Mumcu’nun Teklifi

  

 

            Erkan Mumcu, ANAP Genel Başkanlığı’na seçildiği Kongre’de yaptığı haşin konuşmasının halk tarafından doğru bulunmadığını tesbit ederek, çok dikkatli ve soğukkanlı bir çalışma dönemine girdi. “Arı” gibi çalışarak Özal ANAP’ının yeniden doğması için uğraşan; partinin borçlarını ödeyebilmek için çırpınan, teşkilâtı toparlayarak tekrar inşaaya uğraşan ve yeni ANAP’a “yeni vizyon” geliştirmeyi hedefleyen Mumcu, âdeta ANAP’ı ikinci defa kurma mücadelesi veriyor.

DYP Genel Başkanı Ağar’ın, Genel İdare Kurulu’nun teşkilindeki hatâlı tutumu sonucunda elindeki milletvekillerinin bir kısmını kaybetmesine karşılık; Mumcu’nun, ANAP’ın milletvekili sayısını 13’e çıkarmayı başararak meclis grubu kurmaya yaklaştığı görülüyor.

X X X

            ANAP Genel Başkanı Erkan Mumcu’nun, Anayasa değişikliği konusundaki AK Parti ile beraberlik teklifini müsbet karşılıyoruz. Mumcu, başörtüsü konusunda “referandum”a gitme yerine, ANAP’ın 13 milletvekiliyle birlikte toplam 359’a ulaşan milletvekili miktarının Anayasa’nın gerektirdiği üye tamsayısının üçte ikilik çoğunluğu ile Anayasa değişikliğini  gerçekleştirmede yeterli olacağını söylüyor. Kaldı ki, DYP’nin kalan milletvekilleri ve bağımsızlar da, toplumda huzursuzluk kaynağı haline getirilen başörtüsü meselesinin halli için, değişiklik lehinde oy kullanabileceklerdir.

            Mumcu, ayrıca Cumhurbaşkanı’nın, anayasa tâdiliyle halk tarafından seçilmesini teklif ediyor ve bu iki konuda görüşmek için Başbakan’dan randevu isteyeceğini söylüyor. Kısa bir müddet önce AK Parti milletvekili olarak bulunduğu bakanlıktan ayrılarak ANAP’ın başına geçen; üstelik bir kısım AK Parti’li milletvekilini de beraberinde götüren Mumcu’ya, Başbakan Erdoğan’ın dargın olmasını normal karşılamak gerekir. Ancak, siyasette uzun süreli dargınlıklara -hele bu dargınlıklar ülkenin zararına olacaksa- yer yoktur. Eğer Başbakan anayasa değişikliği düşünüyorsa, bu konuda Meclis’teki her milletvekilinin oyuna değer vermek mecbûriyetindedir.

X X X

            Toplumdaki “türban huzursuzluğu”nu çözümleyebilmek için üç yol vardır. Bu üç yol sırasıyla denenmelidir:

            1. KURUMLARLA MUTABAKAT: Buna göre, Hükûmet, TBMM üyeleri, Anayasa Mahkemesi, YÖK ve Silâhlı Kuvvetler ile türban konusunda mutabakata varmaya çalışır. Mademki, bazı saplantılı çevreler “başörtüsü” ile “türban”ın farklı olduğunu; türbanın “siyasî simge”(!) görüldüğünü, ancak “başörtüsü”ne itirazları bulunmadığını söylüyorlar; bu takdirde, üstten iğneli türban yerine, alttan bağlanmış başörtüsü kullananlara uygulanan yasaklar kaldırılabilir. Memurlar ve diğer kamu görevlileri için yasak devam ettirilebilir ama serbest meslek sahiplerinde bu sınırlama yapılmaz.

            Aslında, bu satırları yazarken çok üzülüyorum. İnsanların kılık kıyafet gibi en tabiî hürriyetinin, herhangi bir şekilde sınırlandırılmasını istemek, bana zûl geliyor. Lâkin, bu yol en kolay, problemsiz ve pragmatik olanıdır.

            2. ANAYASA TADİLİ: Anayasa’nın YÖK’ü düzenleyen 130. ve 131. maddeleri değiştirilerek, YÖK diktatoryasının demokratik hak ve hürriyetleri engelleyici durumuna son verilebilir. Diğer taraftan, Anayasa’nın “din ve vicdan hürriyeti”ni düzenleyen 24. maddesine, “dinî inanç ve kanaatlerinden dolayı kılık kıyafet serbestisi” ilâve edilebilir.

            Ayrıca, Mumcu’nun dediği gibi, Anayasa’nın Cumhurbaşkanı seçimini hükme bağlayan 102. maddesi değiştirilerek, Cumhurbaşkanı’nın doğrudan halk tarafından seçimi yöntemi benimsenebilir. Bu takdirde, Başkanlık Sistemi’ne de yumuşak bir geçişin zemini hazırlanmış olacaktır. Halk tarafından doğrudan seçilmiş bir Cumhurbaşkanı’nın eşinin başörtüsüne, herhalde kimse karışamayacaktır.

            3. REFERANDUM: Tepeden inmeci zorbaların dayatması karşısında, önce “telifçi” ve “tevilci” bir yol denenmeli; bu netice vermezse, “anayasa tâdili”ne gidilerek “temsilî demokrasi”nin gücüne müracaat edilmeli; bundan da sonuç alınamazsa, halk çoğunluğunun doğrudan tercihi demek olan “halk oylaması” (referandum)’na başvurulmalıdır.

            1982 Anayasası’nda, TBMM’nin ve Hükûmet’in doğrudan referanduma gitme yetkisi yoktur. Referandum, ayrı bir müessese olarak tanzim edilmemiştir. Anayasa’nın 175. maddesine göre, halk oylamasının inisiyatifi Cumhurbaşkanı’na bırakılmıştır. TBMM ancak, anayasa değişikliğini zorlayarak Cumhurbaşkanı’nı halk oylamasına gitmeye mecbûr edebilir.

            Diğer taraftan, Mumcu’nun belirttiği gibi, başörtüsü hakkında yapılacak bir referandumun, bu konuda ihtilâf içinde bulunmayan toplumu kamplaşmaya götürmesi muhtemeldir.

X X X

            İkibuçuk yıldır yazıp duruyoruz. AK Parti İktidarı, “Yeni Anayasa Reformu” konusunda geç kalmıştır. Demirel gibi, ayranı ekşitip içmenin hiç bir faydası yoktur. Nitekim, çekingenlikler YÖK sorununu içinden çıkılmaz hâle getirmiştir.

            Şimdi, hiç değilse bu konuda gereken adımların, daha fazla gecikilmeden atılması elzemdir.

 
 
ANA SAYFA YAZILAR GENEL LİSTESİ 2005 YILI YAZI LİSTESİ