Avrasya’yı İhmal Etmeyelim

 

 

            AB yolunda kararlı, ısrarlı ve samimiyetle yürüyoruz. Amennâ ve saddaknâ... Tamam da, dünya AB’den ibaret değil ki... Türk dış politikasını, ilk defa çok merkezli bir temele oturtmuşken, Avrupa’nın efsûnuna kapılarak “bizim illeri” unutmamalıyız.

            Eski bir Kayseri türküsüyle Sevgili Abdullah Gül’e Avrasya’dan seslenelim ister misiniz?

            “Yarim Avrupa’yı mesken mi tuttun?

              Gördün güzelleri bizi unuttun.”

            Aslında Dışişleri Bakanı da, Başbakan da “bizim illeri” unutmuş değiller. Başbakan Erdoğan, partisi iktidara gelir gelmez, bütün Avrasya’ya ve özellikle Türk Dünyası’na ziyarette bulunarak bu konudaki siyasî iradeyi ortaya koymuştur. Ancak, bu temasların sonu getirilemedi. AB’ye giriş sürecinin hızlanması sebebiyle, Türkiye bütün diplomatik gücünü Avrupa’ya ve ABD’ye yöneltmek mecbûriyetinde kaldı. Hâliyle Avrasya ihmal edilmiş oldu.

X X X

            Halbuki, Avrasya’da çok ciddi değişiklikler yaşanıyor. Avrasya ülkelerinde sistem yerine oturmaya başladı. Bu safhada, Türkiye’nin Avrasya’da tesirli, hattâ gerektiğinde müdahil olması lâzım gelirken; bunun tam aksine süratle etkisini kaybettiğini görüyoruz. Avrasya’daki dostlarımıza, özellikle de bizimle aynı soydan ve kültürden gelen Türk Dünyası’na, AB üyeliği için meşguliyetimizi mâzeret olarak kabul ettiremeyiz. Büyük bir devletin çok merkezli dış politikasında bu gibi mâzeretlere yer yoktur.

            17 Aralık öncesinde Putin’in ziyareti, memnuniyet verici olmuştur. Ancak, Rusya Federasyonu’na önem vermekle beraber, Avrasya’yı “Rus gözlüğü”nden değerlendirmenin yeterli olması mümkün değildir.

X X X

            Avrasya’da, siyasî sistem, sosyal ve ekonomik yapı süratle değişiyor. SSCB’nin tasfiyesi ertesinde on yıldan fazla süren dönemde tesirini devam ettiren Sovyet Nomenklaturası (egemen, seçkin sınıf), yerini artık profesyonel bürokrasiye, iş adamlarına ve yeni sermayedarlara bırakmaya başladı. KGB eskisi egemen güçler etkinliğini yitirirken, yeni bir “Avrasya burjuvazisi” ekonomik tabanlı olarak yapılanmasını tamamlıyor.

X X X

            Putin’in yönetiminde kendisini toparlayan Rusya Federasyonu, Sovyet döneminden kalan hâkimiyetini ve müessiriyetini devam ettirmeye çalışırken; son dönemde ABD, Avrasya sahnesinde belirleyici bir aktör olarak yerini almaya başladı.

            Daha önce AB, bu bölgeye, özellikle Türk Dünyası’na Türkiye üzerinden giriyordu. ABD’nin müttefiki ve NATO üyesi Türkiye’nin Avrasya ile tarihî ve kültürel bağlarının sağladığı kolaylıkla, ABD’nin bazı askerî ve ekonomik yardımları Türkiye vasıtasıyla gerçekleştirdiği görülüyordu. Bu da, Türkiye’nin Avrasya’daki itibarını ve tesirini arttırıcı bir unsurdu.

            Irak Krizi esnâsında, ABD ile olması gereken ilişkileri sıralarken, savaş sonrasında Avrasya’daki işbirliğimizin önemini işaret etmiştik.

X X X

            Lâkin görünen odur ki, ABD Avrasya’daki değişimi yakından takip ederek artık inisiyatifi üzerine almıştır. ABD, önce Gürcistan’da müessiriyetinin ilk örneğini verdi ve teşvik ettiği muhalefet hareketinin demokratik bir senaryo sonucunda iktidara gelmesinde etkili oldu. ABD, daha sonra aynı yöntemi Ukrayna’da da uyguladı ve Rus yanlısı iktidarın şaibeli seçimlerden sonra egemenliğine set çekti.

            Şimdi sıranın, bize çok daha yakın olan Türk Dünyası’na geldiği anlaşılmaktadır.

X X X

            Bize gelince, eskiden özellikle Azerbaycan’daki seçimlerde Türkiye, ağırlığı olan önemli bir aktördü. Şimdiyse, AGİT gözlemciliğini bile doğru dürüst yapamadı. Türkiye’den gözlemci olarak katılan bir takım mesûliyetsiz siyasîler Aliyev’i tutarak taraflarını açığa vurdular ve çoğunluğu teşkil eden muhalefeti küstürdüler. Türkiye’nin, kim kazanırsa onu alkışlayarak Avrasya politikasını yürütebilmesi mümkün değildir.

X X X

            Türkiye, son yıllarda Avrasya ve özellikle Türk Dünyası ile ilişkilerde geriye gidiş içinde olmuştur. Sadece siyasî müessiriyet bakımından değil, ekonomik ve kültürel yönlerden de bu böyledir.

            Son dönemde Avrasya’da çabalayıp duran iş adamlarımız sahipsiz ve desteksiz kalmıştır. Bunun neticesinde, binlerce müteşebbisimiz Avrasya’dan kopmaya başlamıştır. Sadece Azerbaycan’da binlerle ifade edilen işletme sayımız yüzlere inmiştir.

1990’lı yıllardan sonra Türk Dünyası’ndan Türkiye’ye hevesle getirilen onbinin üzerindeki öğrencinin önemli bir kısmı sahipsiz kalmış; ya iş hayatına girişmiş veya çeşitli ideolojik grupların tesirinde bocalamıştır. Bu dönemde, ne yazık ki kültürel münasebetler de yavaşlamış; hâlen “ortak alfabe” çalışmasında dahi ilerleme kaydedilememiştir.

            Brzezinski, “Dünyanın hangi kabinesine baksanız, mutlaka ABD’de okumuş birisini görürsünüz” der. Türkiye, bunu anlamadan “Büyük Devlet” olmaya soyunamaz.

X X X

            Netice olarak, daha fazla vakit kaybetmeden bütün gücümüzle Avrasya ve özellikle Türk Dünyası ile münasebetlerimizi geliştirmek zorundayız.

 
 
ANA SAYFA YAZILAR GENEL LİSTESİ 2004 YILI YAZI LİSTESİ