Başbakan'ın Teröre Bakışı

 

 

            Moğolistan dönüşünde Başbakan’ın uçakta yaptığı açıklamalar yüreğimize su serpti. Zira, AK Parti İktidarı’nın iyiniyetinden emin olmakla beraber, AB çerçevesinde yapılan baskılar neticesinde, Hükûmet’in terörle mücadele konusunda ihmalkâr bir tavır içinde olabileceği endişesini taşıyorduk. PKK ile bağlantılı siyasî çevrelerin, AB’yi arkalarına alarak “özerkliği” dahi telâffuz edecek şekilde şımarmalarına mukabil, Hükûmet’in tahriklere kapılmayıp soğukkanlı davranması, halk arasında bazen “tâvizkârlık” şeklinde değerlendirilmekteydi.

            Ancak Başbakan’ı dinleyince, Türkiye’nin bütünlüğü ve PKK terörüne karşı mücadelede ne kadar şuurlu, kararlı ve tâvizsiz olduğunu görerek memnun olduk.

            Başbakan’ın PKK terörüyle mücadele konusunda iki ana perspektifi var:

            1. TC vatandaşları arasında hiçbir şekilde ayırım yapmamak ve bütün vatandaşlara şefkatle muâmele etmek. Güneydoğu’nun ekonomik ve sosyal farklılığını gidermek için her türlü imkânı kullanmak.

            2. Hukuk içinde kalarak terörle mücadelede, sınır ötesi operasyon da dahil olmak üzere her türlü tedbiri sonuna kadar cesaret ve kararlılıkla almak.

            Başbakan, vatandaşın can güvenliğinin her şeyden önce geldiğini ve “Bir devletin en önemli görevi olduğunu” çok iyi biliyor.

X X X

            Başbakan’ın Rusya ve Moğolistan ziyaretleri esnâsında Başbuğ Paşa’nın, ABD’nin PKK terörüne müdahalesi konusundaki sevindirici beyanına mukabil, ABD dışişleri sözcüsünün tekzip eder şeklinde yaptığı açıklama, ABD’nin PKK terörü konusunda hâlâ samimî olmadığını gösteriyor. Böylesine birbirini nakzeden açıklamalar, artık Irak’a yerleşerek bir Orta Doğu ülkesi hâline gelen ABD’nin, bir zamanlar çok şikâyetçi olduğu “değişken” Orta Doğu politikasına, artık iyice ayak uydurduğunu ortaya koyuyor.

            Diyelim ki ABD, Kandil Dağı’nda ve Kuzey Irak’ta konuşlanmış bulunan PKK’lı teröristler üzerinde askerî bir operasyonu “henüz”(!) gerçekleştirmek istemiyor. Ancak, Bush’un deyimiyle, “stratejik ilişkiler” içinde bulunduğu Türkiye’ye terörle mücadele konusunda şu destekleri rahatlıkla vermesi gerekmez mi?

            1. PKK terör örgütünün finans kaynaklarının kesilmesi (İnsan ticareti, kaçakçılık, uyuşturucu rantı ve diğerleri).

            2. Haberleşme alt yapısının ve ağının çökertilmesi. PKK’lı teröristler, hâlen rahatlıkla Kuzey Irak’la iletişim kurabiliyorlar.

            3. Lider terörist kadronun yakalanarak tesirsiz duruma getirilmesi. Başbakan’ın ABD dönüşünde, sözü edilen 150 kişilik terörist listesine tutuklama emri hâlen uygulanabilmiş değil.

X X X

            Bu asgarî desteğin verilmesi için, terör kaynağı olan ülkedeki egemen güçle “stratejik ittifak” ya da “stratejik ilişkiler” içinde bulunmaya dahi lüzum yoktur. Teröre karşı olan ve düşmanca davranmayan herhangi bir ülkenin bu desteği vermesini beklemek hakkımızdır.

            Başbakan, “Dünya teröre karşı ne derece samimî” diye sorarken çok haklıdır. Hem teröre karşı mücadele verdiğinizi söyleyip ülkeler işgal edeceksiniz; hem de bu ülkelerin birinde kendi egemenliğiniz altında terör listesine aldığınız PKK’ya karşı duyarsız kalacaksınız. Bombalar patlayan Avrupa’ya gelince, teröristleri “milis” ve “bağımsızlık savaşçısı” olarak gösterenler, küresel teröre karşı mücadele etmekten dem vurunca inandırıcı olabilirler mi?!...

X X X

            Terörü, “küresel-ulusal” diye ayırarak, kendi teröristlerine karşı feryâd ü figân edip bizim teröristlerimize “milis” diyen BBC’nin İngilteresi’nde iki hafta arayla tekrar bombalar patlatılmışsa, Batı dünyasının bu çifte standardı tekrar düşünmesinin zamanı gelmiş demektir.

 
 
ANA SAYFA YAZILAR GENEL LİSTESİ 2005 YILI YAZI LİSTESİ