“Ben de Milliyetçiyim!”

  

            Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Doç. Dr. Abdullah Gül’ü yaklaşık 40 yıldır tanıyorum. Bu kadîm dostum, hayatının her döneminde inançlı, vatansever ve güzel ahlâk sahibi olmuştur. Tıpkı Başbakan Recep Tayyip Erdoğan gibi... Bizim neslimizin “milliyetçi-muhafazakâr” gençliği ve aydınları, Necip Fâzıl’ı, Cemil Meriç’i, Erol Güngör’ü, Fethi Ağabey’i ve daha nice “gönül dostunu” tanıyarak yetişmiş; Allah ve Peygamber sevgisiyle, vatan ve millet sevgisini, yüreklerinde bir arada yaşatmışlardır.

            Bizim çağımızda, başka denizlere yelken açan, olmadık hayaller peşinde yerli değerlerinden uzaklaşanlar da; kendi menfaatlerinden ve zevklerinden başka şey düşünmeden gününü gün edenler de vardı. Bizlerse, mütevazı hayatımızda, tahribe uğramış inanç ve kültür dünyamızda, her zaman milletimizin değerleriyle yaşamaya devam ettik.

X X X

            AK Parti’nin siyasî kadrolarına karşı çıkanlar, onları kâh “ümmetçilik”le, kâh “irtica”yla itham etmişler; bazıları da, “Bakınız, hiç ‘Türküm’ diyorlar mı?” diyerek karalamaya çalışmışlardır. Bölücü Kürtçü unsurların ve bunların medyadaki temsilcilerinin tesiri altında, bazen “Türkiyeli” deyiminin tuzağına düşenler de olmuştur ama başta Başbakan Erdoğan olmak üzere AK Parti idarecileri -MSP, RP, FP ve SP gibi siyasî partilerin tutumundan farklı olarak-, hiç bir komplekse kapılmadan “Türklüğünü” ifade etmişlerdir. Dün, Mevlid Kandili ile doğum yıldönümünü kutladığımız Sevgili Peygamberimizin ümmeti arasında bulunmak bizim için büyük bir mazhariyet ve şereftir. Ancak, günümüz dünyasındaki ulus devletlerin, kendi millî menfaatleri çerçevesinde dış politikalarını tanzim edeceği de, bilinen bir gerçektir.

            Daha önce de defaatle yazdık çizdik: Türkiye’de kullandığımız “milliyetçilik” kavramı ile Avrupa’daki “nasyonalizm” kavramı birbirinden tamamen farklıdır. Bizde milliyetçilik, “vatanseverlik” ile aynı mânâda kullanılır; ayrıca, “millî egemenlik”, “bağımsızlık”, “millî ve mânevî değerlere sahip olma” şeklinde anlaşılır. Bu milliyetçilik anlayışında, Avrupa nasyonalizminin şiddete ve düşmanlığa dayanan, “ırkçı” ve “ayrımcı” özelliği yoktur.

X X X

            Star Gazetesi’nde, son günlerde tartışılan olayları değerlendiren Abdullah Gül, “Milliyetçi değerlerin yükselmesinden rahatsız olmam; çünkü ben de milliyetçiyim” diyor ve devam ediyor: “Biz her zaman bu nitelemenin (milliyetçilik) içerisinde olduk. Öğrenciliğimde, sol gruplar bu kimliğimden dolayı beni iki yıl okula sokmadılar. Sırf bu yüzden Halk Mahkemelerinde yargılandım”.

            Gül, “Bizim rahatsız olduğumuz nokta, milliyetçiliğin Batılılar tarafından ‘nasyonalizm’ olarak algılanmasıdır. Bu kelime Batılıların kafasında ırkçılığı çağrıştırır. Oysa bizim milliyetçilikten anladığımız ‘patriotizm’ yani yurtseverliktir” diyor.

            Gül’ün bu açıklamaları, “Bayrak Olayı”nda gösterilen millî tepki üzerine gocunan ve “yükselen milliyetçilik” diyerek “milliyetçi-vatansever” değerleri “öcü” hâlinde göstermeye çalışanlara karşı çok güzel bir cevap teşkil etmiştir.

X X X

            Bu konuda, değerli yazar Ertuğrul Özkök’ün Salı günkü yazısı da bizi çok duygulandırdı. Özkök yazısında, Aydınlar Bildirisi’nde suçlananlar arasına Türk Milliyetçiliği yanında Kürt Milliyetçiliği kavramı da girince, bildiriye imza verenlerin sayısının azalmasına değinerek şöyle diyor:

            “Şimdi kendine ‘aydın’ sıfatını koyabilen bazı insanlar, suçluyu bulmuşlar. Tek suçlu ‘Türkler’(...) Sadece ve sadece Türk milliyetçiliği ve Türk devleti yerden yere vurulacak. Ben artık bu egoist tavırdan fazlasıyla sıkılmaya başladım. ‘Türk’ün her yaptığı kötüdür’. Türk’ün karşısındaki her şey doğrudur ve herkes haklıdır. Bu tavır artık koskoca bir millete hakaret haline dönüşüyor. Ve ne yazık ki bazı aydınlarımız da mazoşist bir duyguyla bu toplu linç ayininden özel zevkler alıyorlar”.

            Kalemine sağlık Ertuğrul Özkök!... “Evlâd-ı Fâtihan”dan olduğunu bir kere daha gösterdin. Milletimizin duygularını en güzel şekilde ifade ettin.

X X X

            Bir kısım sözde aydınlar, “milliyetçiliği” Batı gözlüğüyle kötüleyerek “tabu” hâline getirmeye çalışıyorlar. Bu kişilerin geçmişine baktığımızda, Soğuk Savaş döneminin vatan, millet, bayrak, din gibi mefhumlardan hoşlanmayan; sözde toplumcu, marksist, devlet düşmanı bir hüviyette olduklarını görürsünüz. Hâlen, marksist, sosyal demokrat, liberal gibi hüviyetler taşıyabilirler; lâkin mâzilerinin tesirinden ve Batı’ya karşı aşağılık komplekslerinden bir türlü sıyrılamamışlardır.

            Biz de, halktan kopuk, dayatmacı, buyurgan, antidemokratik bir “zorba devlet” anlayışına karşıyız. Ancak bizim demokratlığımız, aslâ millet ve devlet düşmanlığına dönüşmemiştir.

X X X

            Sevgili Abdullah Gül, “Ben de milliyetçiyim” derken yalnız değilsin; bütün milletimiz senin gibi düşünüyor ve hissediyor.

            “Biz de milliyetçiyiz” diye haykırıyor.

 
 
ANA SAYFA YAZILAR GENEL LİSTESİ 2005 YILI YAZI LİSTESİ