AB Konusunda Net Olmak

  

 

Politikacısıyla, yazarıyla, düşünürüyle, bilim adamıyla, bazı temel meselelerde zihinlerimizin karmakarışık olduğunu görüyor ve üzülüyorum. Teferruatlı, çetrefilli ve çok taraflı meselelerin basite indirgenmesi, elbette kolay değildir. Lâkin, bazen kafası karışık aydınların, lâf ebeliği yaparken ya da makale yazarken malûmatfuruşluk gösterisiyle “üslûp bilimselliği”ne yönelmeleri, en basit konuları içinden çıkılmaz hâle getiriyor. Bu gibi durumlarda yapılacak şey, halkın “saf mantığına” müracaat etmektir.

AB meselesi de, bu muğlak hâle getirilmiş meselelerin başında geliyor. Halbuki, AB yolunda ilerleyebilmek için, AB konusunda net olmak lâzımdır.

X X X

Özellikle siyasî çevrelerin ve medyanın karıştırıcılığına rağmen, halkımız emsalsiz mantığı ve irfanı sâyesinde AB konusunda net görüşlere sahiptir.

AB’nin münasebetsizlikleri yüzünden nisbeti azalsa da, halkımızın büyük kısmı Türkiye’nin AB üyesi olması arzusundadır. Bu görüşte olanlar, Türkiye’nin demokratikleşmesi, iktisadî refahın artması, sosyal yapının güçlendirilmesi ve hayat standardının yükseltilmesi bakımından AB üyeliğinin faydalı olacağına inanmaktadırlar. Gerçekten de, fizikteki “bileşik kaplar teoremi”nde olduğu gibi, AB üyeliği, Türkiye’nin ekonomik seviyesini yükseltecektir.

Türkiye’nin AB üyeliğine karşı çıkanlar, millî egemenlik ve bağımsızlığın zedelenebileceği, Türkiye’nin bölünebileceği endişesini taşımaktadırlar. Ayrıca, AB’nin haksız talepleri ve baskıları konusunda infiâl hâlindedirler. Aslında, bu tepkilerinde haksız da sayılmazlar. Bu arada, kendi hegemonyalarının ve menfaatlerinin nihayet bulacağını bilen az sayıdaki oligarşik bürokrasinin mukavemetini hesaba katmıyoruz.

AB’nin en ısrarlı müdafîleri dahi, Türkiye’nin millî menfaatlerinden, bağımsızlığından ve bütünlüğünden tâviz vermemesi hususunda, üyeliğe karşı çıkanlarla ittifak halindedirler.

X X X

Demek ki, ard niyetli marjinal gruplar dışında, halkımızın, millî öncelik hudutlarını taşırmadan AB üyeliğine genellikle taraftar olduğu söylenebilir. O halde yapılması gereken, halkın demokratik talebi istikametinde AB üyeliğini gerçekleştirmek için gayret göstermektir.

Avrupa Anayasası’nın, Fransa ve Hollanda’da yapılan referandumlarla reddedilmesi; son AB zirvesinde, bütçe üzerinde dahi anlaşılmadan toplantının dağılması ve AB’nin siyasî statüsünün AB câmiasında tartışılmaya başlanması, bizim dışımızda cereyan eden hâdiselerdir. AB’nin genişletilmesinin yeniden münakaşaya açılması ve Türkiye’nin üyeliği konusunda AB’li politikacıların çelişik beyanları da, hukukî bağlayıcılığı olan bir reddiye hâline getirilmedikçe, bir hüküm ifade etmeyecektir.

Bu arada, Türkiye ve Türkler aleyhindeki iddialara karşı, bu beyanların mahiyetiyle mütenasip, dengeli ve tâvizsiz cevaplar, yetkililer tarafından elbette verilecektir.

Diğer yandan, AB’nin Türkiye’yi bünyesine almak istemediği ve Türkiye’ye en fazla “özel statü” tanınabileceği şeklindeki iddialar da, Türkiye’nin kendiliğinden üyelikten vazgeçmesini hedef alan politik manevralar olarak görülüyorsa, bu tuzağa düşmenin Türkiye’ye bir yarar sağlamayacağı açıktır.

X X X

            Öyleyse ne yapılmalıdır?

            1. Türkiye, 17 Aralık’taki zirvede, 3 Ekim’de müzakerelere başlamadan önce, AB’nin yeni üyelerle genişletilmesini ihata eden “Ek Protokol”u imzalamayı taahhüt etmiştir. O halde, Hükûmet Ek Protokol’u imzalayacak ve TBMM’ye sevkedecektir. CHP, TBMM’de bu konudaki muhalif görüşlerini belirtmekte serbesttir. Ek Protokol metnine (Dikkat, sözleşmenin ekine değil) Kıbrıs konusundaki “ihtirazî kayıt” konulmalıdır.

            2. 3 Ekim’de müzakerelere başlanmalı ve sonuna kadar devam edilmelidir. Bu “son”, Türkiye’nin AB’ye tam üyeliği veya AB’ye alınmaması veyahut da dayatılan şartlar karşısında kendiliğinden vazgeçmesi şeklinde olabilir. Sonuç menfî olursa, Türkiye’nin herhangi bir kaybı sözkonusu değildir.

            3. Türkiye, tam üyelik vetiresinde, Kopenhag kriterleri çerçevesinde yapması gereken reformları tamamlar. Bu da, esasen halkın yararınadır.

X X X

            Türkiye’nin hiç bir zaman kabul edemeyeceği şartlar da açıktır. Şöyle ki;

            1. Türkiye, millî egemenliğinden, bağımsızlığından ve bütünlüğünden aslâ tâviz veremez. Bu çerçevede, Türkiye’nin herhangi bir bölgesinde, üniter devlete aykırı olarak özerklik mevzu bahis değildir. Türkiye, herhangi bir bölgesinin uluslararası kontrol altına alınmasına razı olamaz.

            2. Türkiye, milletinin ayrılmaz bir parçası olarak gördüğü Kürtleri ve Alevîleri azınlık sayamaz.

            3. Kıbrıs’ta, KKTC’nin kabullendiği Annan Plânı’nın gerisine gidilemez ve Ege’deki haklarımız feda edilemez.

            4. Ermeni soykırımı iftiraları hiç bir şekilde kabul edilemez.

            5. Türkiye’ye, tam üyelik dışında “özel statü” tanınmasına rıza gösterilemez.

X X X

            AB konusunda net olursak, AB’nin goygoyculuğundan etkilenmeyiz.

            Her zaman söylüyoruz: Olursa ne âlâ, lâkin olmazsa Türkiye için dünyanın sonu değil...

 
 
ANA SAYFA YAZILAR GENEL LİSTESİ 2005 YILI YAZI LİSTESİ