NESEBİ GAYRİ SAHİH MÜZİK

  

 

            Sevgili okuyucular, köşe yazısı yazmaya başladıktan sonra, görüşlerimi rahatça dile getirebildiğim için çok memnunum. Nazlı Ilıcak’tan Allah razı olsun... Politikacıyken de, Türkiye’nin en açık sözlü politikacısı kabul edilirdim. Lâkin, Bediüzzaman’ın, “Her söylediğin doğru olmalı fakat her doğruyu söylemek doğru değildir” düstûruna uyarak, bazen halkın bazı kesimlerinin hoşuna gitmeyecek sözlerden kaçınmaya çalışırdım. Şimdi artık böyle bir kaygım yok... Aksi takdirde, halkın önemli bir kısmının hoşlandığı “arabesk” ve “pop” müzik hakkında, biraz sonra okuyacağınız ağır tenkidlerde bulunabilir miydim?...

           

Popüler Kültür

Efendim, bendeniz sanatta kaliteden yanayım. Elbette her konuda olduğu gibi sanatta da, halkın zevkleri önemli bir kriterdir. Lâkin dünyanın hiçbir yerinde “büyük sanatkârlar” halk oyu ile seçilmemiş; “büyük sanat eserleri” de ancemaatin halk tarafından yapılmamıştır. Sanatın ve sanatkârın desteklendiği açık rejimlerde ve sanattan anlayan, yüksek kültür değerlerine sahip idarecilerin devirlerinde önemli sanatkârların yetiştiğini ve değerli sanat eserlerinin verildiğini görüyoruz. Her biri bir mûsikîşinas, bir sanatkâr olan Osmanlı padişahları Klâsik Türk Mûsikîsi’nin, Avrupa’daki aristokrasi ise Klâsik Batı Mûsikîsi’nin gelişmesine destek olmuşlardır.

X X X

Lâfı evirip çevirmeden söyleyeyim: ben “arabesk”, “pop”, “fantezi müzik”, “özgün müzik” gibi saçmalıkların müzik olduğuna inanmıyorum ve bunlardan nefret ediyorum. Şimdi itirazları işitir gibi oluyorum: “Vay, sen halkın sevdiği müzik türlerine nasıl dil uzatırmışsın bakalım?!..” Hattâ işi demokrasi düşmanlığına kadar götürecek olanlar çıkabilir. Tamam kardeşim, siz nasıl bu “kakafonik gürültüleri” müzik sanıp sevmek hakkına sahipseniz, ben de o ölçüde bu barsak ürünü seslerden nefret etme hakkına sahibim. Huyum kurusun, bu “nesebi gayrı sahih (piç) kültür”den hiçbir zaman hoşlanmadım. Arabesk ve popüler kültür konusunda şimdiye kadar bütün yazılanları okudum. Bunun, sadece bir müzik türü değil, aynı zamanda bir hayat tarzı olduğunu ve itilip kakılmış çevrenin merkeze isyanını dile getirdiği iddialarını da, Orhan Ağabeyimiz’in (Gencebay) estirdiği “arabesk fırtınası” konusunda yapılmış doktora çalışmalarını da biliyorum... Lâkin, lâfı bilimsel kılıflara geçirerek uzatmaya lüzum yok; arabesk ve popüler kültür, kısaca “yoz kültür”, yani adî, bayağı bir kültür demektir.

 

“Güneş Sensin Ay Sensin”

1980’li yıllarda popüler müzik dünyasının tahtına kurulmuş “arabesk müzik” heyulâsı, tabiî olarak “politik popülizm”in de dikkatini çekecekti. ANAP ile başlayan şarkılı türkülü politika, kısa zamanda kendisini arabesk ve popüler müzik ile sarmaş dolaş hâlde buldu. 1983 yılında ANAP kurulduğunda ve Genel Seçimlerde, ANAP’ın müziği, İsmet Nedim’in pek de matah olmayan, nakaratı arılı, ballı, petekli bir şarkısıydı:

            “Arım balım peteğim, gülüm dalım çiçeğim

            Bilsem ki öleceğim, yine seni seveceğim.”

Benim de aday olduğum ve milletvekili seçildiğim 1986 Ara Seçimlerinde, o günlerde çok sevilen bir Azerî türkü ile gece gündüz dolaşmıştık:

            “Size selâm, size selâm getirmişem”

1987 Genel Seçimlerinde ise rahmetli Özal beni Konut’a çağırarak ANAP’ın yeni müziğini dinletti:

            “Güneş sensin ay sensin, gökteki yıldız sensin

                        Dünyalara değişmem, sen her şeyden güzelsin”

            Nasıl bulduğumu sordu; “Berbat!...” diye cevap verdim. Çok bozuldu. “Nesi varmış?” dedi. “Bu kadar şirk dolu, vıcık vıcık yağ kokan bir müzik duymamıştım” dedim ve devam ettim: “Hem politikacının görevi kaliteli kültürü desteklemek değil midir?” Turgut Bey bana aldırmadı; etrafındaki yağcılar ordusunun da teşvikiyle bu pespaye sözümona seçim müziğini aylarca dinlemek ve dinletmek zorunda kaldık. Gaziantep sokaklarında seçim minibüsünün üzerinde gece yarılarına kadar “Güneş sensin, ay sensin” diye basbas bağırarak dolaşırdık. Bu rezilliği dinlerken kendimi minibüsün üzerinden atasım gelirdi. Bir gece, Gaziantepli bir hemşehrim evinin penceresini açarak, “Yôrum Hasan Celâl Bey, Allah rızası için bu berbat müziği çalma, vallâ billâ sana oy vereceğiz, yeter ki sustur şunu!...” diye yalvarmıştı.

X X X

1990’larda ise “pop müzik” felâketinin rüzgârları esmeye başlayınca ANAP ile DYP şu zımbırtıyı aralarında paylaşamadılar:

                        “Hadi bakalım kolay gelsin

                        Bir acayip zor yarış”

 

            “Ebabil Bir Kuştur”

            Ben gerçek kaliteli ve güzel müziğin, bizim dünyamızda “Klâsik Türk Mûsikîsi” ve “Türk Halk Mûsikîsi”, Batı’da ise evrenselleşmiş olan “Klâsik Batı Mûsikîsi” olduğu kanaatindeyim. Ayrıca, Amerikan Caz Müziği ile çeşitli ülkelerin halk (folk) müziklerinin de dinlenmeye değer olduğunu düşünüyorum. Klâsik Türk Mûsikîsi, tâ 10. asırdan beri Fârâbî ve İbni Sînâ ile geliştirilmeye başlamış, Merağî ile doruğuna varmış; Itrî, Dede Efendi ve diğer devlerden günümüze kadar ulaşmış, tek sesli olmasına mukabil çok zengin bir medeniyetin mahsulü olan emsalsiz bir sanat mûsikîsidir. Bu eşsiz mûsikînin temelinde, Orta Asya’dan taşıdığımız, “Türküz, türkü çağırırız” diye yaşattığımız, gerçek kültürümüzü ve rûhumuzu aksettiren otantik “Halk Mûsikîmiz” yer alır. Elbette, bizim milletimiz ve halkımız için en değerli olanlar bunlardır. Bu mûsikî eserleri, asırlar boyunca halkın zevkinden süzülerek bugüne kadar gelebilmiştir.

X X X

Bir zamanlar başımıza gelen arabesk ve pop felâketinin farkında olmadan, Hâfız Saadettin Kaynak’ın bazı film müzikleri ile Münir Nurettin Selçuk’un bazı eserlerinin Klâsik Türk Mûsikimizi sulandırdığını düşünür ve bu değerli üstâdları haddimi aşarak tenkid ederdim. Sonradan, “Âşıkım sana, gel gitme bana” basitliğindeki şarkılar piyasayı işgal edince bu eleştirilerimden dolayı bin kere pişman oldum. Rahmetli Yıldırım Gürses yakın dostumdu. Sağolsun Adalet Bakanımız Cemil Çiçek, ANAP dönemindeki Devlet Bakanlığı esnâsında “çocuk şarkıları” konusundaki projesi için dâvet ettiği Yıldırım Gürses ile yemek yerken, Millî Eğitim Bakanı olarak rahmetliye yüklendim ve fantezik eserlerini tenkit ettim. “İçime hep hüzün doluyor”un, “Fetih Marşı”nın ve “Ordunun Duâsı”nın da bestekârı, kıymetli sanatkârımızın boynunu bükerek bana, “Sayın Bakanım, biz câminin yalnızca avlusunu temizliyoruz, gençler bu temizlenmiş avludan geçerek mâbede girsin diye...” tevazu ile mırıldanışını hiç unutmuyorum.

X X X

            Bir gün Yıldırım Bey’in Boğaz’da kazâ yaparak arabasını ağaca çarptığını duyup geçmiş olsun demek için telefon ettim ve kazânın nasıl olduğunu sordum. “Sormayın Sayın Bakanım, arabayı kullanırken radyo dinliyordum. Çalınan pop müziğinin sözlerini duyunca şaşkınlıktan ağaca çarpmışım...” Yıldırım Gürses’i  ağaca çıkaran pop şarkısının iğrenç sözleri şöyleydi:

                        “Ebabil bir kuştur

                        Sözünden dönen puşttur”

            Bunu açıkça yazdım diye bana kızmayınız sevgili okuyucularım; kızacaksanız bu p...lara ve bunlara itibar eden şuursuz, zevksiz zavallılara sinirleniniz. Ve, şapkanızı önünüze koyup toplum olarak bu hâle nasıl getirildiğimizi düşününüz...

 

            İpe İpe Müzik...

Allah aşkına şu şarkı(!) sözlerine bakınız: “Bandıra bandıra ye beni”, “Kıl oldum abi”, “Hüüüp”, “Onun aşkı bana extra large”, “Honki ponki”, “Ben sizin babanızım”, “Neremi neremi”, “Kız hepsi senin mi”, “Hey seni yerler yerler”, “Azıcık ucundan versene”, “Yürü anca gidersin”, “Okşa, okşa, okşa” ve daha bu sütunlara yazmaktan edep edeceğim bir sürü  iğrenç şarkı bozuntusu... Buna “müzik” denmez, affedersiniz olsa olsa “büzük” denir. Çünkü bu mâmulat, beyne, kalbe, rûha değil, ancak bu organa ait olabilir...

Ya “özgün müzik” rezaletine ne demeli? Bütün Ankaralıların başını yere eğen Çin Çin Bağları’nın Romanı Ankaralı  Turgut’un “Nah Çıktı”, “Ben karı isterem Babo”, “Döşeyelim Abi” sini ya da medar-ı iftiharımız(!) Oğuz Yılmaz’ın “Gordün mü” “Usta”, “Bıdı bıdı çekirge” sini dinlerken, gerçekten sizin yüzünüz de benimki gibi kızarmıyor mu ?...

XXX

 

Manken popçularımız Esra, Petek, Demet; cinsiyeti belirsiz popçular Aldo, Fatih Ürek, Kuşum Aydın; Tarkan’ın sansasyonel öpüşmesi ve daha niceleri...

Söyleyiniz bana,  siz Nez’in poposunu mu seyrediyorsunuz yoksa o iğrenç şarkılarını mı dinliyorsunuz? Ya, Hilâl Cebeci’nin o rezil şarkısını “ipe ipe”  bize dinletmesinden çok mu hoşnutsunuz.?

Klibiniz Batsın Sizin!...

Eskiden, “Batsın bu dünya”ya alışmaya başlamıştık. Gerçi akşamcılara rakı mezesi olmaktan başka değer taşımıyordu ama kalitesizliğe bir kulp bulmuştuk; “ezilmiş halk kitlelerinin isyanı” diye kendimize “bir teselli ver”iyorduk. Ecevitzede olarak sabahın köründe taşraya ders vermeye giderken, otobüste güneş doğarken “Batan Güneş”i dinlemenin talihsizliğini yaşıyordum ama bu “pop rezaleti” bardağı taşırdı. Bu rezaletin başta gelen sorumlusu ise “reyting” peşinde koşan TV’lerimizdir.

TV’lerimizin saçma sapan programları yüzünden, berbat bir “pop dili” ortaya çıktı: “Klip”, “single”, “dj”, “vj”, “mix”, “remix”, “sound”, “effect”, “albüm”, “backround”, “playback”, “mp3”, daha ne saçmalıklar... Bir bakıyorsunuz, cömertçe sergilediği vücudundan başka sermayesi olmayan bir alay kabiliyetsiz kikirdek pespâye dişi ile ergenlik çağındaki çocukların çatlak sesiyle âdeta anıran bir garip erkek bozuntusu güruh şarkı söylüyorlar(!)... Klibiniz batsın sizin e mi!?... Şimdi siz kalkıp da Alâaddin Yavaşçalarla, Neşet Ertaşlarla, Gürer Aykallarla, Suna Kanlarla bu erâzil takımını aynı kefeye nasıl koyar da bunlara “sanatçı” dersiniz, sorarım size?...

X X X

TRT’nin müzik programları olmasa, Klâsik Türk Mûsikîsi de, Türk Halk Mûsikîsi de, Klâsik Batı Mûsikîsi de hepten öksüz kalacak... Türk halkının müzik zevki, TRT’deki söyleyen oynayan gençlerin rûhunda yaşıyor, Nez’in sallanan poposunda değil...

            Bir de son günlerde Ajder midir, Ejder midir dünyalar yakışıklısı(!) bir adam çıktı. Ekranlardan alay eder gibi “Nane de nane” diye böğürüp duruyor. Aysel Gürel denen dünya güzeli bile böyle şarkı sözü yazmamıştır. Kimbilir böylesine kültürsüz, bayağı bir dinleyici karşısında daha ne “naneler” yenecektir.

X X X

Yazım bitti ve ben de çok rahatladım. Yıllardır böyle bir yazı yazmak isterdim. Yazdıklarıma kızanlar umurumda bile değil. Ben, sessiz çoğunluğun hislerine tercüman olduğuma inanıyorum.

 
 
ANA SAYFA YAZILAR GENEL LİSTESİ 2003 YILI YAZI LİSTESİ