Alevîler Canımız Ama...

  

 

Daha önce de yazdık. Alevîlik, İslâmiyetin dışında ayrı bir din değildir. Alevîlik, İran ve Irak Şiîliği’nden tamamen farklıdır. Şiî mezhebinin mutaassıp kaideleri ile Alevîliğin hiç bir alâkası yoktur. Alevîlik, katı kurallarla kurumlaştırılmış bir mezhep değil, gönülden gönüle ulaşmış bir “yol” (tarîk)’dur. Bu sebepledir ki, Alevîlik, “Bektaşi Tarikatı” ile birlikte gelişmiş; Horasan Alperenleri’nden Hacı Bektâş-ı Velî Hazretleri de, Alevîlerin rehberi olmuştur. Alevî deyişiyle, “Mürşit” Hz. Muhammed, “Pîr” Ali, “Rehber” ise Hacı Bektâş-ı Velî’dir.

Alevîlerin İslâm inancına göre, İslâm’ın şartları değişmez. Alevîler de, kelime-i şahadet getirir, namaz kılar, oruç tutar, Hacca gider ve kurban keserler. Nasıl ki Sünnîler arasında ibadetini edâ etmeyenler varsa, Alevîler arasında da vardır. Bütün Müslümanlarda olduğu gibi, Alevîlerin de ibadethâneleri “câmi”dir. “Cemevi”, câmiye alternatif bir mâbet değil, kültür yönü ağır basan bir nevi “dergâh” gibidir. Esasen, “cem” de bir ibadet değil, bir “zikir”dir. Alevîler, “cem âyini”nde, Allah, Muhammed, Ali ve Ehlibeyti zikrederler.

Alevîlerin tamamına yakın kısmı Türkmen’dir. Orta Asya’dan getirdiğimiz Türk geleneklerinin yaşatılmasında Alevîlerin büyük katkısı olmuştur.

Alevîler, hiç bir şekilde “dinî” ve “etnik” azınlık değillerdir. Her devirde, bu milletin ve vatanın gerçek sahipleri arasında olmuşlardır.

Onlar bizim canımızdır...

X X X

Alevîler canımızdır ama son dönemde kendi menfaatleri için “cân” ile “cânan”ın arasını açmak isteyenler var...

Önce, AB çevreleri Alevîleri “dinî azınlık” olarak tanımlayarak Türkiye’yi Lozan tartışmasına yeniden çekmek istediler. Daha sonra, Türk milleti arasına nifak sokmak isteyen AB destekli mihraklar, Alevîliği İslâm’ın dışında ayrı bir din olarak göstermeye çalıştılar. Her iki hainâne teşebbüs de, bizzat Alevîlerin ittifak halinde tepkisiyle karşılandı ve tesirsiz kaldı.

Bu arada, ne yazık ki Alevî canlarımız, Hükûmet’ten de gereken ilgiyi görmediler. 10 Ekim 2004’te yazdığım bir yazıda, “Ben Başbakan’ın yerinde olsaydım, hiç vakit kaybetmeden Alevî temsilcilerini dâvet eder, onların gönüllerini alırdım; taleplerini dinler ve değerlendirirdim” demiştim. Ne kadar haklı olduğum, Cem Vakfı’nın dünkü basın toplantısında bir defa daha ortaya çıktı.

X X X

Basın toplantısında, Vakıf Başkanı Doğan, Hükûmetten taleplerini sıralayarak, bu taleplere Millî Eğitim Bakanlığı ve Başbakanlık’tan iki ay içinde olumlu cevap verilmediği takdirde, alevî vatandaşların dâvâ açma hakkı doğacağını iddia etti.

Bir defa, Türkiye’nin bölücü terör örgütüyle ve AB’nin haksız baskılarıyla uğraştığı bir dönemde, Cem Vakfı’nın bu şekilde bir davranışının, Türkiye’nin aleyhindeki çevrelerin ekmeğine yağ süreceğini düşünüyor ve bu eylemi yakışıksız buluyoruz. Bunun sonunda, kendi menfaatlerini ülke menfaatlerinin önünde görerek, daima ayrılıkçılığa prim veren AİHM’ye müracaat edip Türkiye’yi zor durumda bırakmak da gelecek midir?

İkinci olarak, bu şekilde bir dâvâ açılması ve netice alınması, hukûken mümkün değildir. Çünkü;

• Danıştay’da ve İdare Mahkemelerinde iptal kararı verilebilmesi için, dâvâ konusu yapılacak kesin ve yürütülmesi gereken bir işlem olması lâzımdır. Olumsuz işlemin de aynı şekilde kesin olması gerekir.

• Dâvayı açacak olanların, dâvâ konusu işlemle menfaat ilişkisinin bulunması icap eder. Menfaat ilişkisi ise geniş şekilde yorumlanamaz. Menfaat ihlâlinin sözkonusu olabilmesi için, meşrû, güncel ve kişisel ilişki şarttır.

• Ayrıca, idarî yargı kararlarına göre, idarî eylem ve işlem yerine geçecek yargı kararı verilemez. Yani, Danıştay, Millî Eğitim Bakanlığı müfredat programını iptal edip yerine dâvâcının isteği doğrultusunda bir karar alamaz.

X X X

            Cem Vakfı’nın taleplerini incelediğimizde şu tesbitlerde bulunabiliriz:

            1. Alevî-İslâm anlayışının ders kitaplarına girmesi: Ayrı bir din ve mezhep gibi sunulmamak şartıyla, bu elbette yapılabilir. Bu konuda bir hazırlık olduğunu biliyoruz.

            2. Cemevlerinin yapımında devlet desteği sağlanması: Bütün dünyada ve Türkiye’de bu nevî dinî ve kültürel kuruluşlar, gönüllü halk katkısıyla gerçekleştirilir. Ancak, mahallî idarelerin teşvik ve desteği mümkün olabilir (Bu arada, Tunceli’de öldürülen teröristin Gazi Mahallesi’ndeki cemevinden cenazesinin kaldırılmasının, alevî vatandaşlarımız tarafından kınanmasını bekliyoruz).

            3. Bütçeden kendilerine pay ayrılması: Transfer bütçesinin “derneklere yardım” faslından belirli bir miktar tahsisi mümkündür. Ancak, bu gibi hizmetlerin “vakıf” anlayışı çerçevesinde gönüllü yardımlarla yürütülmesi esastır.

            4. Alevî-İslâm inanç önderlerinin yetiştirilmesinde devlet desteği: Bu da, İlâhiyat Fakülteleri’nin katkısıyla gerçekleştirilebilir.

            5. Okullarda sazın bir müzik âleti olarak kabul görmesi: Mandolin, flüt gibi enstrümanların yerine veya bunlara ilâve olarak “saz”ın kabul görmesi son derece isabetli olacaktır.

X X X

            Son olarak bir çift lâfımız var:

            Birincisi alevî canlarımıza... Sakın dış çevrelerin ve ayrılıkçı odakların tahrikine kapılarak kendi memleketinizin millî menfaatlerine zarar vermeyiniz.

            İkincisi de Hükûmete... Bir an evvel alevî vatandaşlarımızla bir araya gelerek taleplerine kulak veriniz.

 
 
ANA SAYFA YAZILAR GENEL LİSTESİ 2005 YILI YAZI LİSTESİ