Kurumlarla Mutabakat Arayışı

  

 

            Soyadıyla müsemmâ olmayan Erzurum Atatürk Üniversitesi Rektörü Sütbeyaz, başörtülü şehit anasını mezuniyet merasimine sokmayınca, milletin sabrı taştı ve toplumun bütün kesimlerinde müşterek bir infiâl uyandı. Hani derler ya; her musîbetten bir hayır doğar diye... Sütbeyaz’ın da bu kapkara uygulaması, Türkiye’de hayırlı bir başlangıca yol açtı. Kimbilir, gelecekte Türk Demokrasi Tarihi’ni yazacak olanlar, belki de Sütbeyaz’ı minnetle(!) yâd edeceklerdir...

            Erzurum hâdisesi üzerine, başörtüsü konusunda katı tutumuyla bilinen TSK’nın, özellikle şehit anasının ıstırabı karşısında yumuşaması ve Org. Yaşar Büyükanıt’ın beyanatından sonra askerî okullardaki törenlere başörtülü öğrenci yakınlarının iştirakına izin verilmesi, yeni bir “detant (yumuşama) dönemi”nin müjdecisi olmuştur. Kendisini, 12 Eylül’den beri Genelkurmay’a bağlı sayan YÖK’ün, Org. Büyükanıt’tan sonra, mezuniyet törenlerine başörtülü aile fertlerinin alınabileceğine dair genelgesi de, kamuoyunda müsbet karşılanmıştır.

X X X

            Bu olumlu gelişmelerin sağlanmasında, hiç şüphesiz, Başbakan Erdoğan’ın başörtüsü konusunda “referanduma” gidilebileceğini belirtmesinin ve ANAP Genel Başkanı Mumcu’nun “anayasa değişikliği” için destek teklifinde bulunmasının da önemli rolü vardır. Dayatmada bulunan kurumların, halkla ve meclisle karşı karşıya gelme ihtimali, sadece iktidarın değil, bu kurumların da aleyhine olacaktır.

            Diğer taraftan, Amasya Tamimi’nin yıldönümünü fırsat bilip, hiç de ilgisi olmadığı hâlde, “yapay gündemler oluşturarak Cumhuriyet’in temel ilkelerini tartışmaya açmak”tan bahseden Cumhurbaşkanı, her zamanki sert tavrıyla, arzu ettiğini belirttiği “çağdaş açılımlar”ın ne yazık ki en büyük engeli olmaya devam etmektedir.

            “Türban sorunu” çözümlenirse, AK Parti’nin puanını arttıracağını hesap eden CHP ise, bir yandan başörtüsüne karşı olmadığını söylerken, diğer yandan da iktidara tehditler savurarak askere dâvetiye çıkarmaya çalışmaktadır.

X X X

            Bu curcuna içerisinde artık üç önemli meselenin hâllinin zamanı gelmiştir. Siyasî iktidar bu konularda kurumlarla mutabakat arayışında bulunurken, halkın desteğini arkasında tutmaya devam etmeli ve gerektiğinde bu desteği kuvveden fiile çıkarıp, “anayasa tâdili” ve 175. maddedeki halk oylaması sistemini değiştirerek “referandum” yoluyla çözüme gidebileceğini, ikna edici bir unsur olarak kullanmalıdır.

            Bu üç önemli mesele şunlardır:

            1. Türban meselesi: Bu konuda itiraz edilmediği söylenen “başörtüsü” üzerinde mutabakata varılmalı ve 2005-2006 Öğretim Yılında isteyen kız öğrenciler üniversiteye alınmalıdır. Böylece, “siyasî simge” tartışması da nihayete erecek ve bu ayıplı uygulama, Türk demokrasisinin engeli olmaktan çıkarılacaktır. Ancak bu çözüm yolu, YÖK ve arkasındaki güçler tarafından kabul edilmeyecek olursa, yeni öğretim yılından önce anayasa değişikliğinin gerçekleştirilmesi zarurîdir.

            2. Meslek Liseleri meselesi: YÖK’ün, meslek lisesi mezunlarına ÖSS’de uyguladığı katsayı barikatının, uzun tartışmalardan sonra aynen devamına karar verilmiştir. Taha Akyol’un tâbiriyle “Cumhuriyet’in paryaları” olarak müseccel İmam-Hatipli düşmanlığının, YÖK otokrasisinin iliklerine kadar işlediği görülmektedir. Öyle ki, bu haksız ve hukuksuz uygulama, orta dereceli meslekî-teknik öğretimi tahrip etme pahasına devam ettirilmektedir. Bu durumda, bütün iyi niyetli mutabakat arayışlarına rağmen netice hâsıl olmazsa, ya çıkarılacak bir kanunla meslek liselerine karşı uygulanan ambargoya son verilmeli ya da anayasa tâdiliyle bu haksız uygulamayı sürdüren YÖK’ün yapısı değiştirilerek demokratik bir hüviyete kavuşturulması sağlanmalıdır.

            3. Orta Öğretim Reformu meselesi: Millî Eğitim Bakanlığı’nın cesaretle başlattığı “Orta Öğretim Reformu”nun neticeye ulaşabilmesi için, ÖSS’deki soruların yeni müfredat programına uygun hâle getirilmesi şarttır. Bu bakımdan, YÖK’ün yüzde 30’luk bir değişikliğe razı olması, başlangıç olarak olumlu bir gelişme sayılabilir ama aslâ yeterli olamaz. Lise öğrencilerinin büyük bir bölümü yine dershanelerde sürünecek ve okullarından uzakta kalacaktır. Esasen, davul Millî Eğitim Bakanlığı’nın boynunda, tokmak YÖK’ün elinde bir eğitim reformunun yapılması mümkün değildir.

            O halde, ÖSYM’nin YÖK’e bağlı olmaktan çıkarılarak, Millî Eğitim Bakanlığı ve üniversitedeki uzmanlardan müteşekkil özerk bir kurum hâline getirilmesi gerekir. Anayasa’da buna mâni bir hüküm yoktur. Bu konuda çıkarılacak bir kanunla ÖSYM’ye, YÖK oligarşisinin tasalludundan kurtarılarak reforma açık bilimsel bir statü kazandırılabilir.

X X X

            Bu sorunların çözümlenmesinde önemli olan nokta, işin suyunu çıkarmadan kısa sürede netice alınabilmesidir.

 
 
ANA SAYFA YAZILAR GENEL LİSTESİ 2005 YILI YAZI LİSTESİ