“OF AMAN AMAN MENEMEN” 

           

            Türkiye’nin sosyal ve siyasî huzurunu bozan belirli tarihler var. Bir zamanlar 27 Mayıs’ın bayram olarak kutlanması da böyleydi. Bir bakardınız, meşrû, demokratik rejime karşı darbe yapılmış; milletin çoğunluğunun sevdiği bir başbakan ve bakanları ipe çekilmiş; siz de bu rezaleti, bayram diye kutluyorsunuz. Ne yazık ki seçilmiş sivil iktidarlar bu kepazeliğe son veremedi. Bereket versin, 12 Eylülcüler bu bayramı(!) kaldırdı da, her askerî darbede bir “millî bayram”(!) kutlamasından kurtulduk... Yüksek yargı organlarının “kutsal” başkanları ile şanlı ordumuzun kuvvet ve ordu komutanlarının, emekliye ayrılırken hükûmete “irtica fırçası” attıkları yetmezmiş gibi, bu belirli tarihlerde de devlet bürokrasisinin elinde kılıç veya terazi taşıyan güzide mensupları, beraberlerinde “ilerici” medya kalemşorları, milletin seçtiği temsilcilere “irtica” konusunda hadlerini bildirmeyi görev sayarlar. Bu tarihlerden önde gelen biri de 23 Aralık 1930’daki, yani bundan 73 sene önceki “Menemen Olayı”dır.

X X X

            Genelkurmay ATAŞE AREM Başkanlığı’nın Olay hakkındaki incelemesinin bir yerinde, “Mehdî Derviş Mehmet, kendisinin peygamber olarak geldiğini, şeriatı yerine getireceğini... ifade ederek halkı ayaklandırmıştır” denilmektedir. İslâmiyet ile biraz ilgisi olanlar, herhalde “mehdîlik” ve “peygamberlik” iddiasının inananlar tarafından nasıl karşılandığını bilirler. Büyük Atatürk, Menemen’deki bu başıbozuk sözümona mürtecileri, “bir takım cahillerden ibaret” şeklinde nitelendirmiştir.

X X X

            Değerli araştırmacı Prof. Dr. Nurşen Mazıcı, “Menemen Olayı’nın Sosyo-Kültürel ve Sosyo-Ekonomik Analizi” (X. Millî Türkoloji Kongresi’ne sunulmuş bildiri) adlı araştırmasında, şu soruların cevaplarını inceliyor: Menemen Olayı, gerçekten bir dinî ayaklanma mıdır? Olay, deli, esrarkeş ve cahil oldukları iddia edilen altı kişinin başlattığı bir olay mıdır? Ya da bu olayın tek sorumlusu Menemen halkı mıdır? Yoksa gerçek neden, Derviş Mehmet’in “vatan haini” Çerkez Ethem’in yandaşlarından ve “eşcinsel” olması mıdır? Daha akademik bir ifadeyle ve Türkiye Cumhuriyeti resmî tarihinin belgelendirdiği üzere, Serbest Cumhuriyet Fırkası ile Cumhuriyet Halk Fırkası arasındaki bir siyasî çekişmenin sonucu mudur?

            Olay, vukubulduğu zaman dahi o derece subjektif şekilde değerlendirilmiştir ki, Menemen’in adının “Mel’un Belde” olarak değiştirilmesi ve yöre halkının başka yerlere sürülmesi istenmiştir (8 Ocak 1931 tarihli Cumhuriyet Gazetesi).

X X X

            Meczup ve esrarkeş olduğu şüphe götürmeyen Derviş Mehmet’in, “esrar içerek Miraca çıkıp Allah’la görüştüğünü, bu yüzden sürekli esrar içmeleri gerektiğini söylediği kaydedilmektedir” (TBMM Zabıt Ceridesi, D: III, C: XXIV, Sıra No: 58, s. 10). Gene TBMM zabıtlarına göre; Derviş Mehmet, Türkiye’den Arabistan’a, oradan Çin’e geçerek tüm Yahudileri Müslüman yapacak ve Hz. İsa ile birleşip oradan da Avrupa’ya dönecekmiş...

X X X

            Prof. Mazıcı, incelemesinin sonuç kısmında şu tesbitlerde bulunuyor: “1930’lar başında doruğa çıkan çelişik olgular, kavram karmaşalı, çarpık, tutarsız ve söylemlerle çelişen politikalar uzun erimde iktidar olmayı ve ülke sorunlarına egemen kılınmayı engelleyerek bir kaos ortamı yaratmış; kaostan kurtulmanın tek yolu olarak baskıcı bir rejimi sağlamlaştırmak için dernekler, siyasal partiler, basın ve üniversite başta olmak üzere özerk ve özgür olması gereken devlet dışı tüm kurumlar, denetim altına alınmıştır. Bu bağlamda bize, Menemen Olayı, laik devletin sağlamlaştırılmasını ortaya çıkaran bir sonuç olmaktan çok, baskıcı ve totaliter devlet anlayışını egemen kılmanın aracı olarak bir başlangıç niteliğinde görünüyor.” Ne yazık ki, Prof. Mazıcı’nın 1930’lara ait tesbitleri, günümüzde de aynen geçerli bulunuyor.

            Prof. Mazıcı devam ediyor: “İrtica ya da dinin siyasallaşması olarak adlandırılan bu tür olaylardan yalnızca (dinsel kesim değil), bu kesim kadar rasyonel bilginin devingenliğini yakalamada başarısız olan çağdaş kurum ve kesimlerin de popülizm ve dar kalıplı militan, belki de tutucu diyebileceğimiz laiklik anlayışından dolaylı olarak yarar sağlayabilmeleri mümkün görünmektedir. Bu kesim ve kurumların laikliği çağdaşlaşmanın bir aracı olarak değil de, amacı olarak niteleyip âdeta ‘laisizm fetişizmi’ne varmalarını, ‘dinin siyasallaşması’ kadar tehlikeli olduğunu söylemek basite indirgenmiş bir abartma olarak algılanmamalıdır.”

X X X

            İmdi, Genelkurmay Başkanımız’ın, Kubilay’ı anma günü münasebetiyle, basın tarafından geçen yılkine göre “daha sert” olarak değerlendirilen “irtica fırçası”na gelince, ben bu tip ilkokul çocuklarının müsamerelerde söyledikleri klişeleşmiş lâfları, entelektüel bir komutan olarak tanıdığım ve beğendiğim Hilmi Özkök Paşa’ya yakıştıramadım. “Cumhuriyet karşıtı hareketlere Menemen’de yaşanan sonu” örnek göstermenin mânâsı nedir? Böyle bir hareket olursa, Hükûmetin emri ile gerektiğinde Anayasa ve kanunlara uygun olarak herkes üzerine düşen görevi yapacaktır. Durup dururken, bazılarının imâ etmeye çalıştıkları gibi, yoksa Hükûmet ve AK Parti çevrelerine aba altından değnek mi gösterilmeye çalışılmaktadır? Unutmayınız ki, bir askerî darbenin bu millete, ülkeye ve Cumhuriyet’e verdiği zararı binlerce meczup ve esrarkeş Derviş Mehmet bir araya gelse veremezdi.

X X X

            23 Aralık 1930’da Tayyip Bey’in değil kendisi, babası bile muhtemelen doğmamıştı. Eğer biz zihniyeti işaret ediyoruz, diyorsanız, önce kendi zihniyetimizi düzeltelim. Atatürk’ün dediği gibi “çağdaş uygarlık seviyesi”ni hedef alalım. Modern ve çağdaş demokrasilerde Genelkurmay Başkanları, 70 yıl önce vukubulan olayları fırsat bilerek demokratik iktidarları tehdit etmezler...

X X X

            Yazıma başlık yaptığım güzel Ege türküsü şöyle devam ediyor:

            “Menemen, ben bu işe gelemem.”

 
 
ANA SAYFA YAZILAR GENEL LİSTESİ 2003 YILI YAZI LİSTESİ