Rektörler Kazan Kaldırdı

 

 

            Evvelsi günkü yazımda, Van Rektörü’nün tutuklanmasına lüzum olmadığını, tutuksuz yargılanabileceğini ve tutuklama şeklinin de şık olmadığını belirtmiştim. Hâlen de, bir rektörün tutuklanması konusunda daha fazla itina edilmesi görüşünde ısrar ediyorum. Ancak, Van 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nin, Rektör Yücel Aşkın’ın tutukluluk hâlinin kaldırılması talebini reddetmesi, tutuklamanın sadece Van C. Başsavcısı’nın yetkilerini sert uygulaması neticesinde meydana gelmediği; Savcı’nın tutuklama gerekçelerinin Mahkeme tarafından kabulünün, olayda yeni CMK’nın 100. maddesindeki tutuklama sebeplerinin bulunduğuna işaret ettiği anlaşılmaktadır.

            Nitekim, Van Cumhuriyet Başsavcısı’nın 19 Temmuz 2005 tarihinde yaptığı açıklamada; Rektör Aşkın’ın evinde arama yapılmasının gerekçeleri anlatılmış ve arama sonucunda 800 civarında kayıtsız kaçak ile 25 milyon dolarlık tıbbî cihaz alımı projesine ait tahrif edilmiş evrak bulunduğu belirtilmiştir.

            Bu durumda, tutuklama sebebinin CMK’daki, “Delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme” olduğu anlaşılmaktadır. Ayrıca, bir “örgüt” olmadan yüzlerce eski eseri elde etmenin mümkün olamayacağı da açıktır.

X X X

            YÖK Başkanı’nın öncülüğünde Rektörler Komitesi’nin toplanarak Van Rektörü’nün tutuklanma şeklini kınamasını, normal bir dayanışma ve tepki olayı olarak değerlendirebiliriz. Hattâ, Rektörler Komitesi’nin Basın Açıklaması’ndaki incir çekirdeğini doldurmayan, tamamen mesnetsiz vıdı vıdıdan ibaret dedikoduları da hoş karşılayabilir; sözkonusu üniversitedeki düzensizlikleri “nitelikli eleman eksikliği”ne bağlayan iddiaları gülerek okuyabilirsiniz. Siz de, benim daha önce yazdığım gibi, 2547 sayılı Kanunu’un 53. maddesine göre, daha önce YÖK’ün soruşturma yapması gerektiğini haklı görebilirsiniz.

            Lâkin, bütün bu iddialarını sıraladıktan sonra işi iyice azıtarak yargıya ve idareye saldıramazsınız. Bu basın açıklaması ile YÖK Başkanı’nın ve rektörlerin davranışlarından şu intibalar edinilmektedir:

            1. YÖK, yargıyı, savcıyı ve mahkemeyi açıkça suçlamakta ve basının deyimiyle “yargıya savaş açmış” bulunmaktadır.

            2. YÖK’ün “yargıyı siyasallaştırma” iddiası, hem yargıya hem de hükûmete hakarettir.

            3. Yargı ile üniversiteleri karşı karşıya getirme iddiası, artık paranoid bir hâle dönüşmüş siyasî iktidar karşıtlığının hezeyanı olarak tezahür etmektedir.

            4. Bildiriye göre, Rektör Aşkın, yolsuzluk yaptığı için tutuklanmamış; meğerse “medreseleştirilmek istenen üniversitenin, Cumhuriyet’in laik, çağdaş yapısını korumak için bedel ödüyor”muş.

            5. Rektör Aşkın’a sahip çıkmak, Cumhuriyete sahip çıkmakla eş anlamlıymış.

X X X

            Demek ki, mefhûm-u muhalifinden, Cumhuriyetin Savcısı Rektör Aşkın’ı, tahrif edilmiş 25 milyon dolarlık ihale yolsuzluğu ve eski eser kaçakçılığı yüzünden değil de Cumhuriyet’in laik, çağdaş yapısını koruduğu için tutuklamış.

            Daha da gülünç olanı, bu kara cübbeli akıldâneler tutuklanmadıklarına göre, acaba Cumhuriyet’in lâik ve çağdaş yapısını yeterince korumuyorlar mı dersiniz? Yoksa, içlerindeki bazı aklı evveller, yaptıkları yolsuzluklara peşin kılıflar arama telâşında mıdırlar?

            Peki o halde, bu şaşkınların çelişmelerle dolu bildirisine göre, “Aşkın’a sahip çıkmak, Cumhuriyete sahip çıkmak” ise, Cumhuriyetin savcısına ve Türk Milleti adına karar veren mahkemesine karşı çıkmak neyle eş anlamlıdır?

            Şimdi asıl merak ettiğimiz, Yargıtay’ın, Danıştay’ın, Anayasa Mahkemesi’nin tavrının nasıl olacağıdır. İlgili ilgisiz her konuda beyanat patlatan bu kuruluşlar, YÖK’ün yargıya bu “alenen saldırısı” karşısında ne buyuracaklardır?

            Bir de şecaat arz ederken sirkatin söyleyenler var. Cumhuriyet Gazetesi’nin “Unvanı gidiyor” manşetiyle göbek atarak verdiği habere göre, Başbakanlık Müsteşarı Ömer Dinçer’in akademik unvanları YÖK tarafından kaldırılıyormuş. İşte asıl “siyasallaşmış üniversite” budur. İddiaya göre, YÖK’ün bu kararının Dinçer’e ulaşmasından 1 gün sonra Rektör Aşkın tutuklanmışmış. Sakın, tutuklanmadan sonra Dinçer hakkındaki bu engizisyon kararı verilmiş olmasın? Yani, hiç utanmadan, Başbakanlık Müsteşarı’nın Savcıya ve Mahkemeye emir verdiği kastediliyor.

            Ya, bu mülevves hâdiseye Van Milletvekili olan Millî Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik’i ve kardeşini bulaştırmak isteyenlere ne demeli?

X X X

            Bu, hakaret edip küçümsedikleri medreselerin eşiğine yüz sürmeyi dahi hak etmeyen, beşik uleması kılıklı kara cübbeliler şunu artık bilmelidirler ki, paçaları sıkışınca Cumhuriyet ve lâikliğin arkasına sığınarak hatâlarından kurtulamazlar.

            Bir de dostâne hatırlatmada bulunalım: TCK’nın 288. maddesine göre soruşturma ve kovuşturmayı etkilemek amacıyla alenen sözlü ve yazılı beyanda bulunan kişi suç işlemiş olur. YÖK ve rektörler de bu maddenin dışında tutulamazlar. Van’a gittiklerinde -temenni etmeyiz ama- sakın Aşkın’la komşuluk yapmak zorunda kalmasınlar...

 
 
ANA SAYFA YAZILAR GENEL LİSTESİ 2005 YILI YAZI LİSTESİ