“EY OĞUL, ARTIK BEYSİN!”

 

 

Sayın Başbakan’ın, Şeyh Edebalı (Edibâlî)’nın Osman Gazi’ye “vasiyeti”ni çok sevdiğini biliyorum. Benim, Şeyh Edebalı yerine geçip ukalâlık yapmak haddim değil. Lâkin O, artık Osman Gazi’nin makâmında...

Başbakan’a, Edebalı’nın vasiyetinin son kısmını hatırlatmak istiyorum:

“Ey oğul, artık Bey’sin! Bundan sonra öfke bize, uysallık sana. Güceniklik bize, gönül almak sana. Suçlamak bize, katlanmak sana. Anlaşmazlıklar bize, adalet sana. Haksızlık bize, bağışlamak sana.

Ey oğul! Sabretmesini bil, vaktinden önce çiçek açmaz. Şunu da unutma ve insanı yaşat ki, devlet yaşasın.

Ey oğul! İşin ağır, işin çetin, gücün kıla bağlı. Allah yardımcın olsun!”

X X X

Şeyh Edebalı, ayrıca diyor ki, “Öfken ve nefsin bir olup aklını yenmesin...” Tarih kitapları, “nefs-i emmâre”yi yenemeyip aklını öfkesine fedâ eden devlet adamlarıyla doludur.

Ben, bazen özeleştiri yapar, “öfke” ve “sabırsızlığın” bana kaybettirdiklerini düşünürüm. Rahmetli Özal, birgün nasihatte bulunurken, “Oğlum, kavak ağacı dimdiktir ama sert bir rüzgâr esince dalları çabucak kırılır. Halbuki, dolgun başakları taşıyan buğday sapları, fırtınalar karşısında eğilir; lâkin daha sonra yeniden doğrulurlar. Kavak ağacı gibi olma; buğday başağı gibi ol...” demişti.

X X X

Tabiî gün olur, öyle meseleler çıkar ki, bütün dallarınızın kırılacağını da bilseniz dimdik ayakta durur, cesaretle direnirsiniz. Devletin bağımsızlığından, milletin egemenliğinden, vatandan, bayraktan, ezandan vazgeçmezsiniz.

Lâkin, zinde güçler rahatsız oluyor diye bir avuç “kara cübbeli”nin her türlü kaprisine tahammül etmişsiniz; inançlarından dolayı başını örten kızların ıstırabını tâ yüreğinizde hissederek sineye çekmişsiniz; çok sayıda Türkmen soydaşınızın şehit edilmesine içiniz yanarak seyirci kalmışsınız; PKK’lı belediye başkanlarının edepsizliğine göz yummuşsunuz; AB çevresinin bütün şımarıklıklarına razı olup fedakârlıkta bulunmuşsunuz; şimdi kalkıp da 6 Ekim’in arefesinde hiç yoktan mesele çıkarmanın âlemi var mı?...

Sanki Türkiye’de “zina” olayları çığ gibi büyümüş; önüne gelen zina etmede; aile müessessi çökmeye yüz tutmuş da, TCK’ya zinayı suç sayan madde koyup devleti zânîlerin peşine takarak Türk toplumunu kurtaracaksınız!...

Allah aşkına, arkadaşlar sizin başka sıkıntınız yok mu?...

X X X

TBMM Adalet Komisyonu Başkanı Köksal Toptan ile görüştüm ve 6 Ekim’den önce TCK’nın çıkarılıp çıkarılamayacağını sordum. Hukuken hiç bir engel bulunmadığını ve bunun tamamen “siyasî irade”ye bağlı olduğunu söyledi. Bu konuda siyasî irade tezahür ederse, TCK’nın kabulü birkaç saatlik bir işmiş...

Bu arada, tecrübeli ve değerli siyaset adamı Toptan, AB’nin TCK’nın muhtevası konusunda dürüst davranmadığını; TCK’da, Kopenhag Kriterleri’ne uygun değişikliklerin daha önce çıkarılan “uyum paketleri” ile zaten gerçekleştirilmiş olduğunu anlattı.

X X X

Benim naçizâne tavsiyem şudur: Başbakan Erdoğan, Brüksel ziyaretindeki temaslarında TCK meselesini anlatmalı ve bunu istismar etmek isteyenlerin iddialarına cevap vermelidir. Görüşmelerinin sonunda da, TCK tasarısının 6 Ekim’den önce TBMM’den geçirileceği sözünü vermelidir.

Erdoğan, hafta sonu yurda dönünce, Bakanlar Kurulu veya Meclis Başkanı’nın talebiyle olağanüstü olarak TBMM’yi toplantıya çağırmalı ve en geç 27 Eylül’de TCK’nın çıkarılmasını sağlamalıdır.

TCK’nın görüşülmesi, hiçbir şekilde 6 Ekim sonrasına bırakılmamalıdır.

X X X

Bu üzücü durumun bir an önce düzeltilmesini ve Türkiye’nin önünün açılmasını diliyorum.

 
 
ANA SAYFA YAZILAR GENEL LİSTESİ 2004 YILI YAZI LİSTESİ