Bayram Sohbeti

 

 

            Bayram devam ediyor. Kurban Bayramı’nın birinci günü, bayram namazı, bayramlaşmalar, kurban kesimi, kavurmalar, kebaplar derken, hummâlı bir faaliyet içerisinde geçti.

            Bildiğiniz gibi, bayram günleri yılın en mübarek günleri arasındadır ve bu bakımdan Ramazan’dan farkları yoktur. Onun için, ille de kafayı çekmek isteyen varsa, lûtfen birkaç gün daha beklesin. Bu arada, alkollü içki kullanan ailelerde bile, bayramda “likör” ikram edilmesinin ve içilmesinin Ramazan akşamı içki içilmesinden farklı olmadığını belirtelim.

X X X

            Hayvansever, çevreci, insancıl filân geçinen, esasında İslâm’a karşı pek de sempatileri olmayan veya kendilerini “müceddit” zannederek TV ekranlarında savurup duran “entel bozuntuları” ahkâm kese dursunlar; elhamdülillâh bu sene de kurban kesmek nasip oldu. Bu yıl kesilen kurban miktarının önceki yıllardan daha fazla olduğu söyleniyor. Belediyelerin gayretiyle, artık kurban kesme yerleri, hayvanlara itina edilmesi ve temizlik konularında, gözle görülür bir iyileşme var.

            Bizim Gaziantep’te bir tâbir var. Bir şeyi çok isteyip de yapamayanlar için “Kıçını hasıra sürsün!” derler. Bence bu kurban muhalifleri için epeyce hasıra ihtiyacımız olacak.

X X X

            Sevgili okuyucular, dikkat ettiniz mi? Dinî bayramları hor görenler; Ramazan Bayramı’nı “Şeker Bayramı” diye adlandırarak küçümseyenler; daha yirmi gün önce kesilen yılbaşı hindilerini unutarak Kurban Bayramı’nda “katliâm” yapıldığını söyleyenler; maddî plânda Bayramların tadını en iyi çıkaranlardır. En iyi elbiseleri bunlar giyerler, en iyi yemekleri bunlar yerler, beş yıldızlı otellerde tatillere giderler ve bayram çocukları gibi ortalıkta gezinir.

            Toplumumuzdaki bu “kültür mutantları”na aslında çok acıyorum. Bunlar yılda bir veya iki defa Bayram Namazı’na giderler; imamın hutbesini, camiin temizliğini tenkide kalkışırlar.

            Halbuki, çocuğunun, torununun elinden tutarak bayram sabahı camiye giden, tekbirler arasında âdeta ruhunu yıkayan, namazdan sonra cemaatle beraber sıraya dizilerek bayramlaşan, musafaha eden bir mü’minin manevî hazzını ve heyecanını bu baylar yaşayamazlar.

            Kurbanlığı süsleyip yüzünden gözünden öperek kasaba terkederken, nemlenmiş gözlerle Allah’a kurban kesmiş olmanın huzurunu idrak edemezler. Çünkü “Onlar” bu halktan bu milletten çoktan kopmuşlardır.

X X X

            Yahya Kemal’in “Süleymaniye’de Bayram Sabahı”nı hatırlıyorum. “Kendi gök kubbemiz altında bu bayram saati”ni yaşamak ne güzel diyorum.

            Serde Ankaralılar da var ya (Gaziantep ve Malatya’dan sonra tabiî), Hacı Bayram-ı Velî Hazretlerini hatırlamamak hiç olur mu? O büyük velîyullahın “N’oldu Bu Gönlüm” mısraıyla başlayan sımsıcak ilâhisini dilimden düşüremiyorum:

                        “N’oldu bu gönlüm, n’oldu bu gönlüm

                          Derd-ü gâm ile doldu bu gönlüm

                          ...............................................................

                          Bayramı imdi, Bayramı imdi

                          Bayram edersin yâr ile şimdi

                          Hamd-u senâlar, hamd-u senâlar

                          Yâr ile bayram kıldı bu gönlüm”

Ne diyelim, Cenab-ı Allah bize Hacı Bayram-ı Velî’yi “yâr” etsin...

X X X

            Lâkin beni bayram sabahlarında en çok gene Yahya Kemal duygulandırır. “Süleymaniye’de Bayram Sabahı”nın son mısraları, bu milletin müşterek terennümü gibidir:

                        “Ulu mâbedde karıştım vatanın birliğine,

                          Çok şükür Tanrı’ya, gördüm bu saalerde yine

                          Yaşıyanlarla beraber bulunan ervâhı.

                          Doludur gönlüm ışıklarla, bu bayram sabahı.

 
 
ANA SAYFA YAZILAR GENEL LİSTESİ 2005 YILI YAZI LİSTESİ