Kaçıncı Harâmi?

      Hurşit Tolon Paşa’yı, tabiî ve samimî haliyle pek seviyorum. Gerçi, Ege Ordu Komutanı iken bazı siyasî mahiyetteki beyanlarını tenkit etmiştim ama 5 şehidimiz hakkındaki son beyanatıyla hepimizin hislerine tercüman oldu. Paşa, Musul’daki saldırı hakkında olayın “Dost ve müttefik bildiğimiz ülkenin kontrolü altında bulunan bir yerde cereyan etmiş olmasını fevkâlade üzücü” bulduğunu kaydediyor ve ABD Büyükelçiliği’nin ekümeniklik resepsiyonuna Hükûmetin tepkisi üzerine ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsünün “not edildi” açıklamasına karşı zerafetle “Biz de bu durumu not ediyoruz” diyor. Bu arada şehitlere saldırı konusunda “Besle kargayı, oysun gözünü” diyerek isabetli bir teşhisle adres gösteriyor.

X X X

      Paşa’nın bu beyanatı vermesi doğru mudur, yanlış mıdır tartışmasına girmeyeceğiz. Ancak, birilerinin bu gerçekleri haykırması gerekiyordu.

      Bir başkomiser, bir komiser ve üç polisten meydana gelen beş kişilik bir güvenlik ekibinin şehit edilmesi, sıradan bir olay değildir. Cumhurbaşkanı, Başbakan ve bakanların katıldığı devlet törenleriyle acımızı dindiremeyiz. Elbette Türk kamyon şoförlerinin öldürülmesi de ciğerimizi yakıyor; bu olaylara da çok üzülüyoruz. Lâkin, güvenlik görevlilerinin şehit edilmesi, Türkiye Cumhuriyeti’ne saldırmakla eş anlamlıdır. Bu olay, en az askerlerimizin başına çuval geçirilmesi kadar elîm bir olaydır.

X X X

      Bu defa saldırganların adresi bellidir. Kısa bir müddet önce Musul’da 5 PKK militanının öldürülmesi üzerine, PKK’lı Duran Kalkan, militanların Türkler tarafından öldürüldüğünü ve buna misilleme yapacaklarını söylemişti. Polislerimizin şehit edilmesi olayının, çok büyük bir ihtimalle Barzanî tarafından desteklenen PKK’lı teröristlerce tertip edildiği anlaşılmaktadır.

      Talabanî ve Barzanî, son dönemde PKK militanlarını açıkça desteklemektedir. Talabanî, Kerkük’e 2.500 civarında PKK militanı yerleştirmiş ve bu militanları özellikle Türkmenleri sindirmek için kullanmıştır.

      Türkmen şehri Telafer’e ABD’lilerle birlikte saldırarak 1.000’den fazla Türkmeni katliâma tâbi tutanların başında Barzanî’nin peşmergeleri ile PKK militanları bulunmaktaydı.

      Kısaca, şehitlerin katilleri, senelerce “beslediğimiz kargalar”, verdiğimiz kırmızı pasaportlarla gezinen peşmergelerle kendi vatandaşlarımız olan PKK’lı nankörlerdir.

X X X

      Yazıp çizmekten kalemimizde mürekkebimiz tükendi. Ne yapıp edip, hiç değilse Kuzey Irak’ta askerimizi bulundurmalıydık. Aslanı kediye boğdurttuk. Bir avuç kuyruklu peşmergeye şerefimizi; haysiyetimizi çiğnettik.

      ABD ise PKK konusunda çok samimiyetsiz davranmıştır. Bir taraftan PKK’yı terör örgütleri listesine alırken ve Türkiye’ye tesirsiz hâle getirme sözü verirken; diğer taraftan, her defasında vaadini ertelemiş, PKK militanlarının eylemlerine göz yummuş; kimbilir, belki de bu eylemleri el altından desteklemiştir.

      Ancak, şu kadarını kaydedelim ki, ABD Kürtler konusunda yanlış hesap içerisindedir. Orta Doğu’da her zaman muhtaç olduğu (ve olacağı) koskoca Türkiye’yi, bir avuç peşmergeye değişmenin bedelini ödeyecektir.

X X X

      Bize gelince, eğer Büyükelçiliğimizin güvenlik görevlilerini, burnumuzun dibinde, sınırımızın yanıbaşında koruyamıyorsak, boş yere “büyük devlet” olmaya kalkışmayalım. Unutmayalım ki, büyük devlet olmak, GSMH’yi büyütmek demek değildir; vatandaşının can güvenliğini dünyanın her yerinde koruyabilmektir.

      Bu olayın faillerinin yakalanması için, derhal mümkün olabilecek en sert şekilde ABD’ye ve kukla Irak Hükûmeti’ne nota verilmeli; aksi takdirde bunu bizim yapacağımız belirtilmelidir. Bu arada, Orta Doğu’nun rakkâseleri Talabanî ve Barzanî’nin de, anlayabilecekleri bir üslûpla kulakları çekilmelidir.

X X X

      Korkut Özal’ın anlattığı ve siyasî olaylara uyarladığı bir fıkrayı -müstehcen tarafını değiştirerek- nakletmek istiyorum. Bir zamanlar Irak’ta Kırk Harâmi’lerin dehşet saldığı günlerde, zengin bir kervan sahibi, kervanını korumak için muhafız ararmış. İki metrelik, zeballâ gibi bir adam bulup getirmişler. Kervan yolda gene kırk harâmilerin saldırısına uğramış. Kırk harâmilerin reisi, “Bu adam mı bizi öldürecekmiş; dövün bu herifi!...” diye bağırmış. Harâmiler, teker teker muhafızı dövmeye başlamışlar. Tam kırkıncı harâmiden de dayak yiyince, bizimki “Ya Allah!” diyerek kılıcına sarılmış; kırk harâmiyi de öldürüp kervanı kurtarmış. Bunun üzerine kervancı, muhafızı çağırıp parasını ödemiş ve işine son verdiğini söylemiş. Muhafız, “Niçin beni işten çıkarıyorsunuz, kervanı kurtardım ya?” deyince, kervancı “Ben her seferinde dağın başında, çölün ortasında seni dövecek kırk harâmiyi nereden bulayım?” diye cevap vermiş.

X X X

            Ben de yetkili ve de ilgililere soruyorum: Acaba kaçıncı harâmideyiz? Ne bekliyorsunuz?...

 
 
ANA SAYFA YAZILAR GENEL LİSTESİ 2004 YILI YAZI LİSTESİ