Yeni Bir 28 Şubat Hazırlanıyor      

 

            Danıştay 2. Dairesi üyelerine yapılan saldırı ve bunun sonucunda bir üyenin hayatını kaybetmesi, diğer üyelerin ve tetkik hâkiminin yaralanmaları milletçe hepimizi üzmüştür.

            Olaydan hemen sonra verilen ayak üstü beyanatlarda, Laik Cumhuriyet’in hedef alındığı ve saldırıdan Hükûmet’in sorumlu olduğu şeklinde provokatif ifadeler kullanılması, toplumun huzurunu bozucu tesir icra etmiştir. Ertesi gün yüksek yargı organlarının ve YÖK’ün açıklamaları, ortamın iyice gerginleşmesine sebep olmuştur.

            Cenaze töreni esnasında bakanların tartaklanması, kafalarına pet şişelerin fırlatılması ve Hükûmet hakkında ‘katiller’ diye slogan atılması, Türk siyaset tarihine karanlık bir sayfa olarak geçecektir.

            Ya, ‘demokrat’ diye yere göğe koyamadığımız koskoca Genelkurmay Başkanı’nın, bu ayıplı olayların devamlı hâle gelmesini istemesine ne demeli?!... Özkök Paşa, bunu söylerken bağlı olduğu Başbakan’a ve bakanlara ‘katil’ diye bağırılmasını kastetmemiş olabilir; lâkin sorumlu mevkilerde bulunanlar lafın nereye gideceğini bilerek konuşmalıdırlar.

            Ben, bir İnsan Hakları Mitingi’nde bu sözlerden çok daha azını söylemişken, TCK’nın meşhur 312. maddesine göre halkı kin ve tahrike teşvikten DGM tarafından 1 yıl ağır hapse mahkûm edilmiş ve 5 ay hapis yatmıştım.

X X X

            Bu nevi terör eylemlerinde failler genellikle yakalanmazlar. Danıştay saldırısının failleri ve onları azmettirdikleri ileri sürülenler, ilk olarak olaydan hemen sonra yakalanmışlardır.

            Teröristin mensup olduğu ‘Vatansever Kuvvetler Güç Birliği Hareketi’nin amblemine bakıyorsunuz; dört yıldızlı bir kuvvet komutanlığı amblemine benziyor. Eylemciyle ilgili kişilerin büyük kısmı asker orijinli. Kamu oyunda ‘Kırmızı Kitap’ diye bilinen ‘çok gizli’ gizlilik dereceli ünlü ‘Millî Güvenlik Siyaset Belgesi’, Sauna Çetesi’nde olduğu gibi bunların örgüt evindeki aramalarda da ortaya çıkıyor. Ayrıca, ‘Türk Solu’, ‘İleri’ gibi solcu ulusalcı yayınlarla, MHP’yle ters düşen Yeni Hayat, Türkeli gibi sağcı ulusalcı yayınlar ve ‘Ulusal Güç Birliği Hareketi’ broşürleri de bulunuyor.

            Hareketin amacı, ‘Kesintiye uğrayan Türk devrimini(...) gerçekleştirmek’ şeklinde tesbit edilmiş. Yani, bu tertibin içinde bulunanları, klasik ‘irticacı’ olarak değil, ‘devrimci’ olarak değerlendirmek mümkün gibi görülüyor. Bu arada, ortadan kaldırılmaya çalışılan emekli subay Muzaffer Tekin’in de, Jitem’ci Cem Ersever’in arkadaşı olduğu yazılıyor...

X X X

            Bayanlar, baylar, biz bu filmi çok seyrettik. Yarım asırdır aynı yemeği ısıtıp önümüze getiriyorlar. Bu yüzden de Türkiye, bir türlü layık olduğu ‘çağdaş uygarlık seviyesi’ne ulaşamıyor ve demokratikleşmesini tamamlayamıyor.

            1909’dan 2006’ya kadar 100 senedir hâl⠑irtica’ meselesiyle meşgulüz. 1950’den buyana halkın oyuyla sandıktan çıkamayanlar, oligarşik bürokrasinin dayatmaları ve askerî müdahalelerle milletin iradesine set çekmişlerdir. Gerekçelerindeyse her zaman ‘laik düzenin’ korunması bulunmuştur. CHP oligarşisi, 27 Mayıs’ta gençleri sokağa dökmüş, üniversite mensuplarını cübbeleriyle yürütmüş, askere davetiye çıkarmıştır. Basın organları da daima bu ortamı körüklemiştir.

            12 Mart’ta orduya sızan devrimci marksistlerin tezgahının sonradan nasıl ortaya çıkarıldığı hatırlanacaktır. 12 Eylül’de terör olaylarının artışı, antidemokratik müdahale için gerekçe gösterilmiştir. 28 Şubat ise askerî vesayet rejiminin kurumlaştırılması hareketidir. Bütün bu müdahalelerde, birçoğu önceden düzenlendiği anlaşılan terör olaylarından ve siyasî cinayetlerden faydalanılmıştır. Gene bütün bu müdahalelerde dış odakların rolü bilinmektedir.

X X X

            1 Mart Tezkeresi’nin reddi, ABD’nin AK Parti İktidarı’nı gözden çıkarmasının başlangıcıdır. Özellikle son bir yıllık dönemdeki siyasî gelişmeler incelendiğinde, ‘reformcu’ diye göklere çıkarılan iktidarın, birdenbire nasıl ‘irticacı’ olarak ilan edildiği görülecektir. Bu gelişmede, jakoben çevreler tarafından kolayca istismar edilen ve gerilim stratejisinin oyununa gelen iktidar sözcülerinin hatalarının da tesiri vardır.

            Lâkin bütün mesele, yaklaşan Cumhurbaşkanlığı seçiminden önce CHP jakobenizminin ‘son kale’ olarak nitelendirdiği Cumhurbaşkanlığı etrafında döndürülmekte ve Baykal’ın ifade ettiği gibi ‘her yöntem kullanılarak’ bu kalenin milletin temsilcilerine ‘kaptırılması’ önlenmeye çalışılmaktadır.

            Türkiye’de yeni bir ‘28 Şubat’ hazırlandığı anlaşılıyor

ANA SAYFA YAZILAR GENEL LİSTESİ 2005 YILI YAZI LİSTESİ