Devlet mi, Hükûmet mi?

  

            Bizim mahcur, prematüre ve törensel demokrasimizde, bilhassa son yarım asırlık “darbeler dönemi”nde bazı yazılmamış kaideler vardır. Siyasîlere, temel atma, kurdelâ kesme, yol, köprü, baraj yaptırma gibi işler verilir. Ancak, “tencereyi pislememeleri” için önemli kabul edilen konularda “devlet yasakları” konulmuştur. Siyasîler, “hududu” geçince, önce “uyarı”da bulunulur; sonra “kınama” cezası verilir; bu da işe yaramazsa, “geçici olarak görevden uzaklaştırılır” veya “siyasetten atılırlar”.

            Bu yazılmamış kaidelere göre, siyasetten arındırılmış “devlet”, daima siyasî “hükûmetler”in üzerinde kabul edilir. “Kutsal devlet”in “mabetleri”ne girerken, “kirli”(!) siyasî hüviyetinizden arınarak, “kamusal alan” ilân edilen yerlerde “Çatık kaşlı zâtlar” hâline gelmek zorundasınızdır. Siz, çift yollarla, petrol boru hatlarıyla filân uğraşa durunuz; yüksek öğretim politikası, Kıbrıs meselesi gibi konularda nihaî kararı “devletlûlar” verir.

X X X

            “Devlet”, siyasî bakımdan teşkilâtlanmış, toprak bütünlüğü olan bir vatanda yaşayan milletin oluşturduğu siyasî bir tüzel kişiliktir. “Hükûmet” ise, devletin görevlerini yerine getirmesini sağlayan ve devleti idare eden yetkili siyasî organdır. Demokratik rejimlerde devleti, millet tarafından seçilmiş organlar yönetir. Devletin “tüzel kişiliği”, demokrasilerde, milletin seçtiği kişiler ve hükûmetler tarafından temsil edilir.

            İşte bu noktada, göstermelik demokrasimizdeki “gizli oligarşik hâkimiyet” dişlerini gösterir. Çünkü, ülkemizde “devletten içerû devlet” olduğu ve bu “asıl devlet gücü”nün seçilmiş demokratik hükûmetler tarafından temsili mümkün olmadığı için, özellikle dış politika konularında “takke düşer, kel görünür”, biz de olanca iktidarsızlığımızla şapa oturuveririz.

X X X

            Sözü, AİHM’deki Leylâ Şahin dâvâsının temyiz duruşmasına getirdiğimi anlamışsınızdır. Dâvâ, başörtüsü yasağı yüzünden bazı kız öğrencilerin öğrenim haklarının ihlâliyle ilgilidir. AK Parti İktidarı’nın ve milletin çok büyük çoğunluğunun başörtüsü yasağına ve bu sebeple öğrenim hakkının ihlâline karşı olduğu bilinen bir gerçektir. Bu sütunlarda, bu çağdışı yasağın kişi hak ve hürriyetlerini ve öğrenim hakkını nasıl ihlâl ettiğini defaatle yazdık. Başta Başbakan ve AK Parti Genel Başkanı Erdoğan ve Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Gül olmak üzere, iktidarın yetkilileri bu istikametteki görüşlerini, Türk ve dünya kamuoyu önünde açıkça beyan ettiler.

            Şimdi kalkıp AİHM’ye verilen savunmada, “türban yasağının demokratik bir toplumda gereklilik olarak algılanabileceği”nden bahsediliyor. Yani sizin anlayacağınız, Hükûmet, başörtüsü yasağını savunuyor.

            AK Partili dostlar, alınmayın darılmayın ama ben hayatımda böylesine bir tezat görmedim. Sonra kalkıp da bu tezadı izah etmek için, “Bu, Hükûmet’in değil, Devlet’in görüşüdür” ya da “Bu, şahsî görüşümüz değil, Hükûmet’in görüşüdür” nevinden beyanlarda bulunmazlar mı, inanınız kahroluyorum.

            Yahu, sizi bu millet, kendi iradesini kullanasınız, kendi değerlerini savunasınız diye seçmedi mi? Siz, bu başörtüsü yasağından şikâyetçi değil misiniz? O halde, ne diye bu “Devlet görüşü” gibi iddialarla bu haksızlığı, hukuksuzluğu savunursunuz? Yoksa, bunu yapasınız diye ensenize silâh dayayan mı var?

            Yoksa, Dışişleri bürokrasisi siyasî iradenin önüne mi geçiyor? Üstelik Dışişleri Bakanlığı sözcüsü -herhalde savunmayı az bulup beğenmeyenlere izah etmek için- savunmanın, “hükûmetin verdiği direktifler çerçevesinde” hazırlandığını söylüyor.

            Diğer taraftan, “yasakçı jakoben tâifesi” de, Hükûmetin kasıtlı olarak savunmayı zayıf tuttuğu ithamında bulunuyor.

X X X

            Peki ne yapılmalıdır diye sorarsanız cevabımız açıktır: Devleti idare eden ve dış merciler nezdinde temsil eden yetkili organ, elbette hükûmettir. Bu durumda, türban yasağını güya “zayıf şekilde” savunarak AİHM’ye gönderme yerine; bu konuda Leylâ Şahin’in haklı olduğunu kabul ederek yasağı savunmaktan vazgeçmeliydi.

            Tabiî bu arada, “Eğer Şahin haklıysa açın bakalım üniversite kapılarını!...” diyecek olanlara verilecek cevap hâlen belli değildir.

            Bizi en çok da, bu “ayıplı savunma”daki “demokratik gereklilik” ifadesi üzdü ve güldürdü. Herhalde “bürokratik ya da oligarşik gereklilik” denmek istenmiştir...

X X X

            “Devlet”i “Hükûmetler” değil de, “Devlet içinde devlet” olan “devletlûlar” yönetmeye devam ettikçe, biz daha ensemize ne şaplaklar yeriz kimbilir...

 
 
ANA SAYFA YAZILAR GENEL LİSTESİ 2005 YILI YAZI LİSTESİ