Türk Milleti

 

            Sevgili okuyucularım, bu Pazar sizlerle bir “Türklük” sohbeti yapalım mı ne dersiniz? Her türlü etnik farklılığın tahrik edilerek yabancı kimliklere medhüsenâda bulunulduğu; milleti inkâr eden kısır bir coğrafya anlayışıyla “Türkiyelilik” gibi acayip kimlikler icat edildiği; sütü bozukların köşeleri tutup Türkiye’de Türk olmayan unsurların nüfusunu, toplam nüfusun yarısından fazlası olarak göstermeye çalıştığı güzel vatanımızda, insanın neredeyse sokaklara çıkıp “Türklere özgürlük” diye bağırası geliyor.

            Öylesine bir mefhum anarşisi ve düşünce terörü tesis edilmiş ki, bendeniz bile yazılarımda Türk’ten, Türklük’ten, Türk Milleti’nden bahsederken, “ırkçı” olmadığımı belirtmek lüzumunu hissediyorum.

X X X

            Türklüğe ve Türk Milleti lâfzına karşı olanlar; ya bu kavramların “ırkçı”, “kafatasçı”, “şoven” ve “faşist” eğilimleri aksettirdiğini; ya da “kavmiyetçilik” yapılarak İslâma aykırı davranıldığını iddia etmişlerdir.

            İnsanın kendi milletini sevmesinden daha tabiî  ne olabilir ki?... Vatan ve millet sevgisi, hem kâmil imanın tezahürü, hem de sevgilerin en güzellerinden biridir. Bu muhabbet olmadan, bir milletin ve devletin mevcudiyetini devam ettirmesi mümkün değildir.

            Yüce Allah, “Birbirinizle tanışmanız için sizi kavimlere ayırdık” (Hucurât 13) buyuruyor. Elbette Kur’ân’a ve Hadîslere göre, ırk ayırımı yoktur ve insanların değeri takvâsıyla ölçülür. Lâkin, millet sevgisinin dine aykırı olduğunu kim söyleyebilir? Üstelik Türk Milleti, İslâmiyetle teşerrüf ettikten sonra milleti, “Millet-i İbrahim” olarak idrak etmiş ve bu ilâhî ölçüye hürmetle bağlı kalmıştır.

            Biz eğer Türklüğümüzle övünüyorsak, bunda 9 asır boyunca İslâm’ın “bayraktarlığı”nı yapmış olmanın gururu vardır. Üstelik, İslâm’dan önceki kadîm devirlerde dahi “Türkler” “tek tanrı” inancı taşımışlar; meselâ, “Cahiliye Devri Arapları”yla mukayese edilemeyecek kadar insanî değerlere önem veren bir bilgeliğe sahip olmuşlardır.

X X X

            Cumhuriyet’in ilk dönemi, “Türklük” şuuru bakımından çok zengindir. 20. Asrın başındaki “Osmanlılık” fikri, Osmanlı İmparatorluğu’nun dağılmasına manî olamayınca, Cumhuriyeti kuran kadronun elinde, Türk Milleti’nin varlığına dayanan Türklük düşüncesi kalmıştır. Bu dönemde yeni bir devlet kurma başarısının yanında; devrimci psikolojinin reddi mîras anlayışı çerçevesinde, eskiye karşı çıkarak kötüleme (Meselâ, son günlerde tartışılan Sultan Vahidettin hakkındaki iddialar) ile din, dil, kültür ve tarih konularında aşırı uygulamalarda bulunulmuştur. Ancak, Atatürk’ün kurduğu yeni “millî devlet”in dış politikasında, ihtiyatlı millî arayışlar da vardır. Nitekim, Hatay’ın ilhakı bu sâyede gerçekleşmiş ve Musul-Kerkük konusunda iddialı olunmaya çalışılmıştır.

            Buna mukabil, Cumhuriyet’in ikinci dönemi diyebileceğimiz Atatürk sonrası “Şeflik yönetimi”nin Türklük anlayışı kökünden değişmiş; sosyalist devletçi görüşlerin Moskova’ya yönelmiş rüzgârları ve “aydın ihaneti”nin Cumhuriyet versiyonunun tesiriyle, yönetim Devlet’in kuruluş mantığına ters düşerek pasivist “mîsâk-ı millîci” bir idraksizlikle Türk Milleti’nin değerlerine sahip çıkanları “ırkçı”, “Turancı” veya “mürteci” olarak damgalayıp ezmeye çalışmıştır.

X X X

            Ebülgazi Bahadır Han, eserini takdim ederken, “Bu kitabın okuyucusu ve dinleyicisi elbette Türk olacaktır. Tabiî, Türklere Türkâne söylemek gerek. Tâ ki, onların hepsi anlasınlar” diyor. Biz de hep “Türkâne” söylemeye çalıştık. Eminiz ki, koca gönüllü Türk Milleti de bu deyişlerimizi çok iyi anlıyor. Aydın ihanetine kendisini kaptırmamış milletimiz, bir avuç aşağılık kompleksli Batı mukallidinin çığırtkanlığına aldırmıyor.

            Enternasyonal hümanizmin liberal, sosyalist ya da İslâmist teorisyenleri, “Türk Milleti” ibaresinin etnik ayrılık ifade etmediğini ve “üst kimlik” olduğunu bir türlü anlayamazken, Bosna’da Türkçe bilmeyen Müslüman Boşnak, kendisini “Türk” olarak hissediyorsa, bu vâkıanın tahlilini iyi yapmak lâzımdır.

            Şunu ilâve etmeden geçemeyeceğim. Osmanlı Türk’tür. Osmanlı İmparatorluğu, çağdaşı Avrupalı devletler ve yazarlar tarafından “Türk Devleti” ve “Türkiye” olarak görülmüştür. Osmanoğulları da kendilerini “Türk” olarak kabul etmiş; Türkçe, İmparatorluğun her döneminde Devletin resmî dili olarak kullanılmıştır. Bazı yazarların, literatürdeki “etrâk-i bî-idrak” gibi âsî Türkmenleri ve özellikle Celâlî isyanlarına karışanları kasteden ifadeleri örnek vererek, Osmanlı’yı Türklüğün dışında gösterme gayretleri doğru değildir.

X X X

            Başbakan Erdoğan Moğolistan gezisinde, sık sık binlerce kilometrelik mesafeden gelen Türk Milleti’nin emsâlsiz mâcerasına işaret etti. Düşünebiliyor musunuz? Uçakla doğrudan uçuş yaparak ancak 8 saatte gelebildiğiniz dünyanın öbür ucunda, bundan 1300 sene evvel ecdâdımız kitâbeler dikip medeniyetimizi terennüm ediyor. Göktürk yazıtlarını “bir kaç taş yığını” diyerek küçümsemeye kalkanlar, kendi tarihlerinde bunlardan sadece birini göstersinler de görelim.

            Bu millet, Büyük Millet’tir. Tarih boyunca tesbit edilmiş en eski medeniyettir ve dünyanın her tarafına yayılmıştır. Türk kültürünün varlığının göstergesi “balballar” (Bir nevî mezar taşları) dünya coğrafyasına yayılmış ve Türk medeniyetine şehâdet etmişlerdir.

            Bugün Bilge Kağan ve Köl Tigin (Gültekin) kitâbelerinin bulunduğu Orhun bölgesinde, kazı çalışmalarının yavaş yürüdüğünü gördük. Devlet Bakanı Prof. Dr. Beşir Atalay ve değerli TİKA Başkanı Hakan Fidan’ın gayretlerine ve elde edilen başarılı sonuçlara rağmen, bölgedeki faaliyetlerin çok daha hızlı ve yoğun şekilde yürütülmesi gerektiğini düşünüyoruz. Bunun için hiç bir fedakârlıktan kaçınılmamalıdır.

X X X

            Bilge Kağan’ın, “Üstte mavi gök çökmedikçe, altta yağız yer delinmedikçe” Türk Milleti’nin ilini ve töresini kimsenin bozamayacağını yazmasından 1200 yıl sonra Büyük Atatürk de, Türk Devleti’nin (Türkiye Cumhuriyeti’nin) “ilelebed pâyidar kalacağını” söyledi.

            Biz de bu “duâlı millet”in, kıyâmete kadar yaşamasını Cenâb-ı Hakk’tan niyaz ediyoruz.

 
 
ANA SAYFA YAZILAR GENEL LİSTESİ 2005 YILI YAZI LİSTESİ