Masaya Yumruk Vurmak

  

            Genelkurmay Başkanı Org. Hilmi Özkök, 13 Mart’ta İddianame Krizi üzerine gazetecilerle yaptığı sohbette, bir gazetecinin “iddianameyle ilgili olarak daha sert bir açıklama, sanki muhtıra gibi sert bir açıklama bekleniyordu, yapmadınız” sözüne karşılık şunları söylemişti: “Ne yani illa masaya ‘pat-küt’ böyle yumruk mu vurmamız gerekiyor? Masaya yumrukla değil beyinle, bilgiyle, hukukla vururuz. Türkiye birinci sınıf bir devlettir. Bütün kurumlar da rollerini birinci sınıf oynamalıdır” diyerek darbe provokatörü jakoben çevreleri hayal kırıklığına uğratmıştır.           

            Org. Özkök, üç gün sonra Harp Akademileri Komutanlığı’nda yaptığı çok teknik ve değerli konuşmasında da, “Benim TSK için belirlediğim vizyon hepinizin malûmlardır. İfade ettiğim vizyonun son cümlesi ‘21. yüzyılın çağdaş silâhlı kuvvetlerini yaratmak’ şeklindedir” demiş ve TSK’nın geleceğe dönük esas perspektifini tesbit etmiştir.

            Tam da, artık Türkiye’de silâhlı kuvvetler normal demokratik yerine oturdu derken, 20 Mart’ta yapılan Genelkurmay Açıklaması, boşuna ümitlenmememiz gerektiğini ve ‘eski hamam eski tas’ zihniyetinin devam ettiğini göstermiştir.

X X X

            20 Mart Açıklaması, aslında bir ‘muhtıra’ mahiyetindedir. Demokrasiye ve hukuka bağlılığını takdirle takip ettiğimiz Genelkurmay Başkanı, ne yazık ki bir hafta önce söyledikleriyle tezada düşmüş ve devlet masasına kendi deyimiyle ‘pat-küt yumruk vurmuş’tur.

            Savcının hatalarını herkes gibi biz de kabul ettik ve iddianamenin yanlışlığını yazdık. Genelkurmay Açıklaması’nda, yapılan hataların belirtilmesi normaldir ve Org. Büyükanıt için soruşturma açılmasına gerek olmadığı şeklindeki tesbit de doğrudur. Lâkin, bir Cumhuriyet Savcısı hakkında bu derece ağır ithamlarda bulunulması; belli bir görüşün (Hangi görüşün?) temsilcilerinin etki ve telkinleri altında kalmış olabileceği iddiası, savcıyı itham sınırını çok aşan ve bir devlet kurumunun kullanmaması gereken ifadelerdir. Bu durumda Açıklama, tenkit edilen iddianamedeki yersiz suçlamalara benzemiş olmaz mı?

            Açıklamadaki bazı ifadeler izaha muhtaçtır. Kim Silâhlı Kuvvetleri yıpratmak ister? Kim bu kurumun içine nifak sokmak ister? Bölücü Kürtçüler mi, değişmez hedef ‘irticacılar’ mı, milletvekilleri mi, Hükûmet mi? Bu isnatlarda bulunabilmek için, bazı dedikodular dışında hangi delillere dayanılmaktadır, söyler misiniz?

X X X

            Korkut Özal, bir beyanatında “Özkök’ün Genelkurmay Başkanlığı bir yıl uzatılsın” demiş. Bunun Hükûmeti bağlayan bir tarafı olur mu? Hem, diyelim ki böyle bir tasarruf sözkonusu olsa; Anayasa’ya, kanunlara, hukuka ve demokrasiye karşı mı çıkılacaktır?

            Açıklamada, eğer bizim personelimiz bir hukuk dışı davranışta bulunmuşsa, gereken işlemi biz yaparız deniliyor. Dünyanın neresinde yargı bu şekilde sivil-asker diye bölünmüştür? Yani, suçlumuz varsa biz cezasını veririz zihniyeti ile hukukun üstünlüğü ve yargı bağımsızlığı bir arada bulunabilir mi?

            Ya Şemdinli Olayı’nda nereye kadar gidilirse gidilecektir lâflarıyla bu anlayış kabili telif midir?

            En önemlisi de, Açıklama’da (Siz ona Muhtıra da diyebilirsiniz) ‘TSK’ya yapılan bu haksız ve maksatlı suçlamalar’dan bahsedilmesidir. İddianamedeki iddiaların haksız ve mesnetsiz olduğuna biz de katılıyoruz ama niçin bu iddialar TSK’ya kurum olarak yöneltilmiş olsun ki? Ayrıca, ‘Anayasal sorumluluğu olanlar’dan Hükûmet kastediliyorsa, Adalet Bakanlığı bu konuda üzerine düşeni yapmıştır.

X X X

            Unutulmasın ki, Genelkurmay Başkanlığı’nın da ‘anayasal sorumluluğu’ vardır ve bu sorumluluk anayasal kurumlara karşı muhtıra vermekle ve masayı yumruklamakla bağdaşmaz.

            Birinci sınıf bir devlette TSK kurumunun rolü bu değildir. 21. yüzyılın çağdaş silâhlı kuvvetleri de böyle ‘yaratılmaz’.

ANA SAYFA YAZILAR GENEL LİSTESİ 2005 YILI YAZI LİSTESİ