Bir Futbol Federasyonu Hikâyesi ya da

Değişmeyen Oryantal Demokrasi Anlayışımız

 

 

            Sevgili okuyucular, hani eskiden masallara başlarken, “Az gittik, uz gittik, dere tepe düz gittik; bir de arkamıza dönüp baktık ki, bir arpa boyu yol gitmişiz” diye tekerlemeler söylerdik ya, işte bizim değişmeyen oryantal demokrasi anlayışımızı bu sözler çok güzel anlatıyor.

            28 Haziran 1988 tarihinde sözümona ilk özerk Futbol Federasyonu Genel Kurulu’nu toplamamızdan bu yana tam 17,5 yıl geçti. Lâkin, gene aynı hamam, aynı tas... Demokrasi, katılımcılık ve özerklik anlayışımız yerinde sayarken, popüler sporun en önemli dalı olan futbola, gene günlük siyaset ile ahbap çavuş ilişkilerini karıştırıverdik.

            Futbol Federasyonu Yüzünden Bakanlıktan Olduk

            Efendim, Türkiye’de popülist siyasetin en fazla istismar ettiği mevzuların başında ‘futbol’ gelir. Politikacılar, geniş halk kitlelerinin yakından ilgilendiği futbolu mıncıklamayı hep marifet saymışlar ve yönetime müdahale etmekten bir türlü kendilerini alamamışlardır.

            12 Eylül’den sonra ANAP döneminin ilk Futbol Federasyonu Başkanı, bu göreve Semra Hanım (Özal) tarafından getirilen Kemal Ulusu olmuştu. O devirde Millî Eğitim, Gençlik ve Spor Bakanlığı vardı. Bakanlık bünyesindeki Beden Terbiyesi Genel Müdürlüğü’ne bağlı olan Futbol Federasyonu, herkesin üzerinde ahkâm kestiği bir ‘çıbanbaşı’ gibiydi. Bakan Vehbi Dinçerler, Başbakanlık Konutu’ndan emir alan Kemal Ulusu ile haklı olarak anlaşamadı. Görevden alınacağını anlayan Kemal Ulusu, Temmuz 1985’te istifa etti. Lâkin, hemen arkasından Eylül başında Millî Eğitim, Gençlik ve Spor Bakanı Vehbi Dinçerler de bakanlıktan gönderilmişti. Millî eğitimde önemli projelere imza atan koskoca Vehbi Dinçerler, Futbol Federasyonu yüzünden –bu arada başka gerekçeler gösterilse de- bakanlıktan olmuştu.

            Sadece Vehbi Dinçerler mi? Bendenizin de kellemin alınma sebebinin ardında, esas olarak özerk ve demokratik futbol federasyonu hevesim yatmaktadır. Kasım 1989’da yapılan ANAP Kongresi’nde merhum Özal’ın Genel Başkanlığıma karşı çıkışında da bu olayın tesiri vardır. Yani sizin anlayacağınız, Vehbi Bey’den farklı olarak bendeniz futbol federasyonunu demokratikleştirme uğruna başbakanlıktan oldum vesselâm...

            Al Sana Özerk Futbol Federasyonu!

            Bakınız sizlere bizim özerk futbol federasyonu hikâyemizi anlatayım da, 17,5 senedir nasıl yerinde saydığımızı görünüz.

            Efendim, 1987 Genel Seçimlerinden sonra Millî Eğitim, Gençlik ve Spor Bakanlığı’na getirilince, daha evvel Vehbi Dinçerler’in başına gelenleri yakından takip ettiğim için, rahmetli Özal’a gidip Beden Terbiyesi Genel Müdürlüğü (şimdiki Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü)’nün bir Devlet Bakanlığına bağlanmasını ve bütün dünyada olduğu gibi Futbol Federasyonu’nun özerk duruma getirilerek Bakanlık’tan ayrılmasını istedim. Özal, icracı bir birimi Başbakanlığa bağlamanın doğru olmadığını ve ayrı bir bakanlık kurulmasının da bakanlıkların sayısının azaltılması politikasına ters düştüğünü söyleyerek isteğimi reddetti.

            Bunun üzerine kollarımı sıvayarak ‘özerk federasyon’ için çalışmaları hızlandırdım. Bu konuda Özal da beni destekliyordu. Amma velâkin bir taraftan da, oğlu Ahmet Özal’ın asker arkadaşı olduğu söylenen Turgay Aksoylu ve bir grup eski millî futbolcu ve spor yazarıyla temas hâlindeydi. Mayıs ayı başında yeni başbakanlık binasında, Özal’ın başkanlığında bunların da iştirak ettiği bir toplantıda, Aksoylu ve ekibinin en çok oy alan 3 adaydan 1’inin Başbakan tarafından atanması teklifine şiddetle itiraz ederek, bu takdirde Futbol Federasyonu’nun FIFA ve UEFA’nın bir çok üyesinde olduğu gibi tam bir özerkliğe sahip olamayacağını söyledim. Özal da benim görüşüme katıldı ama artık özerklik maskesi altında yeni bir ‘saltanat’ kurulmak istendiğini anlamıştım.

            ‘Sen Demokrasiyi Anlamamışsın Hasan’

            Neticede, 27.5.1988 tarihli ve 3461 sayılı ‘Türkiye Futbol Federasyonunun Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun’u çıkardık. Buna göre, bence lüzumsuz sayıda atanmış delegeye rağmen, Türkiye’de ilk olarak özerk ve demokratik yapıda bir spor teşkilâtlanması gerçekleştirilmişti. Meğer ne kadar safmışım!...

            Kanun yürürlüğe girer girmez müthiş bir kulis faaliyeti başladı. Özal’ın gayrı resmî ekibinin başkan adayı Coşkun Özarı’ydı. Bu arada Kemal Ulusu da kendisini Semra Hanım’ın adayı olarak takdim edip sahneye çıkmıştı. Fakat en kuvvetli aday, Spor-Toto Müdürü olan Erdenay Oflas’tı. Oflas, son derece çalışkan, dürüst, sevimli, şahsiyetli ve başarılı bir yöneticiydi. Devlete büyük gelir kaynağı sağlayan Spor-Loto ve İddaa (Doğrusu ‘iddia’ olmalı) da onun eserleridir. Bana gelip aday olmayı düşündüğünü söyleyerek izin istedi. Ben de, görevinden ayrılması ve devlet imkânlarını kullanmamaya itina etmesi şartıyla, adaylığın her delege gibi onun da hakkı olduğu cevabını verdim ama benden destek beklememesini ve tarafsız kalacağımı açıkça ifade ettim.

            Daha sonra Başbakan Özal’a giderek, yaptığım araştırmalara göre Erdenay Oflas’ın mutlaka kazanacağını; eğer Özarı, Ulusu veya başka bir adayın Federasyon Başkanı olmasını istiyorsa söylemesini; bu takdirde Oflas’ı adaylıktan vazgeçirebileceğimi anlattım. Bana, “Hodri meydan, kazansın da görelim!” diye cevap verdi. Ben, “Efendim, Özarı’yı desteklemenize rağmen Oflas kazanırsa itibar kaybı olur; bence biz bu işe karışmayalım da Genel Kurul, başkanı demokratik şekilde seçsin” deyince, Özal kızgınlıkla “Sen demokrasiyi anlamamışsın Hasan” dedi; “Kongrelerde kimin seçileceğine önceden birileri karar verir”.

            Gençlik ve Spor Nasıl Başbakanlığa Bağlandı?

            Futbol Federasyonu’nun 28 Haziran’da yapılan ilk genel kurul toplantısında tahmin ettiğim gibi Erdenay Oflas 89 oy alarak Başkanlığa seçildi. Diğer adaylardan Coşkun Özarı 50, Kemal Ulusu da 9 oy almışlardı. Kıyamet koptu ve Özal, Oflas’ın atamasını yapmadı. Bunun üzerine ilgili bakan sıfatıyla Başbakanlığa sert bir yazı göndererek atamanın yapılmasını istedim. Lâkin, artık suyumun ısınmaya başladığının farkındaydım.

            Özal’ın desteklediği ekipten bir delege Genel Kurul’un iptali için dâvâ açtı ve yoğun baskı altındaki mahkeme, Bakanlığın aleyhte mütalaasına rağmen kongreyi iptal etti. Ancak Yargıtay kararına tesir edilemeyeceği görülünce, Bakanlığı devreden çıkarmak için 26 Mart Mahallî Seçimleri beklenmeden Gençlik ve Spor, bir Kanun Hükmünde Kararname ile Millî Eğitim Bakanlığı’ndan ayrılarak Başbakanlığa bağlandı ve bir Devlet Bakanı bu işle görevlendirildi.

            Daha sonra tek maddelik bir kanun çıkarılarak özerklik donduruldu ve başkanlığa Coşkun Özarı getirilmek istendi. Fakat oylamada kaybetmiş olan Özarı onurlu bir tavırla bu atamayı reddetti.

            Bugüne kadar Kanun, birilerinin çıkarları için üç defa daha tâdil edilerek delege yapısı değiştirildi.

X X X

            Bilmem anlatabiliyor muyum?...

 
 
ANA SAYFA YAZILAR GENEL LİSTESİ 2005 YILI YAZI LİSTESİ