TCK’da Sona Doğru: Tavsiyeler

  

 

            Artık yazılan yazıldı, çizilen çizildi. Yeni TCK’nın yürürlüğe girmesine sadece bir hafta kaldı. Bu bir hafta içerisinde AK Parti Grubu’nun kendisini toparlayarak TCK’daki bazı maddeleri değiştirmesi gerekiyor. Meclis Adalet Komisyonu’nun kabul ettiği değişiklik teklifi, özellikle “düşünce” ve “düşünceyi ifade” hürriyetleri bakımından yeterli değildir. Basın hürriyeti konusunda da önemli değişiklikler yapılmasına rağmen, hâlâ bu hürriyeti sınırlayıcı hükümler bulunuyor.

            Bütün mesele, Prof. Dönmezer Komisyonu’nun hazır çalışmasına, Alman literatürü çerçevesinde makyaj yapılarak bu sonuca ulaşılmasından doğuyor. Geçen sene 17 Aralık’tan önce yeni TCK’nın hazırlanması hedefi, bu kargaşalığın yaşanmasının esas sebebi olmuştur. Halbuki, ceza kanunu hazırlamakla “uyum paketi” hazırlamak aynı şey değildir. Bu acele yüzünden, kişi hak ve hürriyetleri, yeni TCK’nın sadece birinci maddesinde zikredilmekle kalmış; yer yer mütereddit liberalleşme izlerine rastlanmakla beraber, eski kanundaki düşünceyi sınırlayan hükümler, özü değiştirmeyen bazı tâdillerle birlikte muhafaza edilmiştir.

X X X

            Bizce, “Halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama” başlıklı 216. maddenin (eski 312. madde), “Devletin kurum ve organlarını aşağılama” başlıklı 301. maddenin (eski 159. madde), “Temel millî yararlara karşı hareket” başlıklı 305. maddenin kaldırılması; “Görev sırasında din hizmetlerini kötüye kullanma” başlıklı 219. madde ile “Kanuna aykırı eğitim kurumu” başlıklı 263. maddenin de TCK dışında “disiplin suçu” olarak düzenlenmesi gerekir.

X X X

            Ancak, mevcut Yeni TCK’nın, köklü değişiklikten kaçınılarak hazırlandığı ve AK Parti İktidarı’nın çekingenliği düşünülürse, bu gerçekten zarurî değişikliklerin yapılamayacağı anlaşılmaktadır. Bu itibarla, hiç değilse düşünceyi ifadeyi sınırlamada zorlaştırıcı ve kanunu uygulamaktan ziyade “vatanı kurtarmaya” çalışan hâkimlerin takdir yetkisini darlaştırıcı bazı değişiklikleri sıralamak istiyoruz:

            1. Düşünce Hürriyetini Sınırlayan Hükümler:

                        a) 216. madde: Bu maddede, “amaç” ve “saik” cezalandırılarak suç hâline getirilmiştir. Sadece Alman literatüründe bulunan “soyut tehlike suçu” kabul edilmiş; Yargıtay kararları da “mutlak doğru” sayılmıştır. Halbuki “amaç” ve “saik” sadece “hafifletici” ve “ağırlaştırıcı” sebep olarak değerlendirilebilir. Bir kişinin yanında silâh taşıması ile ortaya çıkacak “tehlike suçu”, düşünceye sahip olması ve bunu ifade etmesi gibi telâkki edilmiştir. Bu hükmün takdirinde düşünceyi tahdidin azaltılabilmesi için, “kamu güvenliği açısından açık ve yakın bir tehlikenin ortaya çıkması” ibaresine, “bu tahrik sonucunda somut bir şiddet olayı meydana gelmişse” hükmü ilâve edilmelidir.

                        b) 301. madde: Bu maddede, devlet kurumlarının “manevî şahsiyeti” ibaresinin kaldırılmış olması olumludur. Ancak, eski 159. maddedeki “tahkir ve tezyif” ifadesini ağırlaştırarak “aşağılama” kelimesini getiren kanun koyucu, İtalyan Ceza Kanunu’ndan tercüme ederken Türkçe hatâsı yapmış; tahkir ve tezyif ifadesini bilâkis hafifleterek düşünceyi ifade alanını darlaştırmıştır. Yani, daha önce uygulayıcılar tarafından “hakaret” kabul edilemeyecek ifadeler “aşağılama” sayılabilecektir. Bu durumda, ya eskisi gibi “tahkir ve tezyif” ifadesi muhafaza edilmeli ya da daha doğrusu bu ifade “alenen sövme” olarak değiştirilmelidir.

                        c) 305. madde: “Temel millî yararlara karşı hareket” ibaresinin, Komisyon’da “Temel millî yararlara karşı faaliyette bulunmak için yarar sağlama” şeklinde değiştirilmesi de yeterli değildir. Bu madde kaldırılmayacaksa, hiç değilse gerekçesindeki subjektif hükümlerin mutlaka değiştirilmesi gerekir.

            2. Din Hürriyetini Sınırlayan Hükümler:

                        a) 219. madde: “Görev sırasında din hizmetlerini kötüye kullanma” başlıklı maddedeki hükümler, kanundaki diğer maddelerde düzenlendiği için, aslında bu şekilde ayrı bir madde düzenlenmesine lüzum yoktur. Bu madde ile din görevlileri, faşist ve komünist ülkelerdeki gibi “hükûmet ajanı” olmaya zorlanmakta ve din hürriyeti sınırlanmaktadır. Madde’nin 1. fıkrasındaki “takbih” kelimesi yerine “tahkir” ibaresinin kullanılması ve 2. fıkranın tamamen kaldırılması, bu çağdışı maddeyi bir dereceye kadar yumuşatabilecektir. Ayrıca, bu maddeye göre tertip edilen cezanın azaltılması lâzımdır.

                        b) 263. madde: “Kanuna aykırı eğitim kurumu” başlıklı maddede, “eğitim kurumu” ibaresi yerine “öğretim kurumu” ya da “okul” ibaresi kullanılmalı; ayrıca ceza sınırları azaltılmalıdır.

            Bu iki maddenin, “misyonerlikle mücadele için” konulduğu gerekçesini ise inandırıcı bulmuyoruz. Misyonerlerin sahibi çoktur ama bizim fukara din adamlarımız sahipsizdir. Asıl, bu şekildeki din hürriyetini ve eğitimini sınırlayarak misyonerlerin emellerine hizmet etmiş olmuyor muyuz?...

X X X

                Lâkin, “İnat da bir murattır” diyecek olursanız, söyleyecek sözümüz yoktur.
 
 
ANA SAYFA YAZILAR GENEL LİSTESİ 2005 YILI YAZI LİSTESİ