte, İran ve Suriye’den de toprak koparıp “Büyük Kürdistan” ideallerini gerçekleştirmeye çalışacaklar; bunun için yeni bir “Kürt isyanı”na kalkışacaklardır. Bu arada, TSK’nın da tepkisini ve gücünü hesaplamakta; ancak bu takdirde Türkiye’de muhtemel bir askerî müdahaleyle demokratik rejimin kesintiye uğrayacağı ve Irak’ta konuşlanmış ABD güçlerinin kendileri lehine hareket edeceğini düşünmektedirler.

            Yani ayrılıkçı Kürtçüler, her iki durumda da kârlı çıkacaklarını ve hedeflerine ulaşacaklarını hesaplamaktadırlar.

X X X

            Lâkin bu hainlerin hesaplayamadıkları çok önemli bir nokta vardır: Türk milletinin, Türküyle, Kürdüyle ve her türlü etnik farklılıklarıyla bu ihanet plânına karşı çıkacağı ve vatanlarını parçalatmamak için kanlarının son damlasına kadar mücadele edeceği... Bu millet, en kötü şartlarda “Millî Mücadele”sini vermiş ve bugünkü Türkiye sınırlarının gerisine çekilmemiştir de, şimdi 73 milyonluk güçlü Türkiye, vatanının bölünmesine izin mi verecektir?!...

            Türkiye’yi vatan bilen, artısı eksisi ile 7 milyon civarındaki Kürt vatandaşımız, canımız ciğerimiz kardeşimiz, bu hainlerin emellerine aslâ âlet olmayacaktır. Nevruz gibi hepimizin bayramını istismar ederek, sanatçıları kullanarak Diyarbakır meydanına topladıkları birkaç bin kişiyle ve Avrupalı destekçileriyle şımarıklık yapanlar bilsinler ki, bu millet bir karış toprağını kimseye vermez ve bayrağını çiğnetmez...

X X X

            Bu bölücü tâife, ayyıldızlı bayrak altında bin senedir yaşayan kardeşleri birbirine düşman edemeyecektir. Bu ihanet furyası, en fazla Kürt kardeşlerimizi üzmekte ve sıkıntıya sokmaktadır. Ancak bizim milletimiz, tahriklere kapılmayacak ve milletimizin değerli bir parçası olan Kürtleri, bu hainlerin ihanetlerinden sorumlu tutmayacaktır.

            Diğer taraftan Türkiye, büyük bir devlet olmanın vekarını taşıyarak, bu tahrikler yüzünden dış politikasını da değiştirecek değildir. Millî bağımsızlığına ve bütünlüğüne dokundurmadan, AB üyesi olma yolunda adımlar atmaya devam edecek; müttefiki ABD ile olan ilişkilerini de düzene koyacaktır.

X X X

            PKK’nın eli kanlı teröristlerine ve “el öpenler”e değil; kendi öz kardeşlerimiz Kürtlere sesleniyoruz: Bin yıllık kardeşliğimiz bozulmasın, yollarımız ayrılmasın

 
 
ANA SAYFA YAZILAR GENEL LİSTESİ 2005 YILI YAZI LİSTESİ