“Başbakancı Parlâmenter Rejim”

 

 

            Başbakanlık İnsan Hakları Danışma Kurulu’nun “Türkiye’de İnsan Hakları” adlı ön rapor taslağını ve “Azınlık Hakları ve Kültürel Haklar Çalışma Grubu Raporu”nu okudum. Bunlar yabana atılacak raporlar değil. Özellikle ilk rapor, bilimsel bir metotla kaleme alınmış ve insan hakları alanındaki her konuya temas eden muhtevalı bir doküman. Bazı konulardaki tesbitlerin doğru olduğunu ve insan hakları konusunda önemli katkılar sağladığını da kabul etmeliyiz.

            Ancak, her iki rapor da, bilimsel bir çalışmada olmaması gereken sübjektif eleştiriler, siyasî değerlendirmeler ve polemiğe açık ifadelerle dolu. Raporları okuduğunuzda, AK Parti İktidarı’nın, Başbakanın ve Hükûmetin icraatlarının tek taraflı, ideolojik ve politik bir şekilde değerlendirildiğini görüyorsunuz.

            Daha da önemlisi, Raporlardaki iddialar, Türkiye’yi yabancı gözlüğüyle değerlendiren bazı dış raporlardaki ifadelerden daha fazla zalimâne sıralanmış. Üstelik bu raporlar, ne hikmetse, T.C. Başbakanlığı’nın bir Danışma Kurulu tarafından hazırlanmış. Şimdi, geliniz de, Başbakanı ve devleti “özgürlükçü” olmamakla itham ediniz!?...

X X X

            İnsan Hakları Raporu’ndaki bir ibare dikkatimi çekti: “Başbakancı Parlâmanter Rejim”. Bazen sosyal bilimler eğitimi gördüğüm için utanıyorum. Pozitif ilimlerde her isteyen bilimsel terminoloji icat edemez. Bizde öyle mi ya! Her önüne gelen siyaset bilimine katkıda bulunmadan(!) edemiyor. Raporda, “Erkler ayrılığına göre, Anayasa’nın öngördüğü parlâmenter rejim, önce ‘hükûmetçi parlâmenter rejim’ uygulamasına, son aylarda ise ‘başbakancı parlâmenter rejim’e dönüşmüştür.” deniliyor. Bütün iddiasını, Başbakan’ın AK Partili milletvekillerine kanun tasarıları hakkında bir ikazına dayandıran bu görüş tartışılmaya muhtaçtır.

X X X

            Demokrasilerdeki en büyük tartışmalardan birisi, Duverger’in deyimiyle “seçilmiş krallar” meselesidir. Bazen demokratik cumhuriyet rejimleri, gerekli denetim mekanizması ile iyi işletilmezse, bir kişinin veya oligarşik bir azınlığın hükmü altına girerler. Özellikle “Başkanlık Sistemi”nde bu temayüllerin arttığı bilinmektedir. Ancak bu sistemde parlamentonun etkin denetimi, başkanın gücünü dengeleyebilmektedir. Parlâmenter sistemde, siyasî düzenin kurulabilmesi ve rejimin işletilebilmesi için, başbakanın güçlü olması lâzımdır. Başbakanın partisinin parlâmento içinde çoğunluğu sağlayamaması hâlinde, özellikle koalisyon hükûmetlerinde, siyasî istikrar bozulur ve icraat hızı yavaşlar.

X X X

            Önemli olan, kuvvetli bir başbakan ve hükûmet ile yasama organının dengesini kurabilmektir. TBMM’nin üçte ikilik çoğunluğuna sahip AK Parti İktidarı’nın karizmatik Başbakanı’nın, koalisyon dönemlerinin sallantıdaki başbakanlarına göre çok daha güçlü olması normaldir. Merhum Menderes, Demirel ve rahmetli Özal da çok güçlü başbakanlardı. Bu güçlerinden dolayı “parti içi demokrasi”nin bazen rafa kaldırıldığı ve Meclis Grubu’nda sık sık homurdanmaların duyulduğu görülmüştür.

            Lâkin, iktidar partisinin meclis grubu ile hükûmet arasındaki tabiî paralelliği “Başbakancı Parlâmenter Rejim” diye adlandırmak, fanteziden öteye bir değer taşımaz.

X X X

Özal ile çalışırken, reform kanunlarının süratli çıkarılması gereği karşısında, uygulanan hızlandırılmış kanunlaştırma neticesinde meydana gelen aksamaları kendisine anlatmıştım:

= Kanunlar, bazen gerektiği şekilde incelenmeden çıkarılabiliyordu. Bu takdirde, kodifikasyon tekniğinde atlamalar olabiliyordu

= İktidar grubu, kendisini “parmak makinası” olarak görüyor ve huzursuzluk duyuyordu.

= İktidar grubunun üyeleri “tecrit edilmişlik” hissine kapılabiliyordu.

= Kanunlar, hükûmette, komisyonlarda ve genel kurulda yeteri kadar tartışılmadığı için, hatâlar ve noksanlıklar meydana gelebiliyordu.

Bunun üzerine Özal, Meclisi daha müessir hâle getirecek tedbirler almaya çalışmıştı.

X X X

            Bu derece büyük bir parlâmento grubunun idaresindeki güçlükleri biliyoruz. Ancak, Başbakan Erdoğan’ın otorite zaafına düşmeden, TBMM’yi daha aktif ve tesirli duruma getirecek tedbirleri alması lâzımdır. Bu çerçevede;

            1. Kanun tasarıları hakkında, TBMM’ye sevkedilmeden önce milletvekillerine ve bilhassa grup üyelerine bilgi verilmesi,

            2. Komisyonların, tasarının ana istikametini değiştirmeden üzerinde değişiklik yapabilmesi,

            3. Kanun tasarıları ile beraber “kanun teklifleri”nin de değerlendirilerek kanunlaştırılmaya çalışılması,

            4. Temel bazı prensipler dışındaki teknik konularda “grup kararı”nın kaldırılması, düşünülmelidir.

 

X X X

            Başbakan, elindeki yürütme erkini, işleri aksatmayacak fakat dengeleri bozmayacak maharette kullanmalıdır.

            Ben, Erdoğan’ın, gün geçtikçe bu maharetini arttırdığını görüyorum.
 
 
ANA SAYFA YAZILAR GENEL LİSTESİ 2004 YILI YAZI LİSTESİ